Mehmet Ali Talat’ın dün Havadis’te Baykan Özdağ’a verdiği mülakat, bana o izlenmimi verdi.
Baykan, “kamu-özel ortaklığı olabilir” sözlerini başlığa almış… Zaten ta başından yapılması gereken de bu değil miydi? Suyun yönetimi kamuda, işletmesi, yap-işlet-devret modeli özelle işbirliği içinde…
Türkiye’nin söylediklerinin ana fikri de buydu.
Eğer mesele sokaklara dökülüp, kamuoyunda tartıştırılmasaydı, geri dönülemeyecek noktalara getirilmeseydi, bu ana fikir etrafında çoktan akılcı bir çözüm bulunabilirdi. O zaman, ne bu kadar zaman kaybı olurdu, ne de birbirinden vazgeçmesi mümkün olmayan iki ülke arasında kriz varmış görüntüsü verilmezdi ki, bence en büyük zarar da bu noktadadır.
Başkan Talat başka önemli bir şey daha söylüyor ve “BESKİ modeli ayrı bir model. Bizim için esas olan Belediyelerdir” diyor…
BESKİ’nin kuruluş fikrinin Talat’dan çıktığı söyleniyor. Ancak hem BESKİ’nin bu yatırımları yapamayacak kapasitede olması, hem de son olarak yapısındaki çatlama, bu yapının gözden çıkartıldığını düşündürüyor. Talat’ın da söylediği bence bu, yeter ki işletmede belediyeler alacaklarından olmasınlar, haklarını alsınlar. Yani bir şekilde devrede olsunlar…
Atla deve değildi aslında. Ortada tüm dünyada kabul görmüş bir model var ve siz hala bocalıyorsunuz. Muhataplarınızın iyi niyetinden ve de en önemlisi kendinizden kuşku duymazsanız, cesur adımlar atarsınız. Atarken de, zarar görmeyeceğiniz bir plan proje yaparsınız… Ancak kafanız net değilse, böyle aylarca bocalar, döner dolaşır aynı yere gelirsiniz.
Suyun gelmemesi başlı başına bir sorunken, kendini de aşmış durumda. Bizzat Talat, su konusundaki uzlaşmazlığın, ekonomik protokol konusuna yansıdığını kabul ediyor ve “motivasyonu bozduğunu” söylüyor.
Ne kötü bir sonuç.
Bir konuda uzlaşma yapamıyorsunuz, o da gidiyor, çok daha ciddi başka bir konuyu olumsuz etkiliyor. Neyi mesela?
Eekonomik protokolun imzalanmasını ve hatta hükümetin o çok övündüğü icraat takvimini…
Anladığımız, o motivasyonsuzlukla, icraat da yapamaz hale gelmişler…
Nitekim, UBP de artık CTP’den su konusunda görüşme talep etmiş. Başbakan da CTP Genel Başkanı Talat da bu görüşmenin artık yapılacağını söylediler.
Vallahi bana göre iyi bile sabrettiler.
Son olarak bir vatandaş olarak şunu söyleyebilirim ki, “YETTİ ARTIK”…
Vatandaş bu suyu bir an önce evinde görmek istiyor. CTP’nin Parti Meclisi’nin derdi neymiş, kendi bakanlarının görüşlerine rağmen niye karar alamıyormuş, kimsenin umuru değil.
Tümden bir toplumu mahrum etmeye, meseleyi devletlerarası sorun haline getirmeye kimsenin daha fazla hakkı yok.
