Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SİYASET FUTBOL GİBİ…

Hep deriz ya, gelen gideni aratıyor diye. Acaba öyle mi, hiç düşündünüz mü? Eğer gelen gideni aratıyorsa, o zaman niye onları getirdik. Madem gideni arayacaktık, onca kavga, onca gürültüyü niye kopardık. Eleştirilmek, gelen her hükümetin fıtratında var.
DPUG Genel Başkanı Serdar Denktaş, hükümetin falına bakmış gibi, 2 aylık ömrü kaldığı kehanetinde bulunuyor. Açıkcası, ‘hükümet bozulsun da ben geleyim’e getiriyor. Sanki 6 ay önce o koltuklarda kendileri oturmuyorlardı…
Otuz kusur senedir hep aynı senaryolar. Kadro belli. Maça yedek kulübesinde başlayan oyuncular gibi, biri sakatlansa da oyuna ben girsem derdi… Ve sonradan oyuna giren futbolcular gibi, maçı kurtaracaklarını sanırlar. Halbuki kadro belli, giren de, çıkan da belli. Ne ondan eksiğini, ne de fazlasını yapacak güç yok aslında… Her ne halse, denenmiş, uzaklaştırılmış olanın sesi daha çok çıkıyor.
Siyaset de aynı futbol gibi, iyi de yapsanız, kötü de yapsanız, sonuçta birilerinin ayağına basacak ve rahatsız edeceksiniz. Ve o ayağına bastığınız kişi de bağıracaktır. Basında her gün hükümeti eleştiren bir kaç yorum, makale, açıklama, demeç okuyorsunuz. Haydi siyasi partileri bir kenara bırakalım. Onların hedefleri belli. Onlar gidecek, biz geleceğiz modundalar… Ama her gün hem gazete sayfaları, hem de TV kanalları çoğu kez yapıcı olmayan, sadece yıkma amaçlı eleştiri dolu…
Kimi, bu devirde, ilkel bir ortamda yaşıyor olmaktan dolayı lanet okuyor… Kimi tüm kurumların, Anayasa da dahil “sil baştan” yapılmasını savunuyor. Kimi ülkeyi bu hale getiren siyasi zihniyetin değişmesi gerektiğini belirtiyor. Kimi yasaları suçluyor, kimi demokrasinin unsurlarından birini veya birkaçını… Ama sonuç olarak hepsi bir değişimde birleşiyor… Ama bir eksikle, “NASIL” sorusunun yanıtı yok… Sanki nüfus yapısını bir gecede değiştirebilirlermiş gibi, başka bir dünyadan bahsediyorlar. Oysa maya bu, insan kalitesi bu, zihniyet bu…
Evet, bunca insan, bunca sivil toplum örgütü, o ideal topluma “nasıl”, hangi yolla ulaşılacağının formülünü ortaya koyamadığı için de bir sürü laf, fikir, teori ne yazık ki havada kalıyor…
Ençok da partizanlık, adam kayırmacılık, yolsuzluk, usulsüzlük diye şikayet ediyoruz… Ama bunlara onay verenlerin bizler olduğunu da görmezden geliyoruz. Diğer taraftan bunları değiştirmek için ayağını kıpırdatan, tekmeyi yiyor. Hem o statükodan şikayet ediyoruz, hem de nemalanmaya devam etmek derdindeyiz. Yani demem o ki, esas temiz olmayan toplumdur. Siyaseti kirleten de, değişimin önündeki engel de toplumun kendisidir…
Nerede o eski günler dediğimizde, gençler rahatsız oluyor. Haklılar da, çünkü o günler, yokluğun, fakirliğin ve teknolojinin olmadığı günlerdi. O günlere dönmeyi kim ister ki? Yokluk içinede yaşıyor, aza kanaat etmesini biliyorduk. Bugünün gençleri için 1960’’lı, 70’li, hatta 80’li yıllar bile çok uzaklarda kalmış. Bırakın 1963’ü, 1974 de doğanlar, bugün 40’lı yaşlarda…
Kimse kızmasın ama bozulduk, hem de çok fazla. Bizim çocukluğumuzda okumuş insan sayısı parmakla gösterilirdi. Cehalet vardı. Üstüne üstlük fakirlik vardı. Savaş vardı. Şimdi her şehirde bir üniversite, okumayan kalmadı. Şimdilerde liseyi değil, üniversiteyi bitirmek bile işe yaramıyor. Master, doktoraya bakılıyor. Tüm bunlara rağmen, ben bu memleketi hiç böyle görmedim. Gösteriş aldı başını gidiyor. Herkes kendinden başka kimsesini düşünmüyor. Herkes şikayet ediyor ama, değiştirmek için çaba sarf etmiyor. Velhasıl, siyasetçi bozuldu diyoruz, sistem çöktü deyip feryat ediyoruz ama, aslında bozanın bizler olduğunu da görmek istemiyoruz. Artık hep birlikte aynaya bakmak zorundayız…
Bu sistem ve bu anlayışla birşeyleri değiştirmek zor. Ülkede siyasi ve ekonomik istikrara ihtiyaç var.
Aslını inkar eden, hani eskiden mezokörto dediğimiz cinsten insanlar olduk. Bizler bu haldeyken, ülkenin de bundan daha iyi yönetilmesini beklemeye hakkımız yok.

