Başbakan Ömer Kalyoncu’nun bir özel okulu kabulü sırasında eğitimle ilgili sözleri olay oldu. Herkes Kalyoncu’nun bu açıklamalarını kendince yorumlayıp, destek de verdi, eleştirdi de. Halbuki Başbakan’ın söylediklerini eleştireceğimize, eğitimi elbirliği ile nasıl bu hale getirdiğimizi, sendikası ve siyasetçisiyle birlikte açık yüreklilikle tartışsak çok daha iyi ederdik…
Geçtiğimiz gün Salih Sarpten’in Yenidüzen gazetesindeki eğitimle ilgili yazısı oldukça dikkat çekiciydi. Özellikle son 10 yılın öğretmen-öğrenci araştırmasında dikkat çekici tesbitler vardı. Gerçekten eğitimde ortada bir sorun var. Her yıl eğitim bir kaos, bir kargaşayla başlıyor, sene sonuna kadar da hiç bir şey değişmeden gidiyor…
Öğretmen eksikliği gerekçesyle sürekli greveler yapılıyor ve bunun ceremesini de çocuklar ödüyor…
Bazı okullarda öğretmen eksiği olduğu doğrudur ancak, bazılarında öğretmen fazlası olduğu da bir gerçek.Yani, boş oturan öğretmenler var…
Sarpten’in yaptığı araştırma da, bu iddiayı doğrular nitelikte. Ne diyor Salih Sarpten; “Bu göstergeler son 10 yılda her kademede öğrenci sayısı artmış olmasına karşın okul sayımızda belirgin bir artış göremiyoruz. Öğretmen sayısı açısından ise özellikle ortaokul ve liselerde gereğinden fazla bir artış ortaya çıktığı görülmekte…Peki, ama okullarımızda öğretmen ihtiyacı yok muydu? Evet, var… Gerçekten var… Ancak görünün o ki, öğretmen ihtiyacı olan okulların yanında, öğretmen fazlası olan okullarımız da var…”
Bu gerçekler ortada duruken, ne yazık ki biz, hala daha öğretmen eksiğinden, istihdamdan söz edebiliyoruz…Her gelen bakanla sistem değiştirmeye kalkarsak, sistemin değil, sendikanın söz sahibi olduğu bir düzen kurarsak, bunun sonuçlarına da katlanmak zorundayız…
Her işimizde olduğu gibi, eğitim konusunda da plan ve program yapamıyoruz. Eğitimi bir devlet politikasına dönüştürüp, bakanlar değişse bile, sistemin devam etmesini sağlayamıyoruz… Her yıl yüzlerce öğretmen adayı hayata atılıyor ve doğal olarak da görev bekliyor.
Eğitim Bakanlığı’nın eğitim yönetimi, planlaması okuyan uzmanlarının bu işi yapması, ortaya bir plan çıkartması gerekmez mi sizce..?
Ben kendi adıma bundan 40-50 yıl öncesini düşündüğümde, onca zorluğa, öğretmen azlığına, maaş azlığına, ulaşım sorununa, okul yetersizliğine, hepsinden önemlisi can güvenliğinin tehlikede olmasına rağmen, bugün yaşanan sorunları hiç duymadım…
Ne İngiliz döneminde, ne 1960 sonrası. Hatta 70’lerde dahi…
Düşünün 1960-61 öğretim yılında ilk ve orta dereceli okullarda toplam öğretmen sayısı 856, şu anda ise 4415… Tamam nüfus iki katı artmış olabilir, okul sayısı da. Ama aradaki fark 5 misli…
Geçmişte kıdeme dayalı bir tayin terfi sistemi vardı ve tıkır tıkır işlerdi. Bakanlık kapılarında tayinine itiraz eden öğretmen veya bakanlık kapılarında eylem yapan öğretmen duyulmuş şey miydi? Kimin haddineydi…
O zamanlarda bırakın özel okulları, özel ders almak gibi bir derdimiz de yoktu. Ve ne gariptir ki, o günlerdeki eğitimde yakalanan başarının, bugün onca imkan ve olanaklara rağmen ne yazık ki çok gerisindeyiz…
Ben de bir öğretmen çocuğuyum. 6 senelik ilkokulu 5 ayrı yerde okudum. Rahmetli babam, 40 yıla yakın öğretmenliği süresince adayı en az iki defa gezdi… Aradan bunca yıl geçti, imkanlar arttı, o yokluk devirleri geride kaldı. Ama her nedense, son yıllarda giderek dibe vuran eğitim sistemimizi nasıl düzeltiriz diye ortaya bir plan koyan olmadığı gibi, okullara öğretmen yerleştirmek, tayin etmek bile sorun haline geldi. Sene başında tayin yapmaya kalkanın kapısında ya eylemciler bitiveriyor ya da arkası olan, işini bakanlıkta hallediyor. Kimse kimseyi elleyemiyor… Amaç sendika açısından, grev yapıp eğitimi engellemek değilse, Bakanlık da eğer sorun çözme niyetindeyse, eğitimin paydaşları olarak birlikte çözüm yolu ararlar. Kavga gürültü, grev, eylemle yıllardır bir sonuç alınmadığı rtada.
