Bir haftalık aradan sonra tekrar birlikteyiz. Siyasetten, daha doğrusu ülke sorunlarından uzak geçen 7 gün. Düğün telaşı, uzaktan gelen konukları saymazsak, siyasetin dışında bu sayfa da rahat bir hafta geçirdi…
Uzun yıllar meslekte olan bir gazeteci için uzun sayılan bu aradan sonra tekrardan motive olmak, gündeme geri dönmek zor olur ama, bizim ülke gibi yerlerde gündem sürekli bir değişim göstermiyor bereket versin.
Bugün gündeme şöyle bir baktım, aslında bir hafta önce neleri tartışıyorsaydık, bugün yine onlar tartışılıyor. Su konusu, UBP kurultayı ve hükümetin kaplumbağa hızındaki icraatları…
Bunlara bir de ezan krizi eklenmiş.
Su yönetimi konusundaki belirsizlik hala sürüyor. Hatta farklı bir boyuta geçerek, içinden çıkılmaz bir hal aldığı da söylenebilir. Türkiye’nin her ay yaptığı yardımları bu nedenle, iki aydır serbest bırakmadığı konuşuluyor… Bir başka ilginç gelişme ise, milyon dolarlık yatırımın daha ilk günlerden teklemesi. Pompa istasyonlarında yaşanan bazı sıkıntılardan dolayı suyun baraja değil de, denize akıtılıyor olması, insanların kafasında bazı soru işaretleri yaratmış durumda… Yasa yaptık, çıkartamadık, görüşleri Türkiye’ye gönderdik, yanıt alamadık.
Gündemin bir diğer maddesi, UBP kurultayı… Tartışmalı Kurultay, ikinci turda da olsa Hüseyin Özgürgün’ün zaferiyle sonuçlandı. Parti Meclisi seçimleri sonucunda da yeni yüzler parti yönetiminde söz sahibi oldular. Ancak kurultay öncesi kadar olmasa da, muhalefet, Özgürgün’e karşı önümüzdeki dönemde de bu tavırlarını sürdürecek gibi görünüyor. Ersin Tatar, ilk başkan adaylığında, yüzde 45’e yakın oy alarak, partide yeni bir figür olmayı başardı. Daha ilk turda, yıllardır parti ile özdeşleşmiş isimleri geride bırakarak elde ettiği bu başarı göz ardı edilemez. İkinci turda kendisine destek veren diğer adayların oylarını alamyı başarabilseydi, kurultayın sonucu çok dah farklı olabilirdi. Ancak görünen o ki, destekçilerinden bazıları, açıklamalarının tersine Tatar’ın kazanması için çalışmadılar…
Sonuç olarak, ilk kez altıbinin üzerinde üyenin oy kullandığı bir kurultay geride kaldı. Bundan sonra Özgürgün, kurultay hesaplarını geride bırakıp, partinin tümünü kucaklamak ve olası bir seçime hazırlamak zorundadır…
Bir diğer konu, CTP-UBP koalisyon hükümetinin, programında yer alan bazı hedeflerinde gecikmelerin olması. Takvim şimdiden üç aylık hedefler konusunda, aksamış durumda. Her halde bu nedenle hükümet, 100 günlük icraat toplantısı da yapamadı. UBP kurultayı ve CTP kanadında bakan değişiklikleri aksama gerekçesi olarak gösterilse de, bence tek neden bu değil…
Müzakere süreci ile ilgili olarak da, iyimser söylemlere rağmen somut bir ilerleme sağlandığını söylemek biraz zor. Rum tarafında Mayıs ayında yapılacak başkanlık seçimleri, daha şimdiden müzakere masasına yansımaya başladı bile. Yani o ilk zamanki iyimser söylemlerin yerini, tamamen seçimlere yönelik söylemlerin aldığını söyleyebiliriz. Örneğin açılacak yeni kapılar, GSM operatörlerinin anlaşması, elektrik konusunda atılacağı söylenen adımların hiçbiri ya atılmadı, ya da konular kilitlendi….
Baktım da, son bir haftada hız kesmeyen tek icraat atamalar, görevden almalar olmuş.
2016 için artık önüzde sayılı günler kaldı.
Gerek iç, gerekse dış politikada yeni yılla birlikte büyük öngörüler var. Ancak ne müzakere masasındakiler ne de hükümetler halkta o motivasyonu yaratmaktan çok uzaklar.
Korkarım bir yılı daha heba etmeye hazırlanıyoruz.
YERİN KULAĞI VAR
SIRA UBP’DE:
Aylardır tartışılan UBP kurultayının ardından şimdi de gözler kabineye çevrildi. CTP’den sonra UBP’de de bazı değişiklikler yapılacağı iddiaları sıkça konuşuluyor. Bize gelen duyumlar da, önümüzdeki günlerde UBP kanadında bir veya iki bakanın görevden alınıp, yerine yeni isimlerin atanacağı yönünde…
ÖNCELİK KAMU MALLARI OLMALIYDI:
Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığı ile, Bakanlıkların üzerinde bulunduğu arazilerin tazminatları ödenmiş, Türk koçanına çevrilmiş. Bunu okuduğumda, keşke dedim öncelik hep bina, yol, okul gibi kamu mallarına verilseydi ve neredeyse 1 milyar Türk Lirası’nı bulan yaklaşan ödemelerle birilerine rant sağlanmış olmasaydı. Güney’de yönetim Türk mallarının bir çoğunu, kamu yararına diyerek nasıl istimlak ettiyse öyle…
HÜKÜMET YAVAŞ:
Hekimlerin “ikinci iş” konusu hala tartışılıyor. Hükümet yasa yapmakta geciktiği için, adalet de gecikiyor. “Klinikleri kapatın” demekle iş bitmeyecek, bu açık. Böyle bir durumda, mesai sonrası, evinin bir köşesinde bile hasta bakmaya devam edecekler olacak… Daha da kötüsü, Genel Sağlık Sigortası çıktığında, özel hastaneler güçlenecek, kamuda çalıştıracak doktor da bulunamayacak. Oysa Yasa’yla Türkiye’de olduğu gibi, hekimlere özel bir statü verilecek, devlet de vergisini alacak.
TALAT’IN HAYAL KIRIKLIĞI:
Televizyonda Mehmet Ali Talat’ı dinledim. Müzakere sürecinin bu döneminde sıkı çalışması gereken Anastasiadis’in yurt dışı gezilere ağırlık vermesini, iç politik kaygılara bağladı. Türkçe isimlerin kullanılmasının yasaklanmasını, elektrikte enterkonnekte sistem ve gsm şirketlerinin işbirliği konularında adım atılmamasını sert şekilde eleştirdi ve bu kadar basit sorunlar çözülemezse, nasıl anlaşma sağlanabileceğini sorguladı. Talat’ın hayal kırıklığı da bana ilginç geldi.
BİLİYOR AMA AÇIKLAYAMIYOR:
Geçtiğimiz Pazartesi, Radyo Havadis’e konuk olan Cyprus Weekly Genel Yayın Yönetmeni Lefteris Adilinis, “Mayıs 2016 öncesi referandum mümkün” dedi ve çözümün de çok yakın olduğunu söyledi. Devamında, kendisinin bu konuda umutlu olmak için çok şey bildiğini, ancak bunları açıklayamayacağını da kaydetti. Ben de düşündüm; ‘nereden biliyor’ diye. Demek ki, liderlikleri kendi basınlarını adam gibi aydınlatıyor. Bu kadar basit…
HİÇBİRİNİ TAKMIYOR:
Taşyapı İnşaat, önce Ercan ihalesinde ortaklık yaptığı Terminal yapıyı devre dışı bıraktı, şimdi de devlete olan 16 milyon euro KDV borcunu ödememek için türlü yollara başvurmaya başladı. İşine geldiğinde Ercan’ın tek sahibi gibi davranan, kaymağını yiyen şirket, iş yükümlülüklerini yerine getirmeye geldiğinde, yan çiziyor. Oh ne ala memleket. Ama üzüdüğüm şey, kimsenin çıkıp da buna, “sen kimsin” diyememesi…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “Şimdi Rumculuktan, Moskovacılıktan, İngilizcilikten sonra şeriatçı da olduk. Bunlar hafif tertip sakallarını uzatıp, zamanında TC Elçisi Sayın Halil İbrahim Akça görevdeyken, onun Cuma günü hangi camiye gittiğini tespit edip, hepsi ondan önce camiye gitme yarışındaydı. Dolayısıyla bu tür tiplere emanet etmeyecek kadar manevi ve ulvi bir değerdir din…”.
DİPTEKİLER
Mayıs’ta Referandum Hedefi: Önce Espen Barth Eide, arkasından Anastasiadis ve Akıncı’dan Mayıs 2016 öncesi referandum olabileceği söylemleri dinledik… Yalnız benim anlamadığım şu; önümüzde sadece 6 ay var. Daha plan ortaya çıkacak, yazılacak ve halka anlatılacak… Her iki tarafta vatandaşlara anlatılması için bile en az altı aya ihtiyaç var. İnsanlar neye oy vereceğini bilmeli, ikna olmalı. Aksine apar topar bir referandum, anayasa değişikliği referandumu gibi olur. Malum Kıbrıs insanı böyle işlere kolay tepki gösterir. Onaylayacaksa bile, dayatma karşısında, hayır deyiverir…
































