Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KURUMSALLAŞAMADIK…

Yasalar var, tüzükler var, onları takip edenler var, yine sorun, yine tartışma… Bütün çıkmazımız bu…
Dereboyu’nda iki çam ağacı kesildi ya, kaosa döndü iş…
Benim anladığım, herşeyden önce, kimse mevzuata bakmıyor. Ne zaman ki tartışma kamuoyu önünde yapılmaya başlanıyor, sosyal medya da olaya karışıyor, o zaman birileri yasaya bakmayı akıl ediyor. Mevzuat Hazretleri diye bir deyim vardı eskiden. İşte o…
Sosyal ilişkileri de, devlet düzenini de tıkır tıkır çalıştıran şeydir mevzuat… Ama eğer uygulayacak otoriteniz varsa…
Belediye, Orman Dairesi’nin sorumluluğunda derken, nereye kadar sorumluluğunda ve yöntem ne açıklamıyor. Biz oturuyoruz, sayfa sayfa yasa okuyoruz…
Orman Dairesi sessiz kalıyor, Şehir Planlama öyle.
Sonunda olay kendi çapını aşıp, her zaman olduğu gibi birilerini linç etme noktasına gelince, zarar gören olunca, Orman Dairesi açıklamasını yaptı. Ama nasıl, Belediye’yi suçlayarak.
Herkese basit bir örnek gibi gelebilir ama, bu her konuda böyle.
Kurumsal bir devlette, herkes görevini bilir, gerekirse diğer ilgili kurumlara açar sorar, eğer üç yerden izin gerekiyorsa, o üç birim koordine eder.
Yok öyle bir şey.
Her gelen konu, bir kağıt, bir evrak muamelesi gördüğünden, evrağı alan da sorumluluğunu en dar kapsamda kullanıp, ya onay veriyor, ya reddediyor. Gerisinden ona ne…
Ama devir o devir değil artık. Maymun gözünü açtı. Sosyal medya cin gibi. Dibine darı ekiyor. Haklıyla, haksız, doruyla yanlış birbirine öyle bir karıştırılıyor ki, devletin kurumları da birbirine giriyor. Buna bir de sivil toplum örgütlerinin açıklamalarını ekleyin, tam bir curcuna…
Demokrasi var, herkes görüşünü söyleyecek, ama son sözü yasa söyleyecek. Öyle miydi, böyle miydi diye aylarca tartışmayacağız…
Ha, eksiğimiz yok mu, var. Tapulu arazide ağaç kesecek olan, muhtardan “mal benim” kağıdı aldı mı iş bitiyor. Oysa bu üç kurumun da yetkili kılınmasının bir anlamı var bence. Biri bakacak yapılacak olan inşaat trafiği engeller mi, diğeri araziye göre binanın oturuşu tamam mı, bir başkası çevreye zararı olacak mı? Bunlar eksiklik. Böylesine dar bir alana verilen kat izni, park yeri sorunu, böyle bir işyerinin yara tacağı trafik kaosu (hem de Dereboyu gibi bir keşmekeşte), kesilen ağaçların yerine yenisinin dikilmesi koşulunun olmaması, eksiklerimiz ve çelişkilerimiz. Yakında eski evler bir bir apartmana dönüşürken, kentlerde tek bir ağaç kalmayacak. Orman mühendislerinde, çevre mühendislerinde, şehir planlamacılarda bunun bir hesabı var, ülkenin şu kadarının ağaçlık olması gibi… Bunları konuşmamız gerekir aslında.
Yine de sorun kurumsallaşmamaktan geliyor. Çünkü kimseye yaptığının hesabı sorulmadı bugüne kadar. Onun için de her kafadan bir ses çıkıyor…
Şimdi bakıyorum, sosyal medyada vatandaş sormaya başlayınca, incilerimiz bir bir dökülüyor.
Ha, sosyal medya tamam mı? O ayrı bir konu. Olaylara doğru hassasiyetlerle yaklaşanlar yanında, çıkarına dokunulanlar ya da sırf birilerini linç etme güdüsüyle hareket edenler, bunu fırsat bilip kaos yaratıyor. Bu herhalde son on yılda tüm dünyanın bir sorunudur. Ancak karşı durmanın yolu, bunca bağırış çağırış karşısında, otoritenin doğruyu ortaya koyabilmesidir. Tabii, yasalara, kurallara dayanarak.   
Mevzuat tamam olmayınca, otorite de olamıyor ve işte böyle ayağımıza değen her taşta, birbirimizi yiyoruz…

