Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Denktaş Bey’in ricası

1996 ile 98 yılları arasında Allah gani gani rahmet eylesin ve de toprağı bol olsun Rauf Bey’in (Denktaş) emniyet subayıydık yine rahmetli biricik damadı Urcan kardeşimle. Kendisini yakından tanıyanlar bilir. Bi’defa göz göze geldiniz mi direkt esas duruşa geçer ve de koşulsuz itaat ettiren bir enerjiyi damarlarınızdaki asil kanda hissederdiniz. Aşağıda yazdıklarımı Denktaş Bey’le de paylaşmıştım Yılan Adası’ndaki çalışma ofisinde. Büyük oğlu Raif Denktaş Önce Oxford’tan mezun iyi bir akademisyen, iyi bir müzisyen ve iyi bir siyasetçi adayıydı ama maalesef 51’de doğdu ve 85’te hızlı yaşadı genç gitti(!) bu fâni dünyadan rahmetle. Raif Hoca; “Yemeyi, içmeyi, baloyu dansı sevmedim, yapmadım ve yapmam. Sebebi yoktur: Sadece içim söylemez ve vaktim olmamıştır, hiç bir dönemimde. Eğlence yoktur hayatımda. Uğraş vardır. Müziğin köklüsünü ve anlamlısını sever dinlerim. Arkadaşlarımla buluşabildikçe çalarım. Bazen sabaha karşı klasik gitar notalarının arasında kafamı dinlerim. Bu zevkime de kimseyi karıştırmam. Müzik ruhun gıdasıdır. 73’ten 79’a kadar günlük gazete çıkardım. Çıkaran bilir. Kıbrıs’ta gazete çıkarmak; yazısından başlar, katlanmasına kadar gider. İnsanın gecesini gündüzünü bir eder. Matbaamı borçla kurdum; ödeyemedim sattım. Satmayayım diye birine gebe kalmayı düşünmedim.  Vurguna, soyguna da yeltenmedim. Bunları benliğim kabul etmez. Bu düzende madden mahkum olabilirim ama alnım açık gezerim. Ben Hakim Raif Bey’in angonisiyim. Bu bana yeter” demişti bir söyleşide.  Arkadaşlarıyla kurduğu Sosyal Demokrat Parti’sinin ilk mitingi şu anda da faaliyet gösteren Anibal Buba’nın lokantasının olduğu meydandaydı. Raif Denktaş ve adamları mitinge adam toplamak için bedavadan mandalina dağıtıyordu ahşap kasaların içinde. İşte öyle bir akşamda gözüme bi’pankart çarptı veya çaktı; “Ricayla yaşama düzenine son” diyordu. Yıllar geçti ama bu rica işleri itmedi bitmedi bildik. Neyse, o yıllarda da küçük oğul Serdar Bey (Denktaş) de sıkı bir ralliciydi. Onu da kan ter içinde Plümer Koruluğu’ndan hatırlarım yan yan. Ve sonuçta Raif Denktaş’ın yokluğunda küçük oğul Serdar Bey siyasete atıldı ve de Gençlik ve Spor Bakanlığı ile sahnede yer almaya başladı. “Sahne” dedik çünkü o da tıpkı ağabeyi gibi bir müzisyen. Sağolsun yüksek lisans tezimizle ilgili de bi’hayli vaktini almıştım memleketin spor yönetimine ilişkin naçizane çalışmamızda. E Serdar Bey şimdi de Spordan Sorumlu Bakan oldu. Geçen TV programımızda Mustafa Müdür’le de (Özsoy) konuyu paylaştık. Neymiş? “Başbakan Yardımcısı virgül, Ekonomi virgül, Turizm virgül, Kültür virgül ve Spor nokta” dedik bir koltukta beş karpuz. E hâl böyle olunca Milli Eğitim’den ayrılan spor ne gibi bi’atak yapacak veya atağı geçtik ne kadar dikine yol alacak.  Bu konudaki sporun performansı ilgili atanacak müdürlere bağlı mı? E onların da işi zor. E bu sistem sürdürülebilir mi? Asla! E n’apmalı? Bi’defa Serdar Bey komite tipi teşkilatlanmaya inanan biri. Spor İhtisas Komisyonu’nu çoktan geçtik. Spor Dairesi Yönetim Kurulu’nun revizesi de şart oldu. Sonuç mu? Sonuçta kendisine bağlı bie Avrupa Birliği Spor Yönetimi Modeli tesis etmeli. Asgari bağımsız bu örgüte de rutin aralıklarla hesap sormalı veya bilgi almalı gibi bi’çözüm önerisi ilk aklıma gelen. Küçücük bir adanın kuzeyinde spora müthiş bir talep var. Aktif lisanslı sporcu sayısı nüfusun yüzde 10’u. Bu oran Türkiye’de yüzde 1,2 ve AB’de ise ortalama yüzde 3. Talebin çok olduğu bu faaliyetler sistemini ülkemiz, toplamda 30 spor federasyonu ile yönetiyor. Kimisi sözde özerk, kimisi özerk değil. Hemen hemen tüm sporseverler ve spor düşünürleri bu sayıyı abartılı buluyor ancak aynı fikirde değiliz. Her branşın kendine özgü bir teknolojisi, saha- malzeme bilgisi,  kuralı ve eğitimi-öğretimi var. Bu yüzden her branşı ayrı ayrı düşünüp organize etmek gerek. Tabii eğer ‘spordan’ bahsediyorsak. Amaç egzersiz ise durum farklı olur. Birçok branş için Herkes İçin Egzersiz Federasyonu oluşturup fiziksel ve zihinsel bütünleşen branşları tek çatı altında toplayabilmek de bir alternatif. E bir’de Amerika’daki gibi Okul Sporları Federasyonu şart oldu. Tabela federasyonları bir yana, hedef kitlelerine kaliteli hizmet vermek için zaman, emek ve para harcayan yöneticilerin çığlıkları bazı dönemlerde dikkate alındı, bazı dönemlerde ise pek de dikkate alınmadı veya yüzeysel alındı. Yetkililer genellikle de “her federasyona eşit uzaklıktayız” der yıllardır. Kanımca eşitlik; adalet değildir. Herkese eşit davranırsanız ‘adalet’ ortadan kalkmış olur. Neyse kolay gele Serdar Bey. Federasyonlar da yıllardır ‘ricayla yaşama düzenine’ ayak uydurmuştu. Bu durum inşallah son bulur