Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR DAMLA ONUR, BİR DAMLA DA AKIL…

Her Cuma olduğu gibi, dün de Radyo Havadis’te Hüseyin Ekmekçi, Özdemir Tokel ve ben, ülke sorunlarıyla ilgili görüşlerimizi paylaşmak için stüdyodaydık. Programın başında Ekmekçi çok önemli bir noktaya parmak bastı; “Farkında mısınız, haftalardır ülke sorunlarını tartışma niyetiyle başlıyoruz ama, sanki hiç başka sorunumuz yok gibi sedece suyu tartışıyoruz” dedi. Doğru aslında, ülkede çözüm bekleyen yığınla sorun varken biz, sudan başka birşeyi tartışmaya fırsat bulamıyoruz… 
Bu su konusunda kaçıncı taslak metin oldu biliyorum ama, her seferinde birileri, sırf kendi egosunu tatmin için suyu bulandırmaktan adeta keyif alıyor. Aslında tartışmanın temelinde suyun kimin tarafından yönetileceği konusu yok. Suyu bahane ederek Türkiye’yi ve kendi parti içi rakiplerini dövmek oldu esas niyet…
Neyi paylaşamıyoruz inanın hala anlamadım. Hele de bundan sonra ne olacak onu da bilmiyorum, bunu ben değil eminim tantana çıkaranlar da bilmiyor…
Sayın Talat’ın CTP’nin başına geçme sürecinde yayınladığı bir manifestosu vardı. Amaç, bozulan, kendi içinde birbiriyle kavga eden, tartışmalarını parti içinde değil de, sosyal medya üzerinden yapan yapıyı yeniden dizayn etmekti. Ancak bugün gelinen noktada, bırakın bunları düzeltmeyi, parti adeta geçmişi arar duruma geldi… Halbuki Sayın Talat, parti ile hükümet işlerini ayıracağım demesine rağmen, hükümet üzerinde Demokles'in kılıcı rolünü üstlendi. Ne birlik, ne bütünlük ne parti düzeni kaldı. Su konusu partininden sel gibi aldı götürdü. Hani partinin bir ideolojisi olur, siz de o konularda dik bir duruş sergilersiniz anlarım. Ama ne yazık ki CTP’de sapla saman birbirine karışmış durumda…
Şu anda çok başlı bir canavar görüntüsü var… PM üyeleri ve bazı vekiller, bakanlara sosyal medya üzerinden hakaret ediyor.
CTP benim derdim değil. Şu anda iktidarın büyük ortağıdırlar ve yaptıkları hepimizi ilgilendiriyor. Katılımcı demokrasiyle, her kafadan bir ses çıkmasını birbirine karıştırdık. Ortamda tam bir kakafoni hakim…  Anlayan da konuşuyor, anlamayan da. Eğer otorite kurulmamışsa, olacak olan budur.
İkisi CTP'li 4 bakan gitti, bir metinle geldi. Ortada imza yok, ama kavga var. Toplum usandı, bu tavırsızlıktan da bıktı. Bu bakanları siz partileri olarak aday gösterdiniz, biz seçtik. Yetki verdik. Eğer  kötü niyetli olmadıklarına da inanıyorsak, bırakacağız icraatlarını yapacaklar. Kimsenin kimseyi satacağı falan da yok. Özemir Tokel’in dediğinden; "Satıldık" diyor birileri… Bu haliyle KKTC'yi bedava versen kimse almaz. Batmış bir ekonomi… Politik değerler yerle bir… Kim alıp napsın seni..?”
CTP öncelikle ne istediğine karar vermeli. Son sözü kim söyleyecek..?
Başbakan mı, milletvekilleri mi, Parti Meclisi mi, Belediye Başkanları mı? Genel Başkan mı?
Kim söyleyecek..?
Sonuçta bu ihaleyi sen açacaksın. Nerden biliyorsun ihaleyi Türkiye'den gelen bir şirketin alacağını? Sadece kavga ediyoruz olmayanlar üzerinden…
Olmaz ya, ihaleyi diyelim ki BESKİ aldı. Yine "Satıldık" diye kavga mı edeceğiz..?
Halbuki Kıbrıs Türk'ü, çevresel gelişmelere bakınca, gerek su, gerekse enerji konusunda nasıl bu oyunun içinde olacak, bunu düşünen, kafa yoran yok…Global düşünen yok ki. Vizyon Sarayönü kadar…
Herşeye karşı olmak ne kadar herşeyin yerine geçmiş… Hiç bir yeni adım atılmasın, adım atanı da boğalım, çünkü biz kimseye güvenmiyoruz…
Bu suya ihtiyacımız var mı? Var… Yatırım yapacak paramız? Yok. “Öyleyse kalsın”, söylenen bu.
Yok eğer, “biz bu suyu isterik ama, kendi şartlarımızda isterik” derseniz, o zaman size gülerler…
Sonuç olarak birileri çıkıp, bir damla onur diyor. Evet onurlu olalım ama bir damla da akıl, bir damla da mantık, bir damla da toplumsal kaygı olsun…

 

YERİN KULAĞI VAR
TOPLUM ÇIKARI MI, SİYASİ ÇIKAR MI:

Su yönetimi konusunda hükümet ayrı, vekiller ayrı, belediyeler ayrı telden çalıyor. Vatandaşın derdi ise, biran önce suya kavuşmak. Önce kendi içimizde neyi nasıl istediğimize bir karar verelim bence. Ondan sonra birileri ile “kavga” etmemiz gerekecekse, onu da günü geldiğinde birlikte yapalım. Ama dediğim gibi, önce acilen toplumsal çıkarlar adına bir konsensusa ihtiyaç var. Fajat ne yazık ki bunu öne çıkaracak bir otorite yok! 

