Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Beslenme politikamız mı?

Aslından bi’zamanlar “can boğazdan gelir” deyişi mantıklı bi’deyişti. Mesela o dönemlerde doğal ortamda beslenen ve de kesildikten sonra düdüklüde 2 saatte pişen köylü tavuklar vardı. Düşünün, o dönemin civcivleri 40 günde anca da yumru kadar olurlardı ama şimdi GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) yemler yetmezmiş gibi içine de antibiyotik basılan bi’bulamaçla 40 günde maşallah hindi gibi tavukları soframıza gönderen vahşi kapitaller vardır elbet! İç piyasayı bilemem ama ithal edilen ürünler konusunda özellikle de Türkiye’de çalışan yüzlerce beslenme bilim uzmanı aynen böyle diyor. E geri kalan ayak, ibik, gaga ve boyun bölümlerini de un’a bulayıp, kanser tetikleyici kimyasalarla raf ömrü uzatılan hazır donmuş gıda paketlerine “nugget”ı da çaktılar mı alın size potansiyel hastalıklı bireyler! Yazık, geçen Amerika’da yayımlanan bi’makalede “GDO’lu anne sütü”nden bahsetmişler. E neydi olacağı! Yumurta mı? E o da endüstriyel işlerden çıkmakta. GDO’lu ve de antibiyotikli “piliç” denilen tavuktan çıkan yumurtalar da maşallah hep aynı renkte ve de büyüklükte soframıza girer oldu. Fabrikasyon yumurtalara ilişikin besin öğeleri konusunu da gıda mühendisi arkadaşlar yazsın inşallah. E steril olmayan sütten üretilen yoğurt veya hellim işleri mi? Onu da diğer beslenme bilimci arkadaşlar açıklasın lütfen. E bu konuda devlet(!) politikamız mı? Klasik ve de bildik hikâye durumları. Daha çok fırın ekmek isteriz yine bildik. Düşünün, ABD Başkanı Eisenhower 1955’te kalp krizi geçirince korku miskin ya, özel doktoru Prof. Dr. Paul Dudley White’a tüm ülke çapında kalp hastalıklarını önleme konusunda talimat vermiş. White da Heart Disease (Kalp Hastalıkları) adlı kitabındaki projeyi Eisenhower’a sunmuş. Projenin adıysa; ‘Bütün Hastalıklar Mutfakta Başlar’dı. Bu sürece Oxford Üniversitesi’nden beslenme uzmanı Prof. Dr. John Yudkin de katılmış. Daha ilk başlarda yapılan araştırmalarda ‘işlenmiş şeker’ kullanımının birçok hastalığın temelini oluşturduğu saptanmış. Şeker yanında ‘doğal olmayan işlenmiş yağ’ların da özellikle kalp hastalıklarını tetiklediğini ortaya koymuşlar. E işin çerisinde sadece kızartılmamış zeytin yağı ve de köylü tereyeğı ile beslemeyi tavsiye etmişler. Köylü et, köylü süt, yoğurt, peynir ve yumurta, fırınlanmamış çiğ kuruyemiş, az kuru meyve, az bulgur, çok özellikle yeşil yapraklı çiğ sebze, elma ve narenciye cinsinden az meyve, ayran, kefir ve de bol su tüketimini rapora yazmışlar. Boyalı ve de gazlı içecekler, şekerlemeler, işlenmiş unlar ve de endüstriyel etleri tamamen yasaklamışlar. Bu çerçevede de ülkenin her eyaletinde egzersiz alanlarının planlanmasını ilgili projeye yazmışlar. Neyse, en azından hiç yoktan bi’devlet politikası ile vatandaşlarının fiziksel, zihinsel, duygusal ve de sosyal sağlıklarına ilişikin bi’yeni oluşum için butona basmışlar. İktidara her gelen başkan da bu projeye az veya çok katı koymaya çalışmış. Bu aralar Amerika’nın First Lady’si Bayan Obama bu işlerle ilgileniyor. Alkol ve sigaradan sonra önce şeker, sonra da tuzu sıraya koymuşlar. Özetle Amerika, Avrupa ve de özellikle Asya’da da bu’tip beslenme pogramlarına tüm devlet adamları katkı koymaya devam ediyorlar. Bizim devlet(!) adamlarımızın beslenme projeleri mi? Yalan, dolan, sahtekarlık ve de gösterişten ibaret organize işlerden vakit bulurlarsa, belki bi’gün bizim de bir beslenme politikamız olur! Yazık. Neyse, top artık profesyonel zeminde beslenme bilim çalışan dostlarda ve de birliklerinde. Boru değil, KKTC’de her yıl 500 kanser, 700 de kalp krizi vakası varmış. Dünya standartlarının çok üzerindeyiz. Maalesef…