Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rüzgâra yelken bas

İyi saatte olsun Prof. Dr. Orhan Arslan Hocamız “Herşeyi bilebilirsin ama esas mesele haddini bil’mektir” derdi hep. Hocamızla hemfikiriz. Ya ötesi? Ötesinde de bilge Yunus Emre var bildik; “İlim ilim bilmektir; İlim kendin bilmektir; Sen kendini bilmezsin; Ya nice okumaktır” demişti usta. Birçok insan kendini ya olduğundan büyük görür, ya da büyüklüğünün farkında değildir; İşte bur’da da kendine dönme ve özsorgulamaya ilişkin bi’takım ipuçları aramaya başlarız; Sonuçta da birçoğumuz “kimim ben?” sorusunun cevabına saplanır ve debelenir, dururuz; Tıpkı dere kenarındaki sazlıklar gibi rüzgâr nerden eserse bir kamış politikası güderiz. Hâlbuki ünlü liderlik kuramcısı Maxwell; “Kötümser rüzgârdan yakınır, iyimser rüzgârın dinmesini bekler, lider ise rüzgâra yelken açar” demişti bir konuşmasında. İşte, bu açılımdan yola çıkarak insan kendini dürtmeli, motivlemeli ve harekete geçirmelir. Kendi kendinize; “Hade hareketlen. Hayatın provası yok. ertelemeyi kes artık diyorsanız” hedeflerinizde öncelik seçimi yapın. Bi’insan hem darbukatör, hem de fabrikatör olamaz. Hedefte öncelik seçimi yapmak size hayattan maksimum haz almanızı da sağlayacaktır. Sosyal bilimci arkadaşlara göre yaşamdaki birinci derecedeki mutluluk kaynağı ‘iş doyumu’dur. İşinizi severek yapıyorsanız mutlu olursunuz. Ya da sevdiğiniz işi yapın ki mutlu olasınız. E spor dünyamız da genel dünyamızın en önemli parçalarından biri değil mi? Bazen aktif egzersiz, bazen de pasif endüstriyel spor takılarak atraksiyonla hey’can yaratmaya çalışanlar daha çok yaşıyorlarmış. Hele hele işin içerisinde ‘ılımlı egzersiz’ varsa; biraz zihinsel, biraz fiziksel, biraz duygusal, biraz da sosyal yaşamın dibine dibine vururuz evelallah! Ancak sporu iş olarak görürsek, işin içerisine artık profesyonellik girmiştir. E profesyonelliğin olduğu yerde de ‘nakit için her ne pahasına olursa olsun kazanmalıyım’ felsefesi girer. Profesyonel sporcular eve ekmek götürmeleri için biraz şiddet, biraz yıkım, biraz tükenmişlik, biraz doping, biraz şike, biraz da reklam kokan hareketlerle müsabakalara çıkarlar. İşte bur’da da sporda ‘mükemmellik stratejileri’ planlanmalıdır. Şöyle ki;

– Müsabaka ile ilgili olmasını istediklerini düşün..
– Olumsuz sözcükler yerine olumlu ve seni coşkulandıran sözcükleri kullan. Kendi kendine konuş, dürt ve hesap sor…
– Müsabakalarında %100’nü ortaya koy, %99’u kabul etme…
– En iyi yaptıklarına odaklan, yapamadıklarına değil…
– Senden iyileri izle ve onları farklı kılan yönleri bul ve kendine transfer et…
– Mükemmel antrenman mükemmel yapar, unutma!…
– Takımdaşlarınla olan ilişkilerini olumlu yönde yeniden düzenle. Unutma, onlar yoksa sen de yoksun..
– Başarılar kimsenin tekelinde değildir, olamaz da. Yok öyle sürekli şampiyon olmalar…
–  Birisi için mümkün olan, senin için de mümkündür, unutma!…
– Enerjini ekonomik kullan…
– Lidere adapte ol ama zaman zaman da durumsal lider olmayı dene…
– Rakibe saygı duy! Yoksa onu küçümsersin ve de mağlup olursun…
– Yaptığın işten zevk almaya bak, aksi takdirde yapma. Zorla güzellik olmaz..
– Amansız ol. Amansız diz çökmez ve de amansız acıyı sever. Asla pes etme…
– Antrenman veya müsabaka esnasında yorulduğunda değil, sonlandığında dur…
– İyi uyu, temiz beslen. İşlenmişten uzak dur ve de toplam beslenme tarzına dikkat et…
– Olumlu düşün ki olumlu olsun. Beynimiz her zaman olumluyu algılar…
– Hayatın provası yok. Hayallerini erteleme ve de çok çalış…
– Fazla böbürlenme. Artistik de yapma. Padişahtan bile büyük tabii ki de Allah var…
Sonuç mu? Sonuçta rüzgâra yelken bas! Yok öye ağlama ve de sızlanma. Hade hayırlı traşlar…