Dün Meclis’te, Daimi İkamet İzni Yasa Tasarısı’nın görüşülmesi vardı.
Komite, Tasarı’yı geri çekmek istediğini bildirdi.
Gerekçe, öncelikle “verilebilir” kelimesiyle ilgiliydi.
Komite bunun partizanlığa neden olabileceğini sonradan görmüş ve “verilir” şeklinde değiştirmek için geri çekme kararı almış…
Doğrusunu da yapmışlar…
Bunda ne var diyeceksiniz…
Daha bitmedi; bu arada, Serdar Denktaş, “İnsiyatif kullanma yetkisini kaldıracaksak ne amire ne memura ihtiyaç kalır” şeklinde bir ifade kullandı ve gerekçeyi haklı bulmadığını söyledi.
İşte beni rahatsız eden de bu oldu…
Bıraktım vatandaşlığı, tüm meselelerimizde şikayetler, “sistem” denilen devlet düzeninin, kamu yönetiminin, yasalar ve kurallar bütününün düzgün işletilmemesinden kaynaklanmıyor mu?
Haydi Serdar Bey’in dediği gibi söyleyelim; “siyasilerin insiyatif kullanma yetkisinden” değil mi onca haksızlık, adaletsizlikler..?
İskan’la başladı bizde bu rezaletler…
Hak edenden çok, etmeyen “insiyatifle” mal sahibi oldu.
Arsa dağıtımlarından tutun da, vatandaşlıklara, kredilere, kamuda istihdamlara kadar…
Oysa hepsinin kendine göre yasası da vardı, tüzüğü de, kuralı da…
O yasaları yapanlar, herşeyi inceden inceye düşünmüş, görüşmüş, oylamış, uygulamaya koymuş.
Ama çoğu yasa, kural, tüzük uygulanmamış.
Neden..?
Hep bu insiyatif kullanma meselesinden…
Bunun adı kimi zaman partizanlıktır, kimi zaman popülizmdir, kimi zaman adam kayırmacılıktır, kimi zaman da şahsi menfaat elde etmedir…
Meclis Yasa koyucudur, hükümetler de yasaların uygulayıcısı, yani icra makamı…
Onun dışında, kuralları insiyatifle esnetme, kafaya göre uygulama yetkisi olmamalıdır. Hem de kimsenin, özellikle de siyasilerin…
Bugüne kadar yasalara rağmen insiyatif kullanılmış, kamu düzeni laçkalaşmışsa, bir de yasa eliyle insiyatif veremezsiniz…
Konu daimi ikamet konusu…
Ne kadar hassas bir mesele bakar mısınız.
Bakanların kapılarında her gün vatandaşlık, çalışma izni ve benzer konularda yardım istemek için toplanıyor insanlar…
E, ne yapacaksınız..?
Yasa’da yazan süreye, koşullara uyup uymadığına mı bakacaksınız, yoksa, “şuna ver, buna verme” mi diyeceksiniz…
Bugüne kadar genelde ikincisi uygulandı.
Burada Serdar Denktaş’ı kastetmiyorum. O yaptı da demiyorum.
Ama yapıldı…
Hem de yasalara rağmen…
Eğer geçmişte topluma ve devlete en çok zarar veren bu zihniyetten kurtulmak niyetindeysek, kurallar kesin olacak. Siyasilerin elinde insiyatif kalmayacak…
Artık yeter…
YERİN KULAĞI VAR
AKINCI-UBP KRİZİ MECLİSE SIÇRADI:
Emine Dizdarlı’nın Ombudsman görevine atanması oylamasında, Akıncı’nın atamasını onaylamadığı Kemal Deniz Dana konusu, Meclis’te UBP ile Akıncı arasındaki hesaplaşmaya neden oldu. Oylamanın ilk turunda oylamaya katılan 35 milletvekilinin 25’nin oyunu alabilen Dizdarlı, ikinci turda ise 34 milletvekilinin 26 kabul, 1 çekimser oyunu alarak Ombdusman seçildi… Yapılanın hoş görülecek tarafı yoktu…
İLGİNÇ BULUŞMA:
UBP kurultayına yönelik hesaplar, destek arayışları sürerken, parti dışından etkili isimler de UBP kurultayına taraf oluyor. Dün gerçekleşen ilginç bir buluşmada DPUG Genel Sekreteri Hasan Taçoy’un UBP’nin yeni seçilen Güzelyurt İlçe Başkanı Osman Uzun ve Leflkoşa İlçesi Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Akyön ile buluşması dikkat çekiciydi. Masum bir yemek olsa da, bugünlerde yapılan bu buluşmanın kurultay ile bağdaştırılacağını bilmeleri gerekirdi…
YAZIK:
Hüseyin Özgürgün’ün köylerde, 2016 için istihdam sözü verdiği haberleri geliyor. Kamu ağzına kadar yığılmışken, bütçede her yıl için üç yüz küsur kişinin alınması olanağı var diye, bunu illa da kullanmak şart mıdır? Diğer taraftan biz bu hükümeti partizanlık yapmayacak diye alkışlamamış mıydık? Demokrasiyi rüşvet dağıtmaktan kurtaracak birilerini hiç göremeyecek miyiz..?