Ama eğer bu iş bir süre daha sürüncemede kalacak olursa, ya da vatandaşın beklentilerinin aksine bir sonuç çıkarsa, o Parti Meclisi, sittin sene suçlu sandalyesinden inemeyecek…
YERİN KULAĞI VAR
ÖNEMLİ OLAN NİYET:
Bu ülkede yapmamız gereken ama yapmadığımız her işe bir bahane uydurmakta üstümüze yok, özellikle de siyasetçiler. Geniş tabanlı bir hükümet kuruldu, toplumun neredeyse yüzde seksenini temsil ediyorlar ama, ne işe yaradı? Gündelik işleri aşıp, toplumun sorunlarına çare olacak yasalara tüzüklere girilemiyor. Önemli olan niyet ama, yetmiyor. Sadece onlar da değil, ne Meclis çalışıyor, ne de kamu… Haftanın beş günü komiteler toplansa da, üretim yok, sanki de bal yapmaz arılar…
GEREK VAR MIYDI:
Arap saçına dönen ve her kafadan bir sesin çıktığı su krizi konusunda Mehmet Ali Talat, “kamu-özel ortaklığı niye olmasın?” diyerek yeni tartışmalara yeni bir sayfa açtı. O zaman Sayın Talat’a sormak lazım, 5 aydır toplumu germeye, insanları birbirine düşürmeye ne gerek vardı ki..?
ORTAKLAR GÖRÜŞMEMİŞ:
Toplumda aylardır tartışılan suyun yönetimi konusu, meğerse hükümet ortakları arasında hiç görüşülmemiş. Memleket birbirine girmiş ama, hükümetin bu konuda karar üretme gibi bir derdi yok… Aslında görüşmelerine de gerek yok. Su konusunda UBP’nin de, CTP’nin de duruşu belli. Önemli olan hangisinin görüşünün kabul göreceğidir…
KAYNAK NEREDE:
TDP milletvekili Mehmet Çakıcı, “Yap-işlet-devret modeli, zaten bir özelleştirme modeli değil mi?” diye sordu Meclis kürsüsünden. İyi de, bırakın belediyeleri, hükümetin gereken yatırımları yapacak parası var mı Allah aşkına? Tamam biz yapalım, biz yönetelim demek kolay, keşke parayı nereden bulacağımız da söyleseniz. Onu özelleştirme, bunu özelleşetirme demekle bu işler olmuyor işte…
MERAK EDİYORUM:
Eylem yapmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan sendikalarımız, hükümetin zamanında ödeyemediği 13. maaşlar nedeniyle, her fırsatta eylem yapmaktan kaçınmadılar. Şimdi 13. maaşlar bugün ödeniyor. Merağım şu, sendikalar eylem yapmak için hangi, hangi baheneyi bulacaklar. Bundan sonra “Göç Yasası, imzalanacak olan mali protokol ve daha niceleri sırada olacak herhalde. Bizim ülkede bahane çok…
RİVAYET MUHTELİF:
KKTC’de yayınlanan 15 günlük gazetenin 9 tanesinde manşetten verilen domuz gribi tehlikesi haberlerine rağmen, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Ömer Gür, “tehlike yok merak etmeyin, herşey kontrol altında” diyor. HP Genel Sekreteri Tolga Atakan’ın attığı tweet durumu çok güzel özetliyor; “Ülkemizde domuz gribi vakası var mı? Rivayet muhtelif… Korkulacak birşey var mı? Meçhul.. Salgın durumu? Kimbilir… Yetkili var mı? Bol…” .
ZİRVEDEKİLER
Filiz Besim: Kıbrıs Türk Tabipler Birliği Başkanı Filiz Besim halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1 virüsünün KKTC’de görülmesi konusunda, “panik olmak yerine krizi iyi yönetmek” gerektiğini söylüyor. Ah Filiz hanım, siz de biliyorsunuz ki, biz bir kaşık suda boğuluruz. Krizleri yönetmek şöyle dursun, krize yenilerini katarız. Umarım dediğiniz gibi olur. Çünkü bu hepsinden daha önemli, mesele insan sağlığı ve salgın tehlikesi…
DİPTEKİLER
Herkes İşini Yapsa: Bu gidişle ülkenin “ üniversiteler çöplüğüne” dönme ihtimali her geçen gün artıyor. Basında çıkan bir habere göre, Türkiye Belediyeler Birliği KKTC’ye üniversite açmak için çalışma başlatmış. Benim bilddiğim belediyeler park-bahçe yapar, çevre düzenlemesi yapar. Ama sektörde rant büyük olsa gerek. Keşke diyorum, herkes bildiği işi yapsa, daha iyi olmaz mı..?
