TERCİHİM GÜNEY:
Türkiye’den adaya elektrik getirilmesi konusunda, Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün açıklamalarına katılmadığını söyleyen Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim,“Biz arz güvenliğini artırmak için enterkonnekte olmak durumundayız ama, benim tercihim Güney Kıbrıs’tır. Çünkü aynı atmosferde nefes alıyoruz, aynı yağmurlarda ıslanıyoruz, bir tek isviçtir aramızdaki uzaklık. Sınırda sırt sırta duruyoruz şalteri açar kapatırsınız bu kadar basit” diyor. Keşke onlar da sizin gibi iyi niyetli düşünseler Sayın Akim…

BİRİNİN UMURUNDA MI ACABA:
Güney Kıbrıs’ta yenilenebilir enerji kullanımı, yüzde 9’a yükselmiş, ancak yine de AB içinde en düşük orana sahipmiş. Güneşin en az görüldüğü İsveç elektrik enerjisinin yarısını, Finlandiya yüzde 38’ini güneşten sağlarken, 365 gün güneş gören Kıbrıs’ın durumu ilginç. Tabii bizden söz bile etmiyorum. Yasası 2011’de, Tüzüğü 2014’de çıktı ama, işlemiyor. Çünkü eksikleri var… Konuta mahsuplaşma var, işletmelere yok, mesela otellere… Evlerle olacak iş mi bu? Topal kargayız, topal karga…

BAHANE ÇOK:
Telefon sistemlerinin birleştirilmesi konusu siyasete takılmış. Rum Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı, liderlerin başlangıçta destek verdikleri konunun “içinde bulunulan koşullar” nedeniyle ileri götürülemediğini söyledi. AB kurallarına göre, “tescil edilmemiş” sistemlerle entegre olmaları yasakmış, bizdeki operatörler de lisanssızmış… İnanayım mı? Daha bir kaç ay önce ödeme, faturalandırma gibi mazeretleri vardı, bunu da yeni buldular. Sanki bizdeki operatörler uluslararası şirketlerin uzantısı değiller…

NASIL YANİ:
Mustafa Naimoğulları çok hoş… Diyor ki; “Süt ürünü ithal edenlerin karları yüksek, yüzde 300”. Nasıl yani? Karları düşürülsün de daha ucuza satsınlar mı demek istiyor? Peki bunun yerli üreticiye faydası ne? Demek ki, üretimde de, ithalatta da fahiş fiyatlar var. Üstelik de sütler derelere döküldüğü halde, bu fiyatlar düşmüyor. Önce bunu izah etmeli…

BİR ANDA YUMUŞADI:
Anastasiadis, Rum Temsilciler Meclisi’nde beklenen konuşmasını, halka açık bir şekilde yaptı. Fakat ne ilginçtir, geçtiğimiz hafta Politis’e söyledikleri gibi değildi konuşma. Güvenli bir gelecek için, ideolojisi ne olursa olsun, herkesi çözümü desteklemeye çağırdı, bunun tarihi bir sorumluluk olduğunu söyledi, çözümün “işgali” yasallaştıracağı, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin çözülmesini getireceği iddialarına katılmadığını söyledi. Kurucu devletler konusunu, Eide’nin dediği gibi, 11 Şubat açıklamasına bağladı, diğer tüm konuları da yuvarlak sözlerle geçiştirdi. “Esas söyleyeceklerimi Politis’e söyledim” der gibiydi ve Meclis’te kimseyi kızdırmayacak bir tutum sergiledi… 

 

ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Anastasiadis’in dönüşümlü başkanlığı reddettiği şeklindeki sözlerine karşılık tam bir dik duruş sergiledi; “Kıbrıs Rum halkı, bir Kıbrıslı Türkün adil sürelerle ortak federal devletin başında bulunabilmesini hazmedemeyecekse, bu anlaşma olmayacak demektir”. Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerini de eleştiren çıkarsa, kusura bakmasın ama kendinden geçmiştir…

DİPTEKİLER
Akıldan Yoksun Ekonomi:
Tarım Bakanı da söyledi, süt üretimi fazla. Ancak Bakanlar Kurulu buna rağmen, günü kurtarma adına  “tedbir” adı altında, kilo başına tüm ürünlere 1 lira artışla, 3,5 lira teşvik verme kararı aldı. Bütçeye toplam maliyetini de merak ederim ben bir vergi veren olarak. Sen sütü dök, ben sana teşvik vereyim. Ne liberal ekonomide yeri var, ne sosyalist… Hızlanın, hareket edin, kıpırdanın derken bunun için söylüyoruz. Nerede kaldı o tarım reformu? Tüketimi olmayan üretime nereye kadar teşvik verilecek? Günah değil mi yüz binlerce insanın vergisine..?