“Off the record” öncelikli bi’gazetecilik terimidir; Gazetecinin haber kaynağını kayda almaması koşulu ile açıkladığı bilgi anlamına gelen bi’terimdir bu’durum. Türkçe meâli ise “Aman aramızda kalsın, kimseyle paylaşmayalım”dır güya(!) ama bu sırrın en büyük paylaşım dürtüsü de “aramızda kalsın” söylemidir. Neyse, bizim adam olayı gözlemleyerek ve/veya haberi birincil kaynaktan alarak, kaynağın güvenilirliğini de test edebilecek yeteneğe sahip midir? E evet! Üslûbu konusunda titiz, dil bilgisi ve imlâ kurallarını bilen, okuyucunun anlayabileceği dilde basit ve akıcı bir şekilde düşüncelerini ortaya koyan bir özelliğe sahip midir yine bildik bizim spor gazetecisi? E olmalıdır. Yalan haberden uzak, olaylara daha geniş açıdan bakabilecek bir dünya görüşüne sahip, karşı cepheye de cevap hakkını kullandıran bir anlayışa sahip midir? E tetikçi değilse ecet! Bi’hayli okuyucusunun olduğunu bilerek, özel hayat hakkını çiğnemeden, sadece problemleri ortaya koymamak; problemleri ortaya koyarken problemin nedenlerini ve çözüm yollarını da araştırma yaparak ortaya koymak onun boynunun bir borcu mudur? E pek tabii de! Dört mevsim boyunca gerek saha, gerekse salonlarda soyunma odalarının büyülü kokusunu teneffüs eden bir basın emekçisidir spor gazetecisi. Çocuğu 40 derece ateşle yanarken mürekkep kokulu loş ışıklar altındaki küçük bir çalışma odasında sayfasını kapatan, hafta içi ve sonu farketmez, yağmur-çamur demeden saha ve TV stüdyosu arasında mekik dokuyan, mesai mevhumu gözetmeyen bir yapıdır bu organizma. Sosyolog-yazar Cem Atabeyoğlu’na göre spor gazetecisi; “Konusu spor olan, bu alandaki güncel olayları gazeteciliğin temel kuralları çerçevesinde takip eden, yorum ve fotoğraflarla zenginleştirilerek duyuran, bilgi veren bir uzmandır”. Can Kozanoğlu ise spor gazetecisini; “Spor olaylarını yakın takibe alan, yazan, yorumlayan, resimleyen kişidir. Spor sahaları ile okuyucu arasında ve de sporseverler arasında bir köprüdür” diye târif ediyor. Neyse, ‘Kim kime, dum duma’ bir hayatımız yok artık. Herkes sırtını duvara vermiş güvensizlikten. “Aman aramızda kalsın” diyenler aslında “Kulağına küpe olsun da çevrenle paylaş” dürtüsü uyandırır kanımca. Bu çerçevede ‘gazetecilik’ bir iş mi, yoksa bir meslek mi? Gazetecilik bu memlekette artık bir ‘iş’ olmuş çorba parasına. Küçücük bir yarım adada yapıyoruz. ‘40 dervişiz, birbirimizi biliriz’ misâli herkes birbirinin ne halt olduğunu iyi bilir. Hele hele öyle avaracı arkadaşlar var ki, bire bin katarak ver Allah Allah dedikoduyu veya olmayanı var etmeyi. Neyse, Futbol dünyamız da aynı durumda. Cesaret, adalet ve dürüstlük gabağı kesen bir kısım büyüğümüz, geçmiş dönemlerde yapılan hatır, gönül, istihdam veya diğer şikeleri hep anlatırlar. “İyi halt ederler” diyebilirsiniz ama durum maalesef bu yönde. Hele hele “Of fthe record” diye başlayan cümlelerde biraz abartma, biraz yalan, biraz da acı gerçekler var tabii ki. Yıllar geçse de şike ve teşvik konuları bir türlü olmadı olmayacak da. Ne mi oldu? Tabii ki “on the record” oldu ve olacak daİyi de edecek. Maç satmak veya rakibi görmezden gelmek hangi kitap veya adamlık yasası yazmış! Yapanın yanına kâr kalmayacağı bir dünyada yaşıyoruz artık. 40 yıl geçse de veya “Yıllar geçse de üstünden, bu kalp seni unutur mu” örneğinde olduğu gibi takdir-i ilâhi vûkû bulur ve bulacaktır da. Bu kalleşliği yapanların yediği naneler kavehanedeki asmanın altında konuşulur ve konuşulacak da. Sonuç mu? Efsane Bob Marley’in de dediği gibi; “Sen kim oluyorsun da benim yaşadığım hayatı yargılıyorsun! Ben Mükemmel değilim… Ve olmak zorunda da değilim… Parmağın ile beni işaret etmeden önce, ellerinin temiz olduğundan emin ol”. Nokta..

Önceki Haber
Sonraki Haber

























