Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

VAR MISINIZ..?

Kamu çalışanlarına ödenen 13. maaş tüm sorunların önüne geçti. Konuyla ilgili olarak, hükümet ayrı telden, sivil toplum örgütleri ve sendikalar ayrı telden çalıp söylüyor.
Yıllar önce birilerinin, sırf seçim kazanmak, iktidarını sürdürmek adına yaptığı popülizmin, hovardalığın ve oy avcılığının, devleti bir 13. maaşı ödeyemeyecek duruma getireceğini eminim kimse düşünmemişti. Hele de o dönemlerde Türkiye’den gelen paraların hesabını soracak kimse yoktu. Herkes halinden memnundu. Gak dedik para, guk dedik para… Şimdi öyle bir bolluk yok, ne burada, ne de parayı gönderen Türkiye’de…
Özellikle sendikaların çok sık kullandığı “kazanılmış hak” sözünün de bugün artık ciddi şekilde tartışılması gerektiğine inanıyorum. Belediyelerin ve birçok kurumun batmasının altındaki en önemli nedenlerden birisi de işte bu “kazanılmış haklar” ve “hak verilmez alınır” mantığıdır. Sorumlu makamda oturanlar yıllardır, sırf iktidarlarını sürdürmek adına, önüne ardına bakmadan, yarını düşünmeden, batacağını bile bile, daha da fazlasını vermekten çekinmediler… Ne yazık ki bu sadece siyasilerde değil, tüm toplumda hakim olan bir düşünceye dönüştü yıllar içerisinde… Biz istedik, onlar verdiler…
“Bu talepleri karşılayacak kaynak yok, bu yapılırsa ileride çok daha büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliriz”i düşünen de yok. Herkes günü ve iktidarını kurtarma derdinde. Hatırlayın, sendikaların yaptığı son eylemlerde atılan sloganlar bu yazdıklarımın en güzel örneğini teşkil ediyordu. Ne diyordu sendikalar, “Bulacan verecen canım… Bulamazsan da gidecen canım…”. Ver, ver ama nereye kadar..? Neye karşılık bulup verecek, bu kimsenin umurunda olmayacak. Ama hemen ardından da, “parayı verenin düdüğü çalmasına” isyan edecek, meydanlarda, “ne paranı, ne memurunu istemiyoruz” diye slogan atacak…
Kimse bunları söyledin diye sana kızamaz ama, sen eğer olamayan parayı talep eder, ‘nereden bulursan bul ve ver’ diye diretirsen, o zaman o paranın nereden geldiğini bilerek konuşacaksın…
Bu memleket bizim, biz yöneteceğiz iddiasındaysanız, o zaman da bunun gereğini yapacak, sırası geldiğinde de, toplum olarak elinizi taşın altına koymaktan çekinmeyeceksiniz…
Şu anda dibe vurduk. Kasanın içine fare düştü, kafası yarılır. Bundan kötüsü yok. Oysa, yine tam tersi yapılıyor.
Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün “ 13. Maaşlar ödenmeze vesayet kalkar” sözü başta sendikalar olmak üzere, neredeyse toplumun tüm kesimlerince farklı değerlendirilmiş, Osmanlı’daki yeniçeriler gibi Özgür’e karşı bir isyan bayrağı açılmıştır…
Madem ülkemizin efendisi olacağız, madem ki bu ülkeyi biz yöneteceğiz. O zaman şimdi, elimizi taşın altına nasıl koyarız, nerelerde ne kadar fedakarlık yapabiliriz diye düşünüyor olmamız gerekirdi.
Evet bu ülkede yaşamak zor, pahalılık var, insanlar geçinmede, ayın sonunu getirmekte zorlanıyorlar da. Bu bir gerçek ancak, eğer bir var olma savaşı vereceksek, birtakım alışkanlıklarımızdan da vazgeçmeyi bileceğiz…  
Bu da tek taraflı değil elbet. Yine dönüp, dolaşıp vergi konusuna geleceğim. Siz eğer yönetenler olarak, görevlerinizi yapmıyor veya eksik yapıyorsanız, toplamanız gereken vergileri adil bir şekilde toplamayıp, seçim gailesiyle her birkaç yılda bir “vergi affı” çıkarıyorsanız, bugün yaşananların müsebbibinin de sizler olduğunu bileceksiniz. Her yıl gazetelerde yayınlanan vergi listelerini okuyor, kimin ne kadar vergi verdiğini, daha doğrusu vermediğini görüyoruz. Devlete sırasında borç veren birinin, “zarar” beyan etmesi ve bunun kabul görmesini, bu topluma izah edemezsiniz. Onlarca anlı şanlı şirketin, günlük yaşamlarında sadece bir gecede harcadıkları paraları, devlete aylık maaş olarak gösterdiklerini, en düşük bir memurun ödediği yıllık vergiyi bile ödemediklerini bilmeyen yok…  Öncelikle ülkede vergi adaleti sağlanacak, çok kazanandan çok, az kazanandan az, ama bir tamam alınacak…
Yılın ilk günü, ülkemizi beyaza boyayan karın ardından, 2016 yılı için siyasiler ve toplum olarak beyaz bir sayfa açarak bu ülkeyi daha yaşanabilir bir hale getirmeyi, herkesin eşit haklara sahip olduğu, kimsenin gelecek kaygısı olmadığı, insanlarının yüzlerinin güldüğü, kavga yerine barışın hakim olduğu bir ülke yaratmak olsun temennisinde bulunmuştum. Hiçbirşey için geç değildir. İstersek başarabiliriz. Yeter ki niyet olsun…Var mısınız..?                 

