Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Örtülü faiz artırımı

TC Merkez Bankası’nın örtülü faiz artırımı ve doğrudan döviz satışı yeterli olmadı, dövizin uçuşu sürüyor

Döviz piyasaları bir türlü dengeye gelemiyor. TC Merkez Bankası’nın uyguladığı döviz satım ihaleleri ve doğrudan satış işlemleri ile piyasaya bol döviz sürmek ve böylece döviz talebini kırarak, kurlardaki artışı durdurmak hamleleri bir türlü başarılı olamıyor.

Benim ve birçok ekonomistin de vurguladığı gibi faizlerde bir artış sağlanmazsa (özellikle mevduat faizlerinde) kur artışının gerilemeyeceği fikrini Merkez Bankası bir türlü uygulamaya koymuyor. Ayrıca, Türkiye’de siyasette, poliste ve yargıda yaşanan dalgalanmalar ve oluşan riskler de döviz kurlarının normalleşmesini ve geriye gitmesini engelliyor. Eline para geçen, döviz almaya koşuyor.

Yabancı ve yerli yatırımcılar, dövizin daha da çıkacağı beklentisi ile döviz alımlarına devam ediyorlar. Eline para geçen vatandaş bile, döviz almaya koşuyor. Borsa’dan çıkışlar devam ediyor. Yabancı sermaye, riski sevmediği için, Türkiye’ye gelmeyi düşünen fonlar gelmekten vazgeçiyorlar. Böylece, ülkedeki döviz arzı çoğalamadığı ve döviz talebi artarak devam ettiği için de kurlardaki yükselme devam ediyor.

Bütün bu gelişmeler ışığında, geçtiğimiz salı günü gerçekleştirilen TC Merkez Bankası Para Politikası Kurul Toplantısı’nda çok yüksek ihtimal olmamakla birlikte faizlerin artırılabileceği beklentisi vardı. Fakat bu beklentiler tam olarak gerçekleşmedi. Faiz koridorunun alt sınırı (%3.5) ve üst sınırı (%7.75) değiştirilmedi. Ancak piyasayı kısmen memnun edici bir karar alındı. Merkez Bankası, ek parasal sıkılaştırma uygulaması gerekli görülen günlerde, bankalar arası piyasadaki faizlerin %7.75 yerine %9 seviyelerinde oluşmasını kararlaştırdı ve 27 ile 30 Ocak’ta ek sıkılaştırma olacağını açıkladı.

MB, genel olarak hem faizleri artırmıyorum, bundan kaçınıyorum diyor, hem de ihtiyaç duyulan günlerde, bankalar arası piyasada faizlerin %9’da oluşmasını sağlayabilirim mesajını veriyor. Bu aslında, örtülü faiz artırımı demektir ve Merkez Bankası’nın uygulayacağı yeni tedbirlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Diğer açıdan da baktığımda, Merkez Bankası, ekonominin gereği olarak faizlerin artması gerektiğini kabul etmeseydi, istisnai günlerde faizi %9’a çıkaracağım demezdi diye düşünüyorum. Bunun faydalı olabilmesi için, bu uygulamanın devamlı hale gelmesi gerekmektedir.

Ek sıkılaştırma konusunda sizlere biraz bilgi vermek istiyorum. Merkez Bankası, bankalar aracılığıyla farklı faiz oranlarıyla piyasalara sıcak para (TL) sürüyor. İhtiyacı olan bankalara 1 hafta vadeli repo faizi ile para satıyor. Bu para kısılırsa, bankalar sıkışıyor ve eldeki mevcut para, talebi karşılayamıyor. Böylece TL’nin değeri artıyor. Merkez Bankası işte istisnai gün dediği bu günlerde bankalara sattığı para miktarlarını kısıyor yani politikasını sıkılaştırıyor, böylece verdiği parayı da pahalı hale getiriyor. Satacağı parayı da normal faizi ile değil, ihale ile bankaların ihtiyaçları para miktarında ve ödeyecekleri faiz oranında satıyor. Buna da istisnai gün deniyor.

Bu ek sıkılaştırma (istisnai gün) uygulamaları piyasadaki para miktarını azaltarak ve TL’yi pahalı hale getirerek, döviz fiyatının artışını önlemeye yöneliktir. Bu durum, enflasyonu da geriletebilir diye düşünülüyor.

Ancak, bu yapılan örtülü faiz operasyonu bile, kurların artmasını engelleyemedi. Merkez Bankası, bu hamleler ile net ve açık bir mesajı piyasalara veremedi.

Bunun üzerine, Merkez Bankası 2 yıldır kullanmadığı piyasaya doğrudan döviz satışını başlattı. Düzenli döviz satımı ihalelerinin, kurlardaki artışı dizginleyememesi nedeniyle, Merkez Bankası doğrudan piyasaya döviz satışlarını başlattı. Piyasaya 3 milyar USD sattı. Bu uygulamanın ne kadar başarılı olacağını, trendi ne kadar etkileyebileceğini hep birlikte göreceğiz. Ancak şu anda pek etkili olamadı. Bu yazının yazıldığı saatlerde Euro 3.17, Dolar, 2.33 ve Stg de 3.85’i aşmıştı.

Umarım, bu tedbirler işe yarar ve siyasi istikrarsızlık da bir an önce ortadan kalkar ve piyasalar dengeye gelir. Merkez Bankası’nın faiz silahını zamanında ve gerektiği yerde kullanmaması sıkıntı yaratmıştır. Önümüzdeki dönemde bu silahı kullanmak istediği zaman ise geç kalınmasından dolayı beklenen etkiyi ve başarıyı da sağlamayabilir. Konjonktürün uygun olduğu, kurun bu kadar artmadığı zamanlarda yapılacak küçük oranlı faiz artışı, bugün yetersiz kalabilir ve yapılacak büyük oranlı artış bile beklenen etki ve başarıyı sağlamayabilir.

Ümit ederim ki, siyaset ve yargıdaki dalgalanmalar kısa sürede durulur. Yabancı sermaye ve fonların bir ülkeye gelmesi, ekonomik, siyasi istikrarın yanında esas olarak yargı ve hukuktaki istikrar ve güven ortamına göre şekillenmektedir. Yabancı fonlar, her zaman, istikrarlı, güven duyulan ve gelir elde edebileceği piyasalara akmaktadır.

Son tahlilde, ekonomiye, faiz artışı mı, yoksa kur yükselişi mi daha fazla zarar verebilir sorusunun otoriteler tarafından tartışılması ve cevaplanması gerektiğini düşünüyorum.