Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DEVLETİN TEPESİNDE İNATLAŞMA LÜKSÜMÜZ VAR MI..?

Bir kere öncelikle şunun cevabını vermemiz lazım…
Cumhurbaşkanı, otomatik bir onay makamı mıdır?
Yani stampaya basılmış mühür gibi hazırda beklemekte midir?
Böyle bir iş için bir arşiv memuru yetmez mi?
Cumhurbaşkanına ne gerek var ki?
Ancak hem Yasalar, hem de Anayasa cumhurbaşkanlarına bu yetkiyi verdiğine göre, bir anlamda denetim olsun diyedir… En iyisi bulunsun diyedir…
Atamalarda ve görevden almalarda kararname madem ki “üçlü”dür. O halde bu icraatlar da üç makam arasında danışılarak yapılmalıdır.
Daha doğrusu, uzlaşarak…
Kırk yıllık demokrasi deneyimimizle bunları aşmış olmalıydık. Daha doğrusu öyle olduğunu umuyorduk. Ne yazık ki hala olgunlaşamamışız