Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

4 MART VE 52 YILLIK TATİL…

Bugün 4 Mart…
Kıbrıs’ın yarım yüzyıllık geçmişinde, tarihi bir dönüm noktasının 52. Yıldönümü.
Şu anda Kıbrıs’taki Barış Gücü, dünya üzerinde Birleşmiş Milletlerin en eski “barış” operasyonu…
Bizden sonra en eskisi, 1974’de kurulan UNDOF da Golan tepelerinde, Filistin-İsrail çatışmaları için gönderilmiş bir birlik…
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’ta dökülen kanın durması gerekçesiyle 1964 yılında Barış Gücü gönderme kararı aldı. O bahtsız, haksız, hukuksuz karar, o tarihte yürürlükte olan “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne atıf yaptığı için, adada tam 52 yıldır hem siyasi, hem de hukuksal bir anlaşmazlık devam ediyor. Bu karara dayanarak Rumlar, hala 60 Cumhuriyeti’nin devamı olarak görülüyor ve Kıbrıs Türkü, o devletin eşit ortağı olmasına rağmen yok sayılıyor…
O gün Türkiye’nin itiraz ettiği, ancak sonuçta yine kan dökülmesi önlensin diyerek kabul ettiği bu karar, daha sonra Kıbrıs Rumlarının, Kıbrıs Türklerini ortaklıktan atmasına, 1960 Cumhuriyeti’nin gaspına neden oldu. Bir anlamda, kaderimizi değiştirdi.
52 yılda, çok savaşlar yaşandı. İnsanlar öldü, insanlar göçetti. Büyük kayıplar verildi. Hukuk düzeni bozuldu, yeni bir zemin kuruldu.
Ama bu arada BMBG’nün ciddi bir barış koruyuculuğu da görülmedi. Binlerce BM askeri, bir çok ülkenin finansmanıyla 52 yıldır bir anlamda buralarda tatil yaptı, bu tatil hala da devam ediyor…
Ben, tam da 1964’de sınır bölgesi haline gelen Çağlayan’da büyüdüm. Barış Gücü askerleriyle ilgili anılarım aslında hoş anılar, o kadar. Özellikle bizim bölgede görevli olan İngiliz kontenjanının bizlerle sosyal ilişkileri vardı. Evlerimizi ziyaret eder, çayımızı içerler, sohbet ederlerdi. Ara sıra çocuklara çikolata getirirler, zaman zaman babama, “kuyruğunda ay yıldız olan uçaklar” gördüklerini anlatırlardı…
Geldikleri dönemden itibaren, adada 176 Barış Gücü askeri hayatını kaybetmiş. Bunların tamamına yakını da EOKA saldırılarında katledilmişler. Herhalde ondan olacak, bu İngiliz kontenjanı, bize yakındılar. Ama hepsi bu…
Ne 64 ve sonrasında, ne de 74’de, sınırda olmamıza rağmen bir varlıklarını görmedik. Bölgemiz saldırıya uğradı, evlerimizi uzun süreler boşalttık, aç kaldık, Barış Gücü ortalarda yoktu.
Şimdi bugünden bakınca, özellikle de sınırlar açılmışken, yaptıkları işin anlamsızlığı bir o kadar daha göze batıyor…
Ama acaba öyle mi..?
Uluslararası örgütler için para, bazen barış koruyuculuğundan da önce gelir. Eğer bizim gördüğümüzü o örgütü finanse edenler de görmüş olsalardı, çoktan askerlerini çekerlerdi. Çünkü az buz değil, 50 milyon dolarlık bir bütçe bu…
Oysa görünen öyle bir niyet yok. Belki bizim değil ama, demek ki, hala birilerinin BM’nin buralarda olmasına ihtiyaçları var. Herhangi bir çatışma ortamı olmamasına rağmen…
Bu arada sayısız müzakere süreci yaşandı. Şu anda da bir tanesi devam ediyor. Belki Birleşmiş Milletler bizzat Genel Sekreteri olarak, müzakere sürecinin gözetimini yapıyor ama, Barış Gücü’nün bununla alakası yok. Sadece bir iletişim kanalı olarak görev yapmakta, o kadar…
Esas sorun, Barış Gücü’nün gönderilmesi kararının ortadan kaldırılması galiba…
Yani bu varlığın devam etme nedeni, o karar ortadan kalktığında, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin siyasi varlığının zarar göreceği kuşkusu mu acaba..?

 

YERİN KULAĞI VAR
HÜKÜMET DEĞİL, PARTİSİ YIKILDI:
DPUG Genel Başkanı Serdar Denktaş, daha birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, “koalisyon hükümeti çoktan yıkıldı” demişti. Bu değerlendirmeyi yaparken, yıkılanın hükümet değil de, kendi partisi olacağını hiç düşünmemişti sanırım. Mağusa milletvekili Hakan Dinçyürek dün partisinden istifa etti. İstifaların bununla kalmayacağı, arkasının geleceği iddiaları da kamuoyunda konuşuluyor…

TESLİM OLMA KORKUSU:
Ülke kuraklıktan kırılıyor. Ekinler boy vermeden, başak vermeden kurumaya yüz tuttu. Üretici ve hükümet kuraklık alarmı veriyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ama, bize sunulan suyu almamak için binbir dereden su getiriyoruz. Bu suya toplum ve ülke olarak ihtiyacımızın olduğu bir gerçek. Neyin kavgasını veriyoruz. Adam gibi bir ihale şartnamesi hazırlanırsa, korkacak birşey kalmaz… Teslim olmaktan bu kadar korkan insanların, bence aslında kedilerine güveni yok…

YANLIŞ KİMDE:
TDP milletvekili Mehmet Çakıcı, “Bu memleketin başına ne bela geldiyse UBP yüzünden. Ercan’ı peşkeş çekti, KTHY'yi batırdı şimdi de suyu peşkeş çekti” diyor ama, seçmen yine de gidip onlara oy veriyor. Ya sizde bir yanlış var, ya da UBP’ye oy verenlerde. İnanın ben çözemedim… 

UBP PARTİZANLIĞI BIRAKMIŞ DEMEK:
Ali Bizden’in Derviş Eroğlu röportajında Eroğlu’nun ilginç bir söylemi var. Bakın ne diyor; “Vatandaş seçtiği kişilerden görev beklerken, zaman zaman kendi ihtiyaçlarını giderecek hareketler bekler. Sanırım bakan arkadaşlar ve milletvekillerin  vatandaşların bu beklentilerine karşılık vermeyecekleri düşüncesiyle, köy ve mahalle gezilerini seyrelttiler”… Ben de diyorum ki, eğer bu tutum değişikliğini gerçekten yaptılarsa, aferin onlara…

NASIL GÜVENELİM:
GAÜ, Yüksek İdare Mahkemesi’nin, kullanılamaz kararına karşı YDÜ’nün yasaklı “ Girne üniversitesi” ismini ısrarla kullanmaya devam etmesinin üzerine “Adalet İçin Bugün” sloganı ile hak ve hukukun sağlanmasını talep etti. Sonra da, hakkını başka yerlerde arayanlara kızarız. “Hukuka ve mahkemelere güvenin” diyenlere duyurulur…

YA SİZİN YAPTIKLARINIZ:
Sözde “Omorfo Belediye Başkanı” Haralambos Pittas, KKTC devletinin Güzelyurt bölgesinde yapmakta olduğu altyapı çalışmalarını “kabul edilemez” bulmuş ve “Elim kolum bağlı kalmayacağım. Bu çalışmalara son verilmesi için Kıbrıs içinde ve dışında harekete geçeceğim” diye buyurmuş. İyi de sizin Poli’de, Baf’ta, Limasol’da, Larnaka’da yapıklarınıza ne demeli. Türklere ait arazi ve mülkleri kamulaştırma bahanesi ile yok etmeniz ne kadar kabul edilebilir…