Nazım Burgul (Multidisiplin)
Genelde Portakalların, özeldeyse Katalunya’nın efsane futbol düşünürü Johan Cruyff’un Football Mundial adlı tv programında yaptığı bi’açıklamada; “Herkesin bir kapasitesi vardır ve onu dikkate almak zorundasınız. Tabii ki de oyuncuları geliştirmeye çalışırım. Ama o da bir yere kadardır. Eğer öğrenmeye açıksa elimden geleni yaparım. Ama sınırları belliyse, o sınırlar içerisinde hareket ederim” dedi. İlgili tv programını izlerken bizim ligimiz aklıma geldi ister istemez. WM Kurgusu/Dizilişi (Sistem değil) yerini 90’lı yılların başından itibaren 3-5-2’ye bıraktı. Millet futbolu ‘dörtlü alan savunması’ ile oynarken gerek medyanın, gerekse camiaların kanun hükmündeki kararname şeklindeki tabuları sayesinde eşleşmeli savunmadan bir türlü vazgeçemedik. Alan savunması ile ilgili yorumlar sayesinde de futbolcu dostlar ve teknik adamlar konu ile ilgili öğretilmiş çaresizliği sapına kadar yaşamışlar. Süleyman Demirel bir konuşmasında “Üç ayda kabak bile yetişmez” demişti ya, hemfikiriz. Gün gelecek dörtlü alan savunması önünde istediğimiz dizilişi uygulayacağız. Tabi isterseniz tek forvetli Diamond Sistem’i, isterseniz de Cryuff’un Total Sistem’e dayalı tek bloklu bir kurguyu seçersiniz. Bunun yanında hücumda ve buna karşılık top kaybı esnasında alınacak savunma pozisyonu için bireysel, grup ve takım taktiği şart. Tabii bu senaryo için fiziksel, zihinsel ve duygusal hazırlılık da şart. Hele hele fiziksel hazırlığınız yoksa, yüksek devirli bir rakip size hemen perişan eder. Bu süreci sevk ve idare edecek grup ise kulüp yönetim kurulu. Bu yönetimi ise maestro gibi yöneten bir başkan egemenliği de şart. ‘Ölme eşşeğim ölme’ yani anlayacağınız. Simon Kuper’in de dediği gibi; “Futbol asla sadece futbol değildir”. Haklı adamcağız; Futbol meslektir, sanattır, şölendir, sanayidir, şikedir, şiddettir, kardeşliktir, kalleşliktir. Her ne halt ise, biz hepsini yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Neyse, unutulmasın ki sistem amaç, diziliş araçtır. Spor, çevre, sağlık, kongre, eğlence, kültür veya karpuz turizmi ile ilgili yıllardır gabak kesiyoruz. Bardağı taşıran son damlada 5 Kasım FIFA Zirvesi sonrası yaşanan ayrılıklar. Mâlum, Kıbrıs’a bir zamanlar ‘Milli Dava’ gözüyle bakanlar, son yıllarda olaya ‘Kıbrıs Sorunu’ gözü ile bakıyor. “Sallanan bir gemide, sallanmayan kamara olamaz” misâli sporumuz da bu davadan nasibini almıştır. Matematik dersindeki havuz problemleri sayesinde havuz yerine denizi tercih eden bir kuşak olarak, şimdi de spordan sorumlu bakanlıkla federasyon arasında yaşanan sporun finans havuzu ile ilgili sorunla karşı karşıyayız. Garibim yöneticiler futbolcu evlatçıklara para yetiştirmeye çalışırken, kendi evlatçıklarının rızkından kesiyorlar bildik. Diğer federasyonlar da mevcut 2,5 milyon TL’nin futbol kulüplerine aktarılmamasından yana tavır koyuyor. Külliyen reddediyorum. Bu para kesinlikle bu kulüplere indirilmeli ancak esnek olmayan bir denetleme mekanizması da şart oldu artık. Sporcu özkaynağını desteklemeyen kulüplere bu yardım derhal kesilmeli ve yöneticilerine de hesap sorulmalıdır. Gerçi en son hesap sorulması gereken yurdum spor yöneticileri ya, neyse! Yurdum gençlerini alkol, uyuşturucu ve türlü sapkınlıklardan koruyup, spora yönlendirmeye çalışan yine onlar değil mi? Bal gibi BAL’a oyuncu yetiştirenler de onlar. Hem de bedelsiz; ‘Gir bahçaya da kes gendi elinlâ’ misâli Yeşilırmak çileği gibi. Bayılırlar hazıra konmaya. Yakışır da aslında..
































