Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Durum vahim

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kaç tane özelleştirme projesi kusursuz bir şekilde hayata geçirildi?
Bildiğim kadar hiç…
Özelleştirme konusunda devletin bir birikimi var mı?
Yok…
Özelleştirme konusunda dünyadaki ya da Türkiye’deki örnekler yeterince incelendi mi?
Ya da dünyada özelleştirmeyi başarı ile gerçekleştiren birilerinden teknik destek alma yönüne gidildi mi?
Bu sorulara da olumlu bir yanıt verilemez.
O halde Ercan Devlet Havaalanı gibi devasa bir işletmenin özelleştirmesine biz nasıl gittik?
Bunu neden yaptık?
Bu konuda halen sıkıntılar devam ediyor.
İnşaat bir türlü başlayamadı.
Ortaklar mahkemelik…
Bu arada devlet alacağını alamadı.
Oluşan ortaklık şirketinin özelleştirme şartnamesine ne kadar uygun olduğu meselesi hala tartışma konusu.
Ortada ÇED raporu olmadan kazılar yapılmış, dere yatakları değiştirilmiş, ağaçlar kesilmiş…
“ÇED raporu arkadan gelsin” mantığı ile hareket edilmiş.
Sonuçta yapılması gereken iş hala yapılmamış.
Özelleştirme ile murat edilen hedefler tutturulmamış.
Peki kaybeden kim?
   ***
Şimdi suyu kimin yöneteceği kavgası çıktı.
Bir önceki Hükümet bu konuda bir takım girişim ve çalışmalar yapmış.
Gelen hükümet her şeyi sil baştan yapıyor.
Devlette hükümetlerin gelip gittiği ama bazı devlet politikalarında bir şekilde devamlılık olduğu unutulmuş.
Sonuçta bir tartışmadır gidiyor.
Bu tartışma yapılırken var olan su kaynaklarını nasıl yönettiğimizi sorgulayan yok.
Örneğin Haspolat’taki su arıtma tesisinin günlük 40 bin ton kapasitesi var.
Yani Haspolat’taki tesis günde 40 bin ton atık suyu işleyip tarımsal kullanıma hazır hale getiriyor.
Bir dönüm kuru arazide sulu tarım yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan su miktarı günde beş tondur.
O zaman Haspolat’taki tesiste günlük olarak arıtılan 40 bin ton su ile 8 bin dönüm arazi üzerinde sulu tarım yapılabilir.
Ve orada KKTC’nin ihtiyacı olan sebzenin tümü üretilebilir.
Çevredeki 10-12 köyde yaşayan köylüler akılcı politikalarla kurulacak kooperatiflerin öncülüğünde üretime yönlendirilip ciddi bir katma değer yaratılabilir.
Bundan ekonomi kazanır. Kıbrıs Türkü kazanır.
Peki bunu yapabildik mi?
Ya da bunu doğru düzgün oturup konuşup, siyaset üretip uygulama yoluna gidebildik mi?
Hayır gidemedik…
Neden?
Bu soruya da herkes kendi cevabını versin…