 

YERİN KULAĞI VAR
NİSAN SENDROMU:

CTP, nisan ayında yapılması beklenen kurultaya kilitlendi. Talat’ı umut diye tekrardan partinin başına getirenler, şimdi götürmek için çare arıyor. Özellikle eski CTP’liler, Talat’ın yerine, alternatif isimler aramaya başladılar bile. Ülkenin en köklü ve en disiplinli partisi olarak bildiğimiz CTP de, tıpkı sağ partiler gibi kurultay kavgalarına gebe. Talat aday olur mu olmaz mı, karşısına başka bir rakip çıkar mı bilemem ama, kurultayın sancılı geçeceği daha şimdiden belli oldu gibi…

MUHALEFET DP’YE YARAMIYOR:
DPUG Genel başkanı Serdar Denktaş’ın son umudu, hükümetin bozulmasında. İktidarda etrafında toplananlar, malum, muhalefet olunca bir bir kaçarlar, DP’nin kaderi bu. Köy gezilerinde, hükümete ömür biçerek tabana moral vermeye çalışsa da, bu defa yaşadıkları geçmiştekine pek benzemiyor…

SON NOKTA:
Hem Davutoğlu, hem de Çipras Kıbrıs’ta çözüm konusunda iyimser konuştu. Aslında sadece onlar değil, Akıncı ve Anastasiadis de aynı frekenstan konuşuyorlar ama, gel gör ki ne hikmetse bir yere gelip tıkanıyor. Yıllardır kaç kez son noktayı koyma aşamasına geldik ama, yarım asırdır, o noktayı bir türlü koyamıyoruz. Bu kez olur mu? İnşallah diyelim…

HASTALIK GİBİ:
Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, siyasete dönme niyeti olmadığını söylemiş. Aslında siyasetten hiç kopmadı ki. O böyle dese de, onun siyasetini yaşatan, hala onun geri dönmesinden fayda bekleyen o kadar çok kişi var ki. Siyaset öyle bir hastalık ki, bulaştıktan sonra, istesen de bir türlü kopamıyorsun… 

KIB-TEK GERÇEKTEN TEKLİYOR:
Kıb-Tek’in arızaları bitmek bilmiyor. Su şebekesi gibi, telefon şebekesi gibi, elektrik sistemimiz de çağ dışı… Zaten uzun süredir Güney’den elektrik almaktaydık. Halihazırda santraller yine arıza vermiş durumda. Doğru dürüst yatırım yapmanın imkanı yok. Bu devirde daha ne kadar çekeceğiz bu geri kalmışlığı? Vergimizi, faturamızı bir tamam ödediğimiz halde…

NE OLACAK MEMLEKETİN HALİ:
Yollarımız, sokaklarımız güvenli değil. Çevreye saygı dersen yerlerde sürünüyor. Kavga gürültüye, adli olaylara, kumarhane ve bet ofislerine, kıscası bizim olmayan herşeye zamanla alıştık veya alıştırıldık. Onun   için kimse çıkıp da, ne olacak bu memleketin hali demesin. Hep birlikte içine ettik, olacağı bu…

 

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Ali Talat: Talat, ODTÜ mezunu bir elektrik-elektronik mühendisi. Sürekli olarak buradan anlatmaya çalıştığım, telekomünikasyon ve diğer hizmet alanlarında özelleştirmenin gereğini öyle güzel vurgulamış ki. “Güney’e 11, KKTC’ye 2 fiber kablo geliyor” diyor. Türkiye internet hızında 5G’ye geçerken, bizim burada, 2,5G’de pineklediğimizi vurguluyor. Daha bir çok detay. Devlet bunları kendi yapamıyor diye, halkın bu çağdaşlıktan mahrum kalamayacağını da savunuyor. Su konusunda, Haspolat Atık su işletmesinin ve Mağusa denizden su arıtma tesislerinin özelleştirme olduğunu hatırlatıyor. İdeolojik saplantı temelli “biz böyle eyiyik” lobisine karşı,Talat da savaş açmış görünüyor…

DİPTEKİLER
İnsan Canı Ucuz: Ölüm KKTC denilen bu yerde öyle kolay ki. Yaşa başa bakmadan. Şans eseri yaşıyoruz. 2,5 yaşında bir bebek, kendini bilmez bir kiralık araç sürücüsünün kurbanı oldu yine. İnsana saygısı olmayan, tehlike arzeden bir yolu düzeltmeyen, tablasını bile koyamayan bir belediye…. Önüne gelenin girdiği, hayatında sağ direksiyon araba sürmeyenin, yollarda azrail olduğu bir ülke burası… Daha kaç defa yaşanacak bu umursuzluklar…