Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜZAKERENİN ÖNCELİKLİ BAŞLIĞI GÜVEN OLMALI…

Bunlar ELAM değil…
Fotoğraflara baktım, bir çoğu liseli, belki üniversiteli gençler. ELAM mensupları genelde siyahlar giyer ve yüzlerini kapatırlar. Bunların hiç birinin yüzleri kapalı değil. Saklanmak gereği dahi duymuyorlar. Sanki bir bayram yürüyüşündeler…
Dün bütün basını taradım, herkes Anastasiadis’in eylemcilere “ahmaklar” dediğinden ve yaptıklarının kabul edilmez olduğundan dem vurmuş. Ama ne demiş Anastasiadis, “Kabul edilmez, kınanmalıdır”. Dün Başaran Düzgün’ün köşesinde daha önce meydana gelen saldırların dökümü vardı.
Hepsi de sonuçsuz kalmış. Tek bir kişi mahkum edilmemiş.

Bu kez de Anastasiadis’in ağzından “cezalandırılacaklar” sözü çıkamadı ne yazık ki.
Üstelik eylemlerin süreceği açıklanıyor da, alınacak önlemlerden haber yok.
En iyi anlaşmayı yapın ve farzedelim ki referandumda iki taraf da onaylasın.
Peki ya masum insanlara karşı vandallık yapan bu gençler, o anlaşmasının neresinde olacaklar?
Şu anda münferit sokak eylemleri gibi görünüyor ancak, ELAM ve Hrisi Avgi gibi gerçek anlamda terörist örgütler için kitle oluşturma potansiyeli var. Bu da insanın gözünü korkutuyor. Hele de EOKA tecrübesi akıllardayken…
Dediğim gibi, hepsi iyi giyimli, eğitimli görünüyorlar. Öyle azınlık gibi bir halleri de yok. Teröriste benzemiyorlar.
Aksine Güney Kıbrıs nüfusunun, üst gelir grubuna mensup ailelerin çocukları bunlar.
Eğitim seviyesi, refah düzeyi yüksek toplumlarda gençlerin bu durumda olması alışıla gelmiş bir durum değil. Ama Güney Kıbrıs’ın gerçeği.
Bildiğimiz kadarıyla da tek nedeni, özellikle de 1974 sonrası hiç geri adım atmadan, gevşetmeden, katı bir şekilde sürdürdükleri eğitim sistemi.
“Elen-Ortodoks” eğitim sistemi…
Bu çocuklar durduk yerde dökülmüyorlar sokaklara. Ailelerinden, okullardan, kiliseden aldıkları eğitimin sonucu bu…
Yıllar yılı Kıbrıs Türk eğitim sisteminden bahsedildi. Sonuçta kitaplar değiştirildi. Bazı tarihi gerçekler bile “düşmanlık” içerdiği gerekçesiyle kitaplardan çıkartıldı. Onu bıraktım, eski kitaplarla yetişen gençlerimizde de görmedik biz bu fanatizmi. Öyle olsa zaten referandum mitinglerini Kıbrıs Türk gençleri doldurur muydu? Ya da referandumdan o sonuç çıkar mıydı?
Bakıyorum bizim tarafta gerçek anlamda azınlık olanlar, “asla bir anlaşma olmasın” diyenler. Oysa o tarafta, anlaşma, uzlaşma isteyenler azınlıkta…
Bu durum da ortak bir gelecek için umut vermiyor…
Bundan 12 yıl önce kapılar açıldığında, anlaşma için gereken güvenin, yakınlaşmanın yeşereceği, toplumların birbirlerini tanıyacağı varsayılmıştı.
Anlaşılan pek de bir işe yaramamış…
Temkinli olmakta yarar var. Her şey mülkiyet, yönetim, güç paylaşımı, serbest dolaşım, yerleşim değil.
Birlikte yaşama yönünde arzu, istek, niyet ve bunlardan çıkan güven ya da güvensizlik.
Bence masada ele alınması gereken en öncelikli unsur bu.
Altına imza atılacak bir metin barışı sağlamayı tek başına başaramaz…
Gerçek anlamda birlikte yaşama niyeti yoksa, olay kafalarda bitirilmemişse, yenisinin akibeti de 1960 Cumhuriyeti’nin akibetinden farklı olmaz…

 

YERİN KULAĞI VAR
AYNI TAS, AYNI HAMAM:

Verilen sözler çabuk unutuldu. Cumhurbaşkanlığı bütçesi eski hamam, eski tas. Seçimler öncesi Akıncı tarafından vatandaşa verilen örtülünün örtüsünü kaldırma sözü unutuldu ve örtülünün devamına karar verildi. Bir diğer önemli nokta ise hane halkına yapılan yardımlar idi. O da devem edecek. Hem de kimseye hesap vermeden…

NE DEMESİNİ BEKLERLERDİ:
Rum siyasi partileri, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın KKTC’nin 32’nci kuruluş yıldönümü töreninde söylediği, “KKTC’nin federal Kıbrıs’ın eşit üyesi olacağı” sözlerindeki “eşit statü” sözüne tepki göstermişler. Peki ama, Sayın Akıncı’nın ne demesini beklerlerdi. “Siz bu adanın efendileri, bizler ise sizlere hizmet eden azınlık bir toplumuz” demesini mi? Rumlar da artık bazı gerçekleri görmeli ve ona göre davranmalıdırlar yoksa, bu kafayla adada çözüm hayli zor olacak…

BİZDE DE VAR AMA:
Bizim ülkemizde de az bile olsa faşist düşüncede olan insanımız var. Fakat Güney’deki gibi, düşüncelerini eyleme dökecek kadar kendilerinden geçmiş değiller. Ancak kafamızı kuma gömüp, sadece  faşizmi lanetleyerek ileride meydana gelmesi olası olayların önünü alamayız. Bugüne kadar bunları yapmaya cüret edenlerin yakalanmamış ve cezalandırılmamış olması da olayların bu hale gelmesinin en büyük nedenlerinden birisidir…

HUZUR VE GÜVEN:
Güneyde faşist ELAM, kuzeyde ise Ülkücü-Kürt kavgası. Olan yine bu ülkenin vatandaşına oluyor. Zararını yıllardır kan ve gözyaşının hakim olduğu bu ülkede huzuru, barışı isteyenler çekiyor. Huzuru bozanlar da herzamanki gibi elini kolunu sallayarak gidiyor, yaptıkları da yanlarına kar kalıyor… 

TEK DERTLERİ İSTİHDAM:
Bir yerde para mı var, herkesin tek derdi bıu para ile istihdam yapmak… Örneğin KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, 150 müşavire ödenen para ile 600 öğretmen istihdamı yapılabileceğini söylemiş. Ama kimse çıkıp da, bu para ile okul, hastahane veya yol yapılsın demiyor. Para mı var, o zaman hantal devlete yeni istihdamlar yapılsın…

MANTIĞA BAKIN:
“Müşavire para var, öğretmene yok” mantığı anlaşılır gibi değil. Yani “müşavirin parasını kes, öğretmen al” demeye getiriyorlar. Bunu söyleyen de, kamuyu bilen sendikalar. O müşavirler devletin kadrolu memurları değilmiş, kazanılmış hakları yokmuş gibi. Ve hepsinden önemlisi, kendi istekleriyle müşavir olmuşlar gibi… Sırf politika yapsınlar diye mantık dışına da çıkabiliyorlar.

 

ZİRVEDEKİLER
Feridun Işıman:
Kendi değerlerimizin farkında olmayan bir toplumuz. Müzik ve resim sanatçımız Feridun Işıman’ın eserleri şu anda İtalya’nın Floransa kentinde, sanatın en eski başkentinde sergileniyor. Ruhun Renkleri isimli sergi, 1 Aralık’a kadar sürecek. Işıman en çok üreten sanatçılarımızdan ve dünyanın dört bir yanında sürekli sergilere katılıyor.

DİPTEKİLER
Samimiyet:
Ne kadar umut pompalanırsa pompalansın, müzakere masasının Kıbrıs Rum kanadında samimiyet olduğuna inanmıyorum. Bir anlaşmanın kalıcı olabilmesinin şartı olan güvenin sağlanması için gerekli adımların atılmaması, işin sürekli taleplerle yokuşa sürülmesi, Kıbrıs Türklerine karşı varolan küçük ya da büyük ölçekli husumet için Güney yönetiminin çaba göstermiyor olması… Anlaşmayı çok da istiyor olmama rağmen ben bile kuşkuya düşüyorsam, ortada yanlış giden bir şeyler var demektir…