    
YERİN KULAĞI VAR
İMZAYI AT, PARAYI AL:

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat,  Mali Protokol imzalanmadan, içerisinde 13. maaşın da ödeneceği katkı diliminin doğal olarak yatmayacağını açıkladı. Talat, bu açıklaması ile, günlerdir 13. maaş konusunda yapılan eleştirileri de yanıtlamış oldu. Talat demek istiyor ki, 13. maaşların ödenmesini istiyorsak, mali protokolü kabul edip, imzalamak zorundayız. Yani olay bu kadar basit. At imzayı, al parayı…

ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA ÖNEMLİ:
Türkiye ile imzalanacak mali protokol, su yönetiminde iki ülke arasında yaşanan kriz ve KKTC bütçesine aktarılacak kaynak için, önümüzdeki hafta oldukça önemli. Karşılıklı ziyaretlerin gerçekleşecek, aylardır iki ülke arasında yaşanan krizin sonlandırılması konusunda önemli adımlar atılacak. Yeni bir sorun çıkmaması halinde, KKTC ve Ankara arasında aylardır süren krizin de son bulması bekleniyor…

BEKLEYİP GÖRMEK GEREK:
Kudret Özersay, aylardır tartışılan partileşme eleştirlerine son noktayı koyarak Halkın Partisi ile siyaset sahnesindeki yerini aldı. 70 sayfalık parti programın kim ne zaman okudu ve anladı ben bilemem. Ancak daha ilk günden parti ile ilgili, olumlu ve olumsuz birçok yazı ve yorum okudum. Göklere çıkaranlar kadar, yerden yere vuranlar da oldu. Hani diyorum, övmek veya yermek için keşke biraz bekleyip de öyle karar verseydik…   

NE OLDU BİZE:
Kavgacı bir millet olduk çıktık. Meclis’e bakarım vekiller birbirlerine yüklenmek için adeta fırsat kolluyorlar. Televizyonlara bakıyorum, tüm programlarda birilerine birşeyler söylemek, vatandaşın zaten bozuk olan moralini daha da bozmak adına konuşuyor konuklar. Tamam, bu ülkede yanlışlar, hatalar çok ama, eleştirmekle saldırmayı karıştırıyoruz sanıyorum…   

BOZKIR’IN VURGUSU:
Türkiye’nin AB Bakanı Volkan Bozkır geldi, temaslar yaptı gitti. Bu temaslarında benim en çok dikkatimi çeken, Başbakan’la görüşmesinde söylediği bir sözdü. Bozkır, bulunacak çözümün, “AB müktesebatına uyum bakımından birincil düzenleme olarak işlenmesi önemlidir” dedi. Bu da,  anlaşmada, AB müktesebatına uymayan maddeler olsa da, bunların birincil hukuk olarak kabul edilmesi demek. Yani bir anlamda kalıcı derogasyon. Bizim açımızdan can alıcı bir konu. Geçmişte çok konuşuldu ama, bu son süreçte bahsedildiğini hiç duymamıştım… 

YA GÜNEY’DEKİ KAYIP TOPRAK:
Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuran  730 Rum, buradaki mallarından feragat etmiş, 16,5 kilometrekarelik alan Türk toprağı olmuş. Ben hala öbür taraftaki toprakların derdindeyim. 1974’den sonra ne kadar kişi, kaç kilometrekarelik toprağı Rumlara sattı. Bunların arasında, Kuzey’deki idareye feragatname veren var mıydı? O feragatnamelerle Kuzey’de tahsisten aldıkları tapular ne olacak, bunlara bir bakan, inceleyen oldu mu? Aylardır bunu soruyorum, ama ortada bir envanter hala yok. Rum Yönetimi resmen “satılan mallardan” bahsettiğine göre, en azından bir bilgi istenemez mi..?

ALBATROS OPERASYONU:
Türkiye’nin Bolivya bandıralı bir gemiye, Bolivya hükümetinden izin alarak, uluslararası sularda düzenlediği operasyonda, 13 ton esar ele geçirilmiş. İşin ilginç yanı, Türk makamları gemiyi, Güney Kıbrıs sularından itibaren izlemeye almışlar. Uyuşturucunun bölgeye nasıl geldiğine bakar mısınız…

ZİRVEDEKİLER
Ömer Kalyoncu: “Meclis’in 'paspas' edilmemesi gerekir… Kişi hak ve özgürlükleri meselesi de vardır! Milletvekili olmamıza da gerek yok! Ombudsman'la ilgili hükümetin alıp veremediği yok! Herkes görevini yapmalıdır. Ahenk içinde süreç işler. O zaman da böyle problemler ortaya çıkmaz. Varsa bir hata orta yerde bunların tespiti başka şeydir, bunun üzerinden farklı noktalara ulaşmak farklı şeydir…”.

DİPTEKİLER
Ümit Özdağ: MHP heyeti geldi, bir takım temaslar yaptı gitti. Görüştükleri kesimler, kendi görüşlerine yakın kesimler. Yani taraflı. Her neyse, kendi bilecekleri iş. Ama, ya Türkiye’nin bir parti yetkilisinin, seçimle gelmiş Cumhurbaşkanı’na “hizipçilik yapıyor, dar kadroyla çalışıyor” suçlaması yapması…? Konuştukları, bir başka ülkenin içişleri…. Halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı’ndan söz ediliyor. Varsa eksiği, gediği, bu halkın sorunudur, sorulacaksa, bu halk sorar. MHP Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ’ın yaptığı bu ikinci oluyor ve bardağı taşırıyor…