Asayiş önlemleri konusundaki yasalar da, öyle anlaşılıyor ki, aynen su konusunda olduğu gibi yeni ve uzun bir tartışma sürecini beraberinde getirecek.
İddialardan biri, daha doğrusu taslaklar ortaya çıkmadan önce, önyargıyla yapılan bir eleştiri “Yasaları polis getirdi” şeklinde oldu.
Bu kadar çaresiz, bu kadar ezik miyiz biz?
Ülkede işlenen suçların yoğunluğundan başını kaşıyacak vakti kalmayan, hatta suçu takipte, önlemede yetersiz kalan ve bir de üstüne üstlük hepimiz tarafından sürekli suçlanan polisin bir talebi var.
Bu tasarılar Polis’ten gelmiş olabilir, ancak Bakanlar Kurulu’ndan geçtiği andan itibaren hükümetindir…
Bu iddiayı yapanlar, hükümetin polise boyun eğdiğini mi kabul etmekteler?
“Şu isteniyor, bu isteniyor”… İsteneni bir kenara bırakalım, siz ne diyorsunuz? Ne istiyorsunuz? Ne yapacaksınız…
Kaldı ki, Meclis’te yasama organında demokratik yolla istenen şekli de verilecek.
Ha, şuna karar verelim önce, biz bunlara toptan karşı mıyız, değil miyiz?
Dünyada izlenen yolu izlemeye karar verecek miyiz, yoksa, her gün artan oranda suçla, suçluyla yaşamaya alışacak mıyız? Bu ülke, herkesin kafasına göre takıldığı, polisin de yetişemediği bir suç cenetti olmaya devam mı edecek?
1920’lerden, 30’lardan kalma yasalarla nereye kadar. Bir kere en basiti, o yasaların içinde organize suç tanımı yok. Oysa bugün karşılaştığımız olayların bir çoğu, bireysel değil, organize suçlar….
Dedim ya, ezik miyiz biz? Beceriksiz miyiz? Yetersiz miyiz?
En iyi yasayı çıkaracak insan kaynağımız mı yok?
Ya da, çıkarılan yasaların istismarını önleyecek yönetme becerisinden mi yoksunuz?
Niye bu kadar korkuyoruz ki?
Neden kendimize güvenimiz yok?
Bilirsiniz, güvensizlik, istikrarsızlık, her türlü yasa dışılık için zemin oluşturur.
AB yasalarıyla uyum diyoruz, örnekler ortada. Hatta eğer Anglo Sakson hukuk sisteminin devamıysa niyet, İngiltere’deki yasalar ortada. Alın uyarlayın…
Biz hükümete güveniyoruz, biz Meclis’e güveniyoruz. Tartışa tartışa en iyisini çıkaracaklarından eminiz.
Geçtiğimiz günlerde ülkenin en çok şaibe yüklenen ihale kurumuna el attı bu Meclis. İktidarıyla, muhalefetiyle katkı koydu, değişiklikler yaptı ve mükemmel bir yasa ortaya çıkarttı.
Uyuşturucu konusunda geçtiğimiz hafta çıkan Yasa da öyle. Hatta bir muhalefet milletvekilin gayretleriyle ortaya çıktı. Sayın Mehmet Çakıcı’nın teşekkür konuşmasını dinledim, iktidar milletvekillerine de muhalefet milletvekillerine de teşekkür ediyordu. Aynı zamanda sivil toplumun desteğine de…
Şimdi bu konuda da aynı yol izlenir. En doğrusu bulunur.
Ama dediğim gibi, önce karar vereceğiz, bu teknik takipler, mobeseler, muhbirlik müesseseleri hayata geçsin mi geçmesin mi…
Biliyorum, en iyisi, en çağdaşı, dünyanın uyguladığı en güzel sistem de kurulsa, baştan sona “Hayır” diyecek olanlar var.
Önemli olan, bu tepkilerde boğulmak değil, ülkenin ve toplumun çıkarının ne olduğuna doğru karar vermekte…
YERİN KULAĞI VAR
BAŞARABİLİR MİYİZ:
Yeni tartışma konumuz polise verilmesi düşünülen “güvenlik önlemleri”. Her kafadan bir ses çıkıyor, 7 maddelik güvenlik paketi yeni derdimiz oldu. Ülkede bir güvenlik zaafiyeti olduğu kesin ama, bu yeni tasarı ile herkesin telefonu dinlenecek iddiaları, tedirginlik yaratıyor. Keşke orta yolu bulabilsek. Hem güvende olalım, hem de özgürlüklerimizden vazgeçmeyelim. Başarabilir miyiz dersiniz…
AYNEN ÖYLE:
İrsen Küçük’ün Başbakanlığı dönemini en çok eleştirenlerden biriydim. En başta da kurultay gerekçesiyle yaptığı istihdamları, yönetimdeki başarısızlıklarını. Ancak Detay gazetesine yaptığı açıklamalarda söyledikleri konusunda hemfikir olduğumu da söylemeliyim. Kendi döneminde UBP’den kaçanların kişisel menfaatlerinin peşinden gittiklerini; şu anki hali ile mevcut hükümetin alternatifsiz bir hal aldığını ve hükümetin çözüm sürecine zarar verecek ve Cumhurbaşkanı’nın elini zayıflatacak davranışlardan uzak durarak toplumu rahatlatması gerektiğini söylüyor.
BİZİ İYİ TANIMIŞ:
Bir etkinlikte konuşan, BM Genel Sekreterinin Özel Danışmanı Eide, Kıbrıs’ın birleşmesi halinde yatırımların artacağını ve çözümün her iki topluma da para getireceğini söylemiş. Anlaşılan bu kadar kısa sürede Eide de bizi iyi analiz etmiş. Baksanıza, iki toplumu da çözüme motive etmek için parayı ön plana çıkarıverdi…
EN İYİ BİLEN KENDİSİ, NİYE YAPMAMIŞ:
Kendisi de bir özel televizyon sahibi olan Ersin Tatar, reklam alamamaktan şikayet ediyor. Uzun bir dönem Maliye Bakanlığı yapan Tatar, o dönemde, Türkiye’de olduğu gibi, devletin gelirlerinden bir miktar feragat ederek, reklam giderlerinin vergi muafiyeti oranını yükseltmiş olsa, kimsenin şikayeti olmayacaktı. Kaldı ki, Türkiye’de medya sektörünün nasıl güçlü bir endüstriye dönüştüğünü, nasıl büyük paralar döndüğünü de yakından bilen biridir. Şimdi ortada dolaşan, “ithal mallara vergi konsun, televizyonlara verilsin” mantığından bahsediyorsa, bilsin ki, toplum olarak hepimiz buna karşı çıkacağız…
HOŞ OLMADI:
TDP milletvekili Zeki Çeler’in Kıbrıs Postası gazetesine verdiği röportajında, “parmakarası terlikle milletvekili olabildiğime göre, Başbakan da olabilirim” sözleri pek hoş durmadı sanırım. Bu benzetmeyi iyi niyetle söylemiş olsa bile, halkın kendilerine verdiği vekillik görevini, bu kadar “ayağa” düşürmeseydi keşke…
BUNA HAZIR MIYIZ:
Ülkenin nüfusu yaklaşık 290 bin. Halen 13 üniversitede, 85 bin öğrenci eğitim nedeniyle burada yaşıyor. 10 yeni üniversitenin daha yolda olduğunu biliyoruz. Yani bir o kadar nüfus daha gelecek. Peki ama ülkenin altyapısı bu kadar nüfusu kaldırabilir mi? Durum ortada, denetim sıfır. Gelen öğrencilerin büyük bir bölümü ucuz işgücü olarak “kacak işçi” olarak çalışıyor. Ülkede zaten işsizlik var, bir o kadar daha “öğrenci işçiyi” bu piyasa kaldırır mı? Böyle giderse, burada yaşayan nüfusun iş bulması imkansız hale gelecek. Tamam üniveriste adası olalım ama, mevcut durumuyla ülke buna hazır mı..?
ZİRVEDEKİLER
Gökhan Şengör: Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Müdürü Şengör; “Ülkede bu kadar üniversite ve akademisyen, master ve doktora programları varken, Milli Arşiv’de kuyruklar olmalıydı” diyerek, akademisyenlerin yeterince başvurmamasında, üniversitelerin öğretim üyelerini ders veren hocalar olarak görmelerinin esas neden olduğu inancında. “Lisedeki gibi ders veren hoca olarak görürseniz araştırma olmaz. Araştırmaya gerek de olmaz, zaman da kalmaz” değerlendirmesinde bulundu…
DİPTEKİLER
Yeorgios Pikis: Rum Yüksek Mahkemesi eski Başkanı Pikis, Kıbrıs Türk tarafının dönüşümlü başkanlıktaki ısrarının “ırksal konfederasyonu ima ettiğini, merkezi hükümet kararlarında eşit söz hakkı sağlanmasının da konfederasyonun, yani iki veya daha çok devletin birleşmesinin ana niteliği olduğunu” söyledi…
































