Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KARAR VERECEĞİZ… YA DÜNYALI, YA MANDIRADA KOYUN…

Türkiye’den para almayalım. Tamam, almayalım. Denk bütçe hesabıyla ekonomi de yürütmeyelim. Ona da tamam. Peki ne yapacaksınız..?
Üretim, komik düzeyde. Hem tarımda, hem sanayide. Üretseniz, satacak yeriniz bile yok. Dışa açılım yapabileceğiniz bir alan yok. Geriye hizmet sektörü kalıyor. Üniversiteler, turizm.
Peki bunların alt yapısı var mı? Geliştirebilecek, kendinize yeterli olacak boyutta mı? Değil.
Üstüne üstlük, bugüne kadar iktidara gelmiş geçmiş tüm partilerin ortak olduğu bir suçla, hantal bir bürokrasiniz var. Daha doğrusu, gelen parayı hortumlayan bir kara delik.
E ne yapacaksınız? O paraya ihtiyacınız var. Parayı verenin de, verdiğinin karşılığını görme talebi var. Aynen IMF, ya da AB ya da Dünya Bankası gibi. Hem de bizim kaynağımız, ‘kredini öde’ diye boğazımıza da sarılmıyor…
Deniyor ki, ekonomini planla. Kayıplarını, kaçakları azalt. Hangi sektörde neye ihtiyacın varsa belirle, kaynaklarını binlerce yıldır herkesin bildiği ekonomi biliminin kurallarına göre kullan.
Ve en önemlisi, artı değer yarat. O zaman yardım heyeti ekonomisi demekten de kurtulursun.
E, nasıl yaratılacak artı değer? Senin etin belli, budun belli. Ama işletmeye açacak alanların var. O zaman, dış sermaye çekeceksin.
Yok, dış sermaye düşman…. Vatanı sattırmayız, bizim, biz yöneteceğiz…
Bu ne biliyor musunuz, biraz ağır kaçacak ama, eziklik… Kendine güvensizlik. Ben yapamam, ama başkasına da yaptırmam.
Dünyada bugün artık ekonomi, sermaye söz konusu olduğunda, sınır diye bir şey yok. O sınırlar, haritalarda kaldı. Ama sen burada hala, küçücük adanın yarısını, dört bir taraftan aşılmaz duvarlarla örme niyetindesin…
Şu ambargo, şu izolasyon altında bile, çık ve de ki, ‘Ben Lefke’den Mağusa’ya tren yapmak isterim. İstyen varsa gelsin, yapsın, şu kadar sene de gelirini alsın, sonra bana devretsin’. Yap-İşlet-devret. Ben iddia ederim ki, kesin taliplisi çıkar. Bir yerde insan yaşıyorsa ve onun ihtiyaçları varsa, o, ekonomide kazanca dönüşür. Devlet de kazanır, sen de insanına çağdaş bir hizmet sunmuş olursun.
İşte KTHY örneği. Yapamadık, işletemedik. Türkiye’den gelen parayı da seçim planlarına kurban ettik, küçülmeyi reddettik, batırdık. Kar etmiyor muydu? Hem de nasıl. Ama sen, zarar eder hale getirdin. Peki ondan sonra devam eden özel şirketler? Kar etmiyor mu? Onlar olmasa nasıl uçacaksın?
Ya da en basiti, dün Lefke polis karakolunun telefonuna ulaşılamadı gün boyu. Neden acaba? Sistem çağdışı da ondan. Yatırım gerekiyor. Neyle yapacaksın? ‘Yok yapmam öyle kalsın, biz böyle eyiyik’…
Senin yapacağın, sadece ipleri elinde tutmak. Kontrol etmek, denetlemek ve halkın adına kar elde etmek, ekonominin çarklarını çalışır halde tutmak. Kimsenin de KKTC’ye para yatırayım, sonra sahibi olayım mantığı yok ki, bu ne korkaklık. Ha, korkacaksan, geçmişte gerçekten peşkeş çeken kendi insanından kork, onun tedbirini al…
Yani dünyanın her yerinde bilinen, uygulanan ne varsa, burada onlara karşı direnç var. Akılsızca, mantıksızca. Üstelik bu direnişi gösterenler, bu işin profesyonelleri. Ekonomiden de anlıyorlar, yönetimden de. Ama yine de karşılar.
Benim devletim artı değer yaratamasın, benim halkım çağdaş imkanlardan yararlanmasın, ben her gün gazetede, televizyonda, Meclis kürsüsünde, iktidarda kim varsa eleştirmeye devam edeyim. Türkiye’ye bağımlı olmakla suçlayım, ekonomik protokol imzalamakla suçlayım. Sanki böyle bir mantık, böyle bir mentalite var. Aslında “sanki” kelimesi fazla…. Absürd gelebilir ama, ülkenin geri kalmışlığından, bütçeninin iki yakasının bir araya gelememesinden bile beslenen odaklar var.
İşte halep, işte arşın…
Ötesi yok. Ya kısıtlı imkanlarını yatırıma dönüştüreceksin, ya da dalga geçmek için kullandığın o “mandıra”da yaşamaya devam edeceksin.
Ondan sonra yat, kalk söv…

