Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ASAYİŞ Mİ DEDİNİZ…

Son günlerde ülkede yaşananlar güvenlik konusunda ne kadar yetersiz olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi. Kimse kusura bakmasın ama ülke, kara para, uyuşturucu ve kadın ticareti konusunda resmen yol geçen hanına döndü. Gün geçmiyor ki, sınır kapılarında, havaalanında uyuşturucu ile yakalanalara ait haber okumayalım. Mahkeme koridorları, bu tür suçların failleriyle dolup taşıyor…
Hatırlayacaksınız, bazı gazeteler bir ara ikinci sayfalarını asayiş olaylarına ayırırlardı da, ne çok olay var derdik. Şimdi ayrılan sayfa sayısı 5-6’yı buluyor…
Hırsızlıklar artık günlük hayatımızın bir parçası haline geldi. Her gün üç dört tane yeni olay… Uyuşturucu ha keza. Üstelik de çoğu yasal limanlardan giriş yapanların üstünde bulunuyor.
Cinayetler, Kıbrıs tarihinde ilk kez son bir kaç yılda rekor kırmış durumda. 9 yılda tam 58 cinayet… Polis kadrosu belli, hepsi sahada çalışsa, yetişemez durumdalar…
Beni asıl korkutan, suçun yoğunluğuna alışıyor olmamız…
Çare bulması gerekenlerin, “Ne yapalım, her ülkede var” dediklerini duyar gibiyim. Oysa bu ülke küçük…
Küçücük bir ülkede kötülüğün yaygınlaşması çok daha kolay. Suç örgütlerinin istismara açık kitlelere ulaşması, onları kendi içine alması kolay. Üstelik de yaşam şartları, gelir düzeyleri giderek düşen kitlenin büyüdüğü bugünlerde…
Ülkedeki yabancı sayısı giderek artmakta. Kendi ülkelerinde iş bulamayanların ve ucuz işgücünün çekim merkezi haline geliyoruz. Ülkeye giriş ve çıkışlar ne yazık ki gerçek anlamda kontrol altına alınamıyor. Bir giren bir daha çıkmıyor. Ne arayan var, ne de soran. Neden her geleni alıyoruz ki? Turist dahi olsa, belli kriterler sorgulanmalı. Neden yapamıyoruz?
Sürekli yazıyorum, KKTC tam bir beynelmilel ülkeye döndü. Her milletten insan var. Pakistanlısı, Rusu, Vietnamlısı ve yakında da Çinlileri göreceğiz. Kimse yanlış anlamasın, ben insanları cinslerine, görünüşlerine göre yargılayan biri değilim. Ancak bu kadar göç kabul ederek, zaten kendi insanımıza bulmakta zorlandığımız istihdam alanlarını daha da daraltıyoruz…Sonuçta bukadar çok karmaşanın getireceği, güven ve asayiş sorunu da, suçlar da  kaçınılmaz… 
Hükümetler artık suç konusuna sadece polisiye olay olarak bakamazlar. Bu ülkenin suç sayılan faaliyetler için bir cazibe merkezi haline gelmesinin nedenleri araştırılmalıdır. Suç oranını aşağılara çekmenin yolları bulunmalıdır…
Suçların önlenmesinde ilk akla gelen eğitim ve cezadır. Ancak her ikisinin de, mükemmel olduğu söylenemez. Birçok suçun cezası komik ve caydırıcı değil. Diğer yandan eğitim durumumuz zaman içinde iyileşeceğine, giderek gerilemekte. Konu artık göz ardı edilemeyecek kadar somut ve korkutucu. Dilerim yönetimden birileri de bunları ciddiye alıp, bir program ortaya koyarlar…

 

OLACAĞI BUYDU…
Sistemi olmayan, o nedenle de kurumları bir bir batan, hergeçen gün iyiye değil, daha kötüye giden bir ülke olduk.
Her kesimden insanların, hak etmediği halde zarar gördüğü bu ülkede, sistemi yerine oturtmaya kalktığınız anda ise, kıyamet kopuyor…
Çünkü bu sistemsizliğe, düzensizliğe, kuralsızlığa alışanlar, kendilerini zora sokmaya gelemiyorlar.
Değişime karşı direnç gösteriyorlar. Buna en çarpıcı örnek ise, son günlerde yine gündemde olan Belediyeler…
Yenierenköy çalışanları 3 aydır maaş alamıyor, Meclis önüne çadır kurmuş, seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Neden? Geçmiş başkanın kazanma hırsı yüzünden hesapsızca yaptığı istihdamlar yüzünden…
Personel sayısı alabildiğine şişirilen, işçi sayısının bir kaç katı memuru olan belediyelerin neden bu hale geldiğinin en somut örneği oldu Yenierenköy belediyesi…
Sebep, yine popülizm, yine seçim kaygıları. Yatırım, atılım hak getire. Çöpü toplayan, güç bela maaşını ödemeyi başaran belediye, başarılı oluyor bu ülkede. Ancak personelini ödeyebilen de, çalışanın yatırımlarını yapamıyor… Onlarcası bu durumda…
Birileri seçim zamanlarında onlara “sen şu kadar daha istihdam yap” talimatı verince, hiç düşünmeden yerine getirdiklerinden, bugün maaş ödeyecek, hizmet yapacak parayı bulamıyorlar…
İşin en acı tarafı da, onlarca çalışan sefilleri oynarken, yapanın yanına kar kalıyor…
Diyeceğim şu ki, bizi devlete istihdam edin, devlet bizden hizmet alımı yapsın diye yollara dökülen çalışanlar, zamanında eski başkanın yaptıklarına göz yummalarının cezasını ödüyorlar. 