 

YERİN KULAĞI VAR
KAZANANA KADAR:

Halkın Partisi, dokunulmazlıkları kaldırıp ‘Nereden Buldun Yasasını’ yürürlüğe koyacaklarını açıkladı. İnşallah yaparlar ama, bu söz bana cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde “örtülünün örtüsünü kaldıracağız” diye söz veren siyasetçileri hatırlattı. Kazandıktan sonra bırakın kaldırmayı, daha da örttü. İnşallah Halkın Partisi de verdiği bu sözleri, seçim sonrası unutmaz…

KEŞKE AMA ZOR:
Hür-İş Başkanı Yakup Latifoğlu, yeni asgari ücretin belrilenmesi için Komisyonu göreve davet etti ve asgari ücretin de 3 bin TL civardında olmasını istedi. Bu istekler aslında yaşadığımız hayat şartlarına göre normal ancak, gerçekleşmesi hayal. Gene yapacakları en fazla 50-60 liralık bir artış ya olur, ya olmaz…

BAHANE ÇOK:
Petrol fiyatlarında yaşanan düşüşe rağmen, elektrik fiyatlarında düşüş olmamasının nedeni,  Kıb-Tek’in henüz Kasım ayında deposuna girmiş yakıtı kullanması olarak izah ediliyor. Ve kendilerince kafa karıştıran birçok maliyet hesapları yapılarak, haklı çıkmaya çalışıyorlar. Halbuki esas neden, petrol maliyetlerinin değil, kurumda alınan yüksek maaşların fiyatlarda bir indirimi engellemesidir. Gözden kaçırılmaya çalışılan budur. Depolarına henüz ucuz yakıt girmedi ifadeleri ise, kandırmacadan öte birşey değil… 

SİGORTA MECBURİ OLMALI:
Bağlıköy’de 13 Aralık tarihinde çıkan yangında, ekmek kapısı kereste fabrikası küle dönen Kemal Zaim’in intihara kalkışması tam bir dramdı. Kendisini hiç tanımadığım halde, gerçekten çok üzüldüm. Ancak aynı anda düşündüm, iş yerinin, hem de keresteyle uğraşan bir iş yerinin neden yangın sigortası yok? Onca para yatırılmış, ama küçük bir primle sigorta yapılmamış. Bu da insanların tercihine kalmamalı. Tedbirsizliği önleyecek olan da yine devlet.  Polis, yangına karşı vatandaşları uyaran önlemleri sıralamış,  yetmez. Sanayi yatırımlarında sigorta şartı konmalı, hem de hemen…

NASIL YANİ:
148 öğrenciyi DAÜ’ye kendi kaydettirmiş gibi gösterip, 106 bin 786 TL’lik usulsüzlük yapmış. Haber bu. Benim anladığım, yani okula kaydettirdiği öğrenci karşılığında insanlara para mı veriliyor? Hem de DAÜ’de mi? Komisyonculuk… Öğrenci üstünden…. Üniversiteler ticarethaneye dönüyor derken, bizim aklımız bu kadarını kesmediydi. Hem de yasal olarak yapılan bir işlemmiş…

SEVGİNİN YERİNİ KISKANÇLIK ALDI:
Geçmişe takılıp kalmamalıyız diyoruz ama, bir zamanlar bir araya gelerek karar üretme, tartışma ve sonuca varma, bu toplumun en büyük zenginliğiydi. Şimdi ise bunların yerini, kıskançlık ve dedikodu aldı. Sevgi ve saygının yok olması, toplumun en büyük düşmanı oldu…

ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer:
“Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve İsrail anlaştılar, "kapı" bize de açık deniyor. Biz üçü ile kavgalıyız ama, nimetten pay istiyoruz, barış sözüne ise öfke duyuyoruz…”diyor Ferdi bey. Adamlar deniz altından kablo ile enerji nakledecek, biz ise “vesayet” diye karşı çıkıyoruz…

DİPTEKİLER
Tepki Toplumu Olduk
: Yol yapmaya kalkarsın çevreciler ayaklanır, doğayı katlediyorlar diye. İki ağaç kesilir, yine memleket kalkıp oturur. Eğer birşeyler değişecekse, bunun bir bedeli olacağını da bilmemiz gerekir. Kusura bakmasınlar ama, bu tepkilerin birçoğunun sebebi, üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir…