Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“BU KIŞ KOMÜNİZM GELECEK…”

Ellili yıllarda milleti korkuturlardı, “Bu kış komünizm gelebilir” diye… 
Aslında Amerika’da soğuk savaşın en şiddetli dönemlerinde, komünist avlarına çıkan Cumhuriyetçi Parti Senatörü McCarty’nin sözüydü bu…
Türkiye’de aynı sözü Demokrat Parti döneminde Cumhurbaşkanı Celal Bayar tekrar etmişti.
Gerçek bir “komünizm gelecek” korkusu değildi tabii. Gündemi değiştirerek, iktidarlarını pekiştirmek, istediklerini daha rahat yapmak için buldukları bir propagandaydı, bir göz bağıydı. 
İnsanlar o propagandayla neredeyse bildiklerini, gördüklerini unutup, iddiaların peşinden giderler, baskı rejimleri de rahat rahat işlerine devam ederlerdi. 
Şimdilerde gülüp geçiyoruz…
Fakat her nedense, “Bu bahar Kıbrıs’ta çözüm” laflarını her duyduğumda, aklıma bu slogan geliyor.
Aslında biri korku veren bir slogandı, bizdeki ise umut pompalayan bir slogan…
Neredeyse kırk yıldan fazladır aynı sözleri duymaktan usandık, inancımızı kaybettik.
Arşiv karıştırdım, müzakereler sürdüğü sürece hemen her yıl birileri bu cümleyi kurmuş. Hatta Eroğlu döneminde bile söylenmiş…
Yine bu yıl da söyleniyor…
Referandum döneminde belki milletin gözünü bağlamıştı bu slogan. Herkes “oldu, oluyor” diye düşünüyordu. Güney’den gelen olumsuz işaretleri bile görmezden geldik toplum olarak.
Ancak bu kez öyle değil. Her duyduğumuzu iki kez düşünüyoruz. E, kötü bir tecrübe var sonuçta…
Keşke bunu tekrar edenler içini de doldursalar. Çünkü insan zekası ve de tecrübeleri, artık 50’li yıllardaki gibi değil. İçi boş bir “çözüm” sözü de “Bu kış komünizm gelecek” sloganı gibi komik duruyor…

                                                               *****
OLMADI KUDRET HOCA…

Kudret Özersay, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası aldığı oy oranı ile, Kıbrıs Türk siyasetinde önemli bir figür olduğunu kanıtlamış, taraflı tarfsız herkes Özersay’ın, bu başarısının siyasetin geleceğine damga vuracağı konusunda hem fikir olmuştu. Ancak ona güvenen ve umut bağlayan insanlar, işi ağırdan alan, gerekçesini de “doğru kişilerle yola çıkma” olarak açıklayan Özersay’a bu krediyi vermekte çekinmediler. Sonuçta kurulma aşamasına gelen ve adının “Doğru Yol” olacağı dillendirilen partisi, için artık gün saymaktadır. Yıllardır kirlenen siyaset ve siyasetçiden umudunu kesen toplum, yeni bir arayış içine girmiş ve cumhurbaşkalığı seçimlerinde de, bu kişinin Özersay olabileceği konusunda ciddi bir kararlılık göstermiştir. Özersay temiz, hiçbir şaibeye karışmamış ismi, bilgisi ve duruşu ile de mevcut siyasi aktörlerden bıkıp usanan toplumdan, büyük bir destek görmüştür…Güzel şeyler söylüyor, yıkılan umutların yeniden yeşermesine destek veriyor, köy köy gezip, insanları ülkenin sorunları konusunda bilgilendiriyor ve çözüm yollarını anlatıyor…
Buraya kadar yaptıklarını desteklememek elde değil.
Ancak siyasette sadece yukarıda saydıklarım yeterli olmuyor.
Niye bu yazıyı yazma gereğini duydum, hemen söyleyeyim… Dün Ada tv’de konuk olan Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı Tözün Tunalı’nın, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partilerinden aday çıkması için görüşmeler yaptıklarını söylemesi ve “Hoca gelsin partimize katılsın. Hem kendisini bundan sonraki seçimlerde Cumhurbaşkanı adayı yapalım hem de SDP’yi ilk turda sandıktan 1.parti olarak çıkaralım” demesi, belli ki Kudret Hoca’nın ağırına gitmiş. Olabilir. Ancak Tunalı’ya sosyal medyadan yanıt verirken kullnadığı aşağılayıcı dil, kabul edilmez. Kudret Özersay, “Birileri bizim üzerimizden prim yapabileceğini, halk nezdinde var olmayan bir itibarı, adımızı zikrederek, bizimle birlikteymiş gibi göstererek elde edeceğini sanıp hayal görmesin. Bu zamanda Halk, siyaset palyaçolarına değil inanmak, gülmüyor bile…” diyor.
Belki ortada yanlış bir yorumlama olabilir, gerçek dışı bir söylem dahi olabilir ama, hakaret gerektirmez.  “İtibarı olmayan” ve “siyaset palyaçosu” demek, hedeftekini değil, söyleyeni zor durumda bırakır… 

