Rum basınında, çoktandır, kapsamlı çözüm yerine,bir ara çözümden bahsediliyor. Yabancı kaynaklardan da benzer haberler gelmekte.
İddialardan benim anladığım formül şöyle;
Mevcut siyasi bölünmüşlük devam edecek…
Kuzey’e yönelik Ercan’ın uluslararası trafiğe açılması gibi bir takım açılımlar yapılacak.
Türkiye’nin AB yolunu tıkayan Rum ve Yunan taraflarının engelleri kaldırması sağlanacak.
Bunun karşılığında da Rum tarafının birincil talebi olan, Türkiye’nin limanlarını Güney Kıbrıs’a açması ve Maraş’ın iadesi gerçekleşecek…
Hepsi birbirinin karşıtı olan pazarlık başıkları…
Dikkat ederseniz, bu saydıklarım, Rum Yönetimi kaynaklarınca da doğrulanan, Brüksel’de Davutoğlu ve Anastasiadis’in ekipleriyle yaptıkları gizli görüşmede de ele alındığı öne sürülen başlıklar.
Üstelik bu gizli görüşmeyi, Almanya Başbakanı Merkel ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin sağladıkları, perde gerisinde, AB’nin kurtları Fransa ve İngiltere’nin de olduğu öne sürülüyor. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’un bugün Kıbrıs’a geldiğinde de Rum Yönetimiyle ele alacağı konuların başında, Türkiye’nin müzakere başlıklarının açılması olacak deniyor…
Batı’nın bu konulardaki ısrarının arkasındaki maksat da gizli değil. Bölgede çıkacak doğal gazın, Türkiye üzerinden taşınmasının önündeki siyasi engelleri kaldırmak… Kurulacak hattın istikrar ve güvenliğini sağlamak. Doğal gaz hattının güvenceye alınması, bu iki hasım tarafın bir noktada işbirliği yapar hale getirilmesine bağlı.
Kathimerini gazetesi, “ABD ve AB Ara Çözüm Tercih Ediyor” başlıklı haberinde, ABD ve AB’nin, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü yerine aşamalı çözümünü tercih etmeye yöneldiğini, bunun sebebinin ise Doğu Akdeniz bölgesindeki önceliklerin ileri götürülmesi hedefi olduğunu iddia ediyor.
Aara formül mü, aşamalı formül mü bilmem ama, kapsamlı çözüm değil. Batılı ülkeler, müzakereleri tıkayan mülkiyet ve toprak konularını, finansman sıkıntısını ve en önemlisi birinin ak, diğerinin kara dediği garantiler konusunu kısa vadede aşmanın yolunu, bunları by-pass etmekte bulmuşlar sanki.
Üstelik bu işin aciliyeti var. Kıbrıs’ta tarafların tüm konularda anlaşmaları için bir kırk yıl daha bekleyecek durumları yok. İsrail gazı çıktı çıkacak, Mısır, Güney Kıbrıs kaynakları gündemde. En kolayı bu formül. Hem herkes de “memnun” olacak.
Ara bir formülde, ne toprak, ne mülkiyet ne de garantiler konusunun çözülüp çözülmemesi, adanın iki halkının bir çatı altına gelip gelmemesi, özellikle de Kıbrıs Türklerinin açılacak bir ya da bir kaç kanalla yine kaderine terkedilmesi, onların hiç mi hiç umurlarında değil. Varsa yoksa, kendi enerji hatlarının güvenliği, istikrarı…
Bu mantıkla bulunacak bir ara formül aslında bizlere hiç de yabancı değil, zaman zaman gündeme gelen “Tayvan formülü”. Resmen tanınmayan, ancak dünyayla ticaret yapabilen bir KKTC…
Daha enerji konuları ortada yokken bile, böyle bir formül tartışılmaktaydı. Benim bu son çıkan pazarlık konularından anladığım da bu…
Eğer gerçekse, özellikle ABD ve AB bu konuda ciddiyseler, Kıbrıs’ta tarafların redci davranma konusunda fazla bir lüksleri olmaz. Onlar da “ne koparırsak kardır” mantığı içine girecekler. İşte, Rum tarafının daha önce hiç dile getirmediği bazı konuları gündeme getirerek, pazarlık payını arttırmaya çalışması bu şekilde yorumlanabilir….
Mehmet Ali Talat’ın çözüm için iki yıl sonrasına tarih vermesi de ilginç.
Tabii bunlar iddialar. Kimse resmi kaynaklardan bir açıklama almış değil. Zaten eğer bir ray değişikliği olacaksa, buna son noktayı koymadan açıklama beklemek imkansız. Liderler karar vermiş olsa da, kendi halkları bunu yüzde yüz kabul edecek diye bir şey yok. Aksine, çözüm karşıtlarının bile, büyük tantanalar çıkartması muhtemel. O nedenle resmi açıklama beklemesek de, keşke diyoruz, bizim de basını besleyen dolaylı kaynaklarımız olsa…
YERİN KULAĞI VAR
İSTEYEN GELİR:
Son günlerde “sağda birlik” sloganıyle UBP ve DPUG’nin birleşmesi için yola çıkanlara cevap, UBP Genel Başkanı Özgürgün’den geldi. Özgürgün birleşme ile ilgili olarak,“UBP ek almaz, isteyen gelir” dedi. Bu açıklama, özellikle DP’nin UG kanadına da bir mesaj oldu. Çünkü bu grup, birleşme konusunda oldukça hevesliydiler…
EN GÜZEL YASA OLDU:
Dün Meclis’te Kamu İhale Yasası, oy birliğiyle geçti. Yasalaşma sırasında açıklanan gerekçeler, yapılan düzeltmeler, gerçekten titizlikle ve şeffaflık ilkesiyle hazırlandığını gösteriyor. İçeriğine baktım, siyasi müdahaleyi imkansız hale getirecek düzenlemeler konmuş, ayrıca kamu dışında, bağlı kurumların ihaleleri de, bundan böyle Merkezi İhale Komisyonu’nun onayına tabi olacak. Bağlı Tüzüklerin, yasayla aynı tarihte yürürlüğe girecek olması bile başlı başına bir yenilik. Doğru düzgün işler yapıldığında, oy birliği sağlamak da zor olmuyor. Dileğimiz, sırada bekleyen onlarca yasanın da aynı yöntemle sonuçlanması…
KESKİN SİRKE:
Hani bir laf var, “keskin sirke küpüne zarar verir” diye. İşte bizdeki durum da öyle. 28 belediye, son dönemde yaşanan su krizi ve TC ile KKTC arasında imzalanmayan mali protokol nedeniyle projeler için ayrılan kaynağın, ancak da yarısını alabilmiş. Kriz sadece belediyelerin projelerini değil, birçok devlet yatırımının da önünün tıkanmasına neden oldu. Buna değdi mi, onu da zaman gösterecek…
DENETLEMEK ŞART:
Süpermarket açar gibi tüp bebek merkezi açıldığını söylüyor Sağlık Bakanı Salih İzbul. Kendisinin baskılara rağmen izin vermediğini ancak, tüzük sonrası bu izinlerin verileceğini söyledi. Şartlarını yerine getirene izin verilsin, buna kimsenin şikayeti yok ama, izin verildikten sonra da sıkı bir denetim uygulansın. Devlet olarak bizim eksiğimiz, denetim noktasındadır…
SEÇİCİ OLMAK LAZIM:
Hergün yeni bir üniversitenin açılacağını duyuyoruz. Ancak üniversite sayısı artarken, kalite de yerlerde sürünüyor. Birçok öğrenci “öğrenci” kimliğiyle başka işler yapıyor. Eğer bugünkü düzen devam ederse, açılacak her yeni üniversiteyle sorunlar da katlanacak. Bu gidişle üniversiteler ilim irfan yuvası değil, ticarethaneye dönüşecek. Bence kaliteye ilişkin kurallar katılaştırılmalı, devam mecburiyeti geri gelmeli… Yeni izinler verilirken seçici olmakta da fayda var.
YILDA 2.5 MİLYON:
Tıpkı üniversiteler gibi, televizyon kanalı enflasyonu da yaşanıyor ülkede. Bildiğim kadarıyle BRTK dışında, 7 özel tv kanalı uydudan yayın yapıyor ve bunun karşılığında da, ülkenin tanıtımına yaptıkları katkı gerekçesiyle, devletten ayda 30 bin TL katkı alıyorlar. Şimdi bu paranın kesilebileceği endişesi sarmış tv sahiplerini. KKTC’nin dünya ile ilişikisi kesilecekmiş. Kusura bakmayın ama, birkaç program dışında ülkenin tanıtımını veya propagandasını yapan kaç kanal var söyler misiniz? Veya memleket hasreti çeken birkaç kişinin dışında, bu kanalları izleyen var mı..? Her ay 210 bin lira veriliyor bu kanallara. Yılda 2.5 milyon lira. Sizce değer mi..?
ZİRVEDEKİLER
Sıla Usar: “Ülkemizde sağlık sistemindeki sorunlar Kıbrıs sorunu kadar eskidir. Sağlık sistemindeki sorunların çözülmesi için yapılması gereken yasal düzenlemeler yıllardır gelen geçen hükümetler tarafından ihmal edilmiş, zamanında yapılması gerekenler yapılmadığı için, bugün bu ihmalin doğurduğu kaotik ortamda, hem hizmet veren hekim ve sağlık çalışanları, hem de hizmet bekleyen yurttaşlar bunalmış durumdadır…”.
DİPTEKİLER
Terör: İnsanlık tarihi boyunca, sivilleri öldürerek sözde mücadele yürüten hiç bir kitlenin başarılı olduğu görülmedi. Bunu terör lanetinin arkasındakiler de pekala bilmekteler. Onun için, yapanların etnik kökenlerine bakarak, suçlama yapmak doğru değil. Maksat kaos yaratmak. Ve o bombayı patlatan meczupların dini, imanı milliyeti falan söz konusu değil. Bunlar aynı şeyi dünyanın herhangi bir yerinde de yapabilirler. Diğer yandan, bizler burada olaylardan uzak olduğumuz rehavetindeyken, gelen bir takım haberler korku veriyor. Tehlikeye asayiş meselelerine yaklaşıldığı gibi değil, daha ciddi bir şekilde yaklaşılması, takip edilmesi şart…
