Oysa öğretmen fazlası hepimizin bildiği bir gerçek. Salih Sarpten’in araştırmasına göre 2014 yılı itibarıyle KKTC’de İlkokul, Ortaokul, Lise ve Meslek Lisesi sayısı 167…Bu okullardaki öğretmen sayısı ise 4415…Öğrenci sayısı ise 41020…Öğrenci başına düşen öğretmen sayısı ortalama 9…
Bu rakamlara göre belki tuhaf kaçacak ama, münhal açıp yenisini almaya bile gerek yok sanırım…
YERİN KULAĞI VAR
AÇIK KORKUNÇ: Bu ülkenin en acı gerçeklerinden biri, gelirlerini toplayamamaksa, ikincisi dış ticaret açığı olmalı. Göz yaşartıcı rakamlar. Sanırım dünyanın hiç bir yerinde böyle bir oran yok. Bu hesap yapılırken, ihracatın ithalatı karşılama oranına bakılır. Yani ne kadar üretip sattınız, ne kadar satın aldınız. Bizde bu oran tersine ve üstelik de arada akıl almaz bir uçurum var. İhracatımız, ithalatımızın tamı tamına onda biri. Sizce, bu açık, hizmet sektörüyle giderilebilir mi? Evet, bunu yapan ülkeler var… Ancak onlar turizm, eğitim ve diğer hizmet sektörleri için vergi cenneti olmadıklarından, açıklarını bu yolla kapatıyorlar. Biz asıl gelir kaynaklarımızı da vergi muafiyetleriyle yok etmeyi başarıyoruz…
SORUN, DEVAM MECBURİYETİNİN OLMAMASI:
Yenidüzen’de Cenk Mutluyakalı, son bir haftada ikinci kez, KKTC’nin üniversiteler çöplüğüne dönüşmesi tehlikesini yazdı. Öğrenci sayısından başka bir şeye bakılmadığını belirtti ve öğrenci kimliği altında yapılan işlerin dehşetengiz örneklerini verdi. Bence bu durumun bir tek nedeni var, devam mecburiyetinin kaldırılmış olması. Üniversitelerin baskısıyla hem de… YÖDAK, gerçek anlamda YÖDAK olsa, devam mecburiyetini geri getirir, ama yapar mı? Bir usta bir memleket…
DEĞİŞTİR O ZAMAN:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, YÖDAK’ın özerk olması gerektiğini kaydederek, Cumhurbaşkanlığı’nın sadece YÖDAK Başkanı’nı atadığını hatırlatmış. Zaten bizim de Sayın Akıncı’dan beklentimiz, hakkında türlü iddialar bulunan başkanı görevden alıp, yerine yeni ve tarafsız birisini atamasıydı. Kendisinin de rahatsız olduğunu sandığımız bu konuda, adım atmak için neyi bekliyor o zaman…
TECRÜBESİ BÜYÜK:
Nazım Çavuşoğlu dün Meclis’te bir konuşma yaparak, Yenierenköy Belediyesi’nin sorunları için acil kriz masası oluşturmak gerektiğini söylüyordu. Vallahi, bence dinlesinler. Özellikle Lefkoşa Belediyesi’nin batış sürecinde İçişleri Bakanı olan birinin tecrübelerinden yararlansınlar…
OLUP BİTTİKTEN SONRA:
Mağusa’da izinsiz olarak inşaatı tamamlanan bir okul, eğitime de başlamış. Mağusa Belediye Başkanı İsmail Arter, İnşaat Mühendisleri Odası’nın uyarılarının üzerine inşaatın durdurulduğunu ancak sonradan yeniden devam ederek tamamlandığını açıkladı. Arter herşey olup bittikten sonra, kolej yönetimine karşı hukuki süreç başlatıldığını söyledi. İyi de inşaat devam ederken niye müdahale etmediler? Şimdi mahkeme, “oldu bitti” derse ne yapacaklar veya bir torpil bulup izin alınırsa ne olacak? Sonuçta, yapanın yanına kar kalacak…
YOK ARTIK:
Sürekli bizdeki fiyatların Güney’den daha ucuz olduğunu savunur dururuz hep. Dün bir internet gazetesi, sürekli tükettiğimiz çips ve Nescafe raf fiyatlarının mukayesesini yaptı. Bizde 8.75 TL’ye satılan çips markasının, Güney’deki raf fiyatı 3.23 TL. Hemen her evde bulunan Nescafe’de ise fark daha da büyük. Bizde 36 liraya satılan ürünün, Güney’deki fiyatı sadece 9 lira 20 kuruş. Tanınmamış olabiliriz, navlun da daha pahalı olabilir ama, bu kadar da fark olmaz ki be kardeşim…
ZİRVEDEKİLER
Vergi Affı Kalkıyor: Tabii alkışlayabilmek için, son olması lazım. Her bir kaç senede bir vergi affı çıkarır, rutine bağlarsanız, vergi mükellefi de kendini o rutine alıştırır, ‘nasıl olsa af çıkacak’ diyerek, kulağının üstüne yatar. Ha, öyle büyük bir kriz olur, çöküş olur, o zaman düşünün ama, şu son aflar çıktığından bu yana öyle bir kriz de yok. Bu bence ne biliyor musunuz, nakite sıkışan hükümetlerin günü kurtarma adına, kırıntıyla yetinme yöntemi. Esas büyük balık da, bu arada kaçıp gidiyor…
