YERİN KULAĞI VAR
BÜTÇE ZORDA:
Maliye, yıl sonu memura ve emekliye ödenecek maaş ve 13. maaşla ilgili sıkıntı yaşıyor. Memura yapılacak maaş ödemeleriyle birlikte, kaynağı olmadığı halde, üreticiye ödenmesi gerekenler de var.  Bu durum, hükümeti kara kara düşündürüyor. Şu ana kadar yapılan arayışlardan bir sonuç alamayan maliyenin, bu parayı nasıl ve ne zaman bulacağı konusunda henüz net bir gelişme yok…  
 
SADECE MÜLKİYET Mİ:
Mülkiyet sorununun çözüm kapısını açmak için bir anahtar olduğunu savunanlar, diğer sorunları görmezden geliyorlar galiba. Halbuki yönetim ve güç paylaşımı ile toprak tavizleri de  en az mülkiyet kadar önemli. Yani diyelim ki, kimse evinden yerinden olmasın, buna karşılık yönetimde ağırlıklı söz sahibi karşı taraf olsun. Böyle bir anlaşma ne kadar sağlıklı olabilir ki? Evet, belki “mal canın yongasıdır” ama, sorunun çözümünü sadece mülkiyete bağlayarak diğer faktörleri gözardı edemeyiz…   

ARAMIZDAN SU SIZDI:
Radyo Havadis’e konuk olan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Bütçe biter bitmez suyla ilgili çözüm süreci hızlanacak. Kavga edecek halimiz yok, suya ihtiyacımız var. Bizim için orta yol, DSİ'nin uzmanlık desteği vereceği bir pozisyondur. Özerk su yönetiminden vazgeçmemiz siyasi olarak mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye ise, olası bir çözümde adadaki varlığını ve etkinliğini, bu su ile devam ettrimek niyetinde. Görünen o ki, her iki taraf da taviz vermeye pek niyetli görünmüyor…   

DERİNYA’NIN FAYDASI:
Daha çok kapı, daha çok kapı… Şimdi Derinya gündemde. BM’nin Mağusa’nın sosyal ve ekonomik potansiyelini geliştirme amacıyla kurduğu “act renewal” projesi çerçevesinde iki belediye başkanı biraraya gelmiş. “Güney Mağusa Belediye Başkanı” pek umutlu. Adam haksız da değil. Zira Kuzey’den gelen insanlar ciddi bir para bırakıyor. Oysa Güney’den gelenler için aynı şeyi söylemeyiz. Turistler ellerinde kumanyalarıyla geçiyor ve çoğu kez tek kuruş bırakmadan dönüyorlar. Bizim bu işten karımız ne, ben tam olarak anlamış değilim. İşte Bostancı, işte Yeşilırmak kapıları… Güney’in siyasi tutumu ortada oldukça, bir şey değişecek değil…

ÖZGÜR İYİMSER:
Maliye Bakanı Birikim Özgür, otellerde sahaneye çıkan sanatçılardan bir yılda toplanan veriginin 2 milyon TL olduğunu açıkladı. Diğer yandan, toplanan verginin GSMH’ya oranının AB rakamlarının bir kaç puan altında olduğunu söyledi ve KKTC’de kayıt dışı ekonominin, iddia edildiği kadar büyük olmadığını savundu. Biraz iyi niyetli olduğunu düşünsem de, ne yalan söyleyim, inanmak isterim. Yine de ciddi bir bütçe açığımız var. Öyleyse, AB ülkelerinin üstüne çıkma gayreti içinde olmamız gerekir…

FİLTRE TAKMADI AMA:
Yıllardır elektrik üreten iki santralin bacasına filtre taktırmayı başaramayan yetkililer, çözümü daha az kükürt içeren akaryakıta geçmekte buldu. Yıllardır yüzde 3.5 oranında yüksek kükürt kullanılan elektrik üretiminde, yıl sonundan itibaren azami yüzde 1’lik kükürt içeren fuel oil kullanımına geçiliyor. İnşallah bu durum vatandaşın faturalarına zam olarak yansımaz…

 

ZİRVEDEKİLER                                                                                                                                                 

   Ersin Tatar: Meclisteki bütçe görüşmelerinde konuşan UBP milletvekili Tatar, kendisinin hükümet icraatlarını “ombudsman” gibi takip edeceğini söyledi ve “Ben Kıb-Tek’in ihale komisyonuna güvenmiyorum. Halkın parasıyla milyonlarca liralık ihaleler yapılıyor. Bu ihaleler devletin Merkezi İhale Komisyonu tarafından yapılmalıdır” dedi…

DİPTEKİLER
Al Gülüm, Ver Gülüm:
Kooperatif Merkez Bankası’na ait 3 milyon TL’nin soyguncular tarafından çalınması ve ardından idari sorumlulukları bulunan kişiler hakkında başlattıkları soruşturmayı ağırdan alan siyasiler, olayda sorumlulukları olanları adeta ödüllendirmeyi tercih ediyorlar. Birisi emekli olup, bu sorumluluktan kaçmaya calışırken, bir diğerine ise, adeta ödül verilerek bankanın başına geçirilmeye çalışılıyor. Ne ala memleket…