BAHANESİ HUKUK:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’u görevden almayıp, hukuk bahanesine sığınması, toplumda üzüntü yarattı. YÖDAK başkanını görevden almayışı ve konuyla ilgili olarak savcılığa başvurması “kendini kurtarma” olarak yorumlandı. Seçim kitapçığında da bu konuya yer veren Akıncı, bu sözünün arkasında durabilseydi, hem sözünü tutmuş olacaktı, hem de siyasi olarak kararlılığını göstermiş olacaktı…
DANA KRİZİ:
Basit gibi görünen bir atama, nerdeyse hükümet krizine neden olacak. Başbakan onayladı, ilgili bakan onayladı ama Akıncı kendince bazı gerekçeler göstererek onaylamayınca kriz patladı. Bu krizin son muhatabı da CTP Genel Başkanı Talat oldu. Konumu itibariyle tarafsız davranması gerekirken, taraf olarak Akıncı’ya destek verdi. Peki ama, CTP’li Başbakan Kalyoncu atamayı imzalamakla yanlış mı yaptı sizce Sayın Talat..?
ANASTASİADİS POPÜLİZME DÖNMÜŞ:
Siyasette şahsi çıkar ya da partisel çıkarların, toplumsal çıkarların önüne geçmesi sadece bize özgü değil. Bakın, Nikos Anastasiadis… Cyprus Mail’in, her zaman objektif yazılar yazan, Kıbrıs konusunda önyargıları olmayan, geçmişte yapılan yanlışları açıkça yazmaktan çekinmeyen, her iki halkın haklarına saygı gösteren ve bu çerçevede anlaşma isteyen yazarı Lucas Haralambous, Rum liderin önünde seçimler olduğu için popülist davrandığını, ekonomik krize rağmen aşırı harcamalar yaptığını ve de anlaşmayı 2018’e öteleme niyeti bulunduğunu yazıyor. Eski Dışişleri Bakanlarından Nikos Rolandis de “İki kesimlilik ve dönüşümlü başkanlığı kabul etmiştik, samimi ol” çağrısı yaparak, Anastasiadis’in zamana oynadığını doğruluyor…
ZİRVEDEKİLER
Lucas Haralambous:“Süreçteki her şey yanlışken-ve bir yere gitmezken-Anastasiadis kendini gelecek seçimlere hazırlıyor. Ancak anlamadığı nokta bu saçma sapan taktiklerinin kendisine yardımcı olmak yerine yok edeceğinin farkında değildir… Anastasiadis, 2018 yılında, çözümsüz bir haldeki Kıbrıs’ta, DİSİ oylarının yarısını bile alamaz”…
DİPTEKİLER
Eide: BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, “iki tarafın klasik tezlerinden bazılarından önemli sapmalar yapması gerektiğini” söylemiş. Neyi kastettiğini açıklamasa da, mülkiyet, toprak, vatandaşlık ya da garantilerden bahsettiği açık. Eide, konumunu bir adım ileri götürmeye mi karar vermiş? Bu kez müzakere sürecinde “arabulucu” yok. BM’nin de görüş ortaya koyamayacağı açık. Klasik tezlerden sapma demek, BM parametrelerinden sapma demektir ki, BM’nin bizzat kendisinin bundan bahsetmeye hiç hakkı yok…
































