ABD Merkez Bankası (FED), uzun zamandır beklenen, tahvil (varlık) alımlarındaki azaltma kararını geçtiğimiz perşembe günü açıkladı. Böylece, piyasalardaki belirsizlik ortadan kalktı. Küresel ekonominin normalleşmeye başlaması beklenmektedir. Bilindiği üzere FED ayda 85 milyar USD tahvil alımı gerçekleştiriyor ve piyasalara sıcak para akıtıyordu. Bu kararla, bu alımlar ocak ayından itibaren 75 milyar dolara indirildi. Varlık alımlarının 40 milyar doları Amerikan hazine bonosu, 35 milyar doları da konut kredisi tahvillerine aktarılacak.
ABD’de, ekonomik verilerin, özellikle de işsizlik ve enflasyon verilerinin iyileşmeye devam etmesi halinde, tahvil alımlarının daha da azaltılacağı, FED’in açıklamasında belirtildi. Demek ki, veriler, iyiye gitmeye başladı.
FED, uzun zamandır beklenen tahvil alımlarının azaltılması kararının olası olumsuz etkilerini azaltmak için de, ABD’deki faiz oranlarında değişikliğe gitmedi. Mevduat ve kredi faizlerinin uzun süre mevcut düşük düzeylerinde seyredeceği bekleniyor. Ancak mevduat ve kredi faizlerinde bir yükseliş olmamasına rağmen varlık alımlarının azaltılması kararı, ABD’de 10 yıllık tahvil faizlerinde yükselişe sebep oldu.
ABD’de varlık alımlarının düşürülmesi, özellikle gelişmekte olan ülkelerin paralarında değer kayıplarına yol açabiliyor. Nitekim,Türkiye’de de, yaşanan yolsuzluk operasyonuna yönelik gelişmeler ile birlikte, FED’in açıklamalarından sonra altında ve borsada düşüşler, dövizde ise yükselişler görüldü. Bu yazının yazıldığı saatlerde, Dolar 2.10 lirayı, Euro 2.85 lirayı, sterlin 3.42 lirayı, döviz sepeti de 2.46’yı aşmıştı. Bunlar tüm zamanların rekoru. Altın, son 6 ayın en düşük seviyesine geriledi. Türkiye’deki son siyasi gelişmeler de göz önünde bulundurulduğunda, dövizdeki yüksek seyir ve tahvil faizlerindeki yüksek oranlar devam edeceğe benziyor. Hatta uzun vadedeki tahvil faizleri daha da artabilir.
ABD Merkez Bankası’nın piyasaya aktardığı, aylık 85 milyar dolarlık varlık alımları neticesinde oluşan sıcak paranın bir kısmı da Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerin borsa, faiz ve tahvil, bono gibi yatırımlarına gelmekte ve bu ülkelerde döviz bolluğu yaratmaktadır. ABD’de varlık alımlarının azaltılması, Türkiye ve benzeri ülkelere gelecek olan sıcak kaynakları da azaltacaktır. Bu durum da, ülkedeki döviz fiyatları ve faizleri artırabilecek, bunun paralelinde de, ülkedeki enflasyon da yükselebilecektir.
Türkiye’de yaşanmakta olan soruşturma ve operasyonlar, ekonomik ve siyasi risklerden tedirgin olan yabancı sermaye yatırımcılarını ürkütüp, ülkeden çıkış yapmalarını sağlayabilir. Piyasadaki döviz miktarı azalınca, dövizin fiyatı daha da yükselebilir. Bu durum da, TC Merkez Bankası, piyasaya döviz akışı sağlayarak dövizin fiyatının daha da yükselmesini önlemeye çalışmalı, eş zamanlı olarak da faiz oranlarında yapacağı artışlarla ülkeden para çıkışını önlemeli ve yeni sıcak kaynakların ülkeye girişini sağlamalıdır. Bunun da etkili olup olmayacağını, yapılacak döviz satış ihaleleri ve eğer olursa faiz artırım kararlarından sonra hep birlikte göreceğiz. TL’nin değer kaybı ve döviz kurlarının yükselmesi, KKTC’yi de olumsuz etkilemektedir. İthalat ağırlıklı olan KKTC ekonomisinde, ithalattaki döviz ağırlığı çok yüksektir. Döviz kurlarındaki artışlar, ithalatta ve dolayısıyla ülkede pahalılık yaratmaktadır. Zaten son 1 yılda oldukça yükselen kurlar ve yapılan zamlarla ülkede pahalılık, enflasyon artmış ve hane halklarının satın alma gücü azalmıştır. Ticaret sektöründe, döviz arttı diye, stokta, önceden alınmış mevcut malların fiyatlarını yükseltmek, pahalılığı körükleyecektir. Bundan kaçınılması gerekir. 2011 yılındaki %14.7 oranındaki enflasyonun, tasarruf tedbirleri gerekçesi ile maaşlara yansıtılmaması, 2012 ve 2013’teki hayat pahalılığının yansıtılmış olmasına rağmen, satın alma gücündeki kaybı telafi edememiştir. Ocak ayında, çalışanlara yapılacak enflasyon oranındaki maaş artışı, vatandaşın oldukça düşen satın alma gücünü bir miktar artırsa da, dövizden kaynaklanan kayıpların artması, sıkıntıları büyütecektir. Umarım, yeni döviz artışı ve zamlar olmaz, ülkemiz daha da pahalı hale gelmez ve satın alma gücü daha da düşmez. Döviz kurlarındaki yükselişler, talebin düşmesine, işsizliğin artmasına, borç taksitlerinde ertelemelere yol açmakta, bütün bunlar da, genel ekonomide daralmaya sebep olmaktadır.
Son olarak şunu belirtmek istiyorum; borç almayı düşünen herkes, bu dönemde mutlaka dövizle değil, TL ile borçlanma tercihini kullanmalıdır. Herkes gelirine göre harcamalarını planlamalı, kısacası ayağını yorganına göre uzatmalıdır.
