 

YERİN KULAĞI VAR
BİZ BİLMİYORUZ AMA:
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kıbrıs'ta müzakerelerin ilerlediğini, zor konularda bile mesafe katedildiğini açıkladı. Zor konularda bile ilerleme kaydedilmesi güzel birşey ama, bu ilelemelerin ne olduğu, neyi alıp neyi verdiğimizi toplum olarak biz bilmiyoruz. Keşke masada ne olup bittiğini bizler de bilebilseydik…

BİRAZ SESSİZLİK:
İki liderin farklı açıklamalarının, her iki toplumda da farklı algılara neden olduğu bir gerçek. AKEL Genel Sekreteri Kiprianu da bunun farkına varmış olacak ki, hem Akıncı, hem de Anastasiadis’e,“kamuoyuna yönelik açıklamalarını sınırlandırma” çağrısı yaptı. İnşallah bu çağrıya uyarlar yoksa, her iki tolumu birleştireceklerine daha da ayırıyorlar…

LAÇKALIK:
Cumhurbaşkanı’nın makam aracında bir fors olması normal. Akıncı, ekibine yenilikler konusunda destek vermiş. Ama yok da böyle keyfi… Yasa yok diye herkes kafasına göre mi takılacak? Bu devletin bir amblemi var. Üstelik Cumhurbaşkanlığı forsu da var. En azından tüm dünyada olduğu gibi, o fors kullanılmalıydı. Cumhurbaşkanlığı makamı, bu kadar laçkalığı kaldıracak bir makam değil…

ÇARE VAR:
İş çevreleri 13. maaşların Güney’e gitmemesi için Maliye’den ödemeleri 25 Aralık sonrasına bırakmasını istemiş ya, aslında bunu yapacaklarına kendileri bu tarafta ürünlerde indirim gibi bazı özendirici, tüketiciyi cezbedici tedbirler alsalar, o zaman hiçbir sorun kalmaz sanırım…

HER SOKAKTA VAR: Res-Bir Başkanı Süleyman Gürcafer, restorancılık sektörünün gün gittikçe kötüye gittiğini, birçok işyerinin kapandığını veya battğını açıkladı. Kusura bakmayın ama, şehirlerin her sokağına restaurant açılırsa, olacağı buydu. Bakın şöyle bir etrafınıza her taraf restaurant ve market doldu. Hal böyle olunca, çarkı döndürmek zor, iflas da kaçınılmaz olur… Hiç şikayet etmesinler, sektör, kendi kendini bitiriyor.

KURAL BOZULMADI:
Her tatil gününde olduğu gibi, dün de bu kural bozulmadı ve Metahan kapısında yine izdiham yaşandı. İşadamlarının, “maaşları geçiktirin” taleplerinin aslında ne kadar boş olduğu da bir kez daha ispatlandı. Tatil dendi mi, Güney’e geçmek mecburiymiş gibi, herkes soluğu barikatta alıyor…

ZİRVEDEKİLER
Enerji stratejisi: Geçtiğimiz günlerde Paris’te yapılan iklim zirvesinin sonuçlarını burada bizim de uygulamamız için bir engel olmadığını yazmış ve “acaba sonuçları takip edenler var mı” diye sormuştuk. Sonuçlar takip edildi mi bilmiyoruz ancak, enerji konusunda DPÖ’nün hazırladığı ve Bakanlar Kurulu’nun onayladığı 2016-2023 KKTC Enerji Verimliliği Strateji Belgesi, zirve kararlarına az da olsa uyum sağlıyor.  Bence en güzel tarafı, birilerinin oturup, uzun vadeli plan yapmış olması. Yalnız, Enerji Verimliliği Yasası’nın 2018’e bırakılmasının nedenini anlayamadım…

DİPTEKİLER
“İstera”cılık: Bizde eskiden bir söz vardı, birisi olmayacak bir şey isterse, “adını istera koy” denirdi. Şimdi Yenierenköy belediyesi çalışanları tam da bu lafı hakediyor. Kendileri, haksız, adaletsiz yapılan istihdamların ve cevizcinin çuvalından yapılan harcamaların kurbanları, yani popülizmin. Ama onay vermişler, seyretmişler, seslerini çıkartmamışlar. Üstüne üstlük, devletten yeni popülüst uygulamalar talep etmekte, hatta işi küfüre vardırmaktalar. Batırırken seyret, sonra da devlete yüklen. Devlet mi batırdı belediyeyi..?