 

YERİN KULAĞI VAR
ELLERİNİ OVUŞTURANLAR VAR:

Hasan Taçoy’un aklı UBP’de kalmış. Partisini iktidardan düşürme pahasına terkedip giden biri Taçoy. En büyük hayali de UBP’yle DP’yi birleştirmekmiş. Yasa değişti tabii, parti değiştirmek kolay değil. Formül bu şimdi. Birilerinin bölge toplantılarının sebebi de anlaşılıyor. UBP’nin aklı varsa, zar zor girdiği bu yolda yeni tavizler vermez…

DEMEÇLER KARIN DOYURMUYOR:
Bugün Dünya Kadınlar Günü ya, yine nutuk kirliliğinden geçilmiyor. Belediyeden tut, siyasetçiye, derneklere kadar. Oysa kadınlar için bir şeyler yapabilecek olanlar bunlar. Sorsan, “sen ne yaptın”, “nutuk salladım” diyecek. Ya bir sığınma evi, ya kadınlara yönelik eğitim, üretim için kurslar, imkanlar. Yok, yaz açıklamayı, geçsin gitsin…

BASİT AMA YAPAMIYORUZ:
Turizm ada ülkelerinin temel gelir kaynağıdır. 1200’ye yakın turist Limasol’dan kalkan cruise ile Alanya'ya gitmiş. Şimdi sen "Hade" desen, hangi limanına gelecek söyler misin? Çözüm olsa da gelemeyecek. Çünkü limanların uygun değil. Yok yatırımı özel yapsın desen, o zaman da, ‘vay sattılar memleketi’ diye bağıracaklar. Yapamazsan yaptır bari, sonra devral. Olay bu kadar basit ama, yapamıyoruz işte…

OLAYIN TARAFI OLMALIYIZ:
Bölgedeki enerji politikaları belirlenirken, eğer biz kendi rolümüzün farkında olmazsak, ileride bunun acısını yine biz çekeceğiz. Dar ve basit hesaplar, kuşkularla bu halka faydalı olunamaz. Su, enerji, doğalgaz politikasında şu an, konuların odak noktasında ve güçlü durumdayız. Bunu Türkiye'ye de, Güney’e de, bölge ülkelerine de en iyi şekilde anlatmalı ve bu şekillenen projenin içinde olmalıyız…

PARASIZLIĞIN GÖZÜ KÖR OLSUN:
Türkiye’den gelen suyun yönetiminin özele devredilecek olmasını değerlendiren CTP Genel Başkanı ve ikinci cumhurbaşkanı Talat, “Özel şirketin devreye girmesi ve kamu-özel ortaklığı şeklinde yapılanmanın esas sebebi, bizim paramızın olmamasıdır. Bizim paramız olsaydı elbette ki böyle bir şey olmazdı” değerlendimesinde bulundu. Keşke bu sadece suda olsaydı. Ülkeye yapılan yatrımlar, çalışanlara ödenen maaşların büyük bir kısmı ve daha nicelerini parasızlık nedeniyle başkaları yapmıyor mu? Hep şikayet ediyoruz ama, kimse elini kıpırdatmıyor, kıpırdatanlara da demediğimizi bırakmıyoruz. Çünkü herkes mevcut düzenden nemalanıyor….
 
NEREDEN ÇIKARIYORLAR:
Dedikodu, toplum olarak kanımıza işledi ya, yapmadan duramıyoruz. Şimdilerin moda dedikodusu, Başbakan Kalyoncu’nun, “sağlık nedenleri” bahanesiyle görevden alınacağı yönünde. İşi öylesine ileri götürdüler ki, yeni Başbakan’ın kim olacağını bile biliyorlar. Birikim Özgür veya Ferdi Sabit Soyer öne çıkan isimlerin başında geliyorlar. Amaç birbirlerine düşürmek, bu kadar basit…

ZİRVEDEKİLER
LTB:
Müthiş bir karar, Lefkoşa gece kulüplerinden temizleniyor. Belediye Meclisi’nin kararıyla, bundan böyle izinleri yenilenmeyecek. Ha ihtiyaçsa, belli bölgelere çıksınlar. Kadınlar Günü’nde bu cesur kararı alanları kutlamak gerek. Haydi bir gayret de bet ofisler için…

DİPTEKİLER
Rum Yine Bildiğiniz Gibi:
Anlaşma için, uzlaşma için masada görüşmeler sürüyor, umutlar veriliyor da, önce düşmanlığın ortadan kalkması gerekmez mi? Rumlar yine Londra’daki turizm reklamlarımızı İngiliz makamlara şikayet etmiş, kaldırmaya uğraşıyorlar. Bunu okuyan insanlar çok da kafa yormaz, eski tecrübeleri depreşir, o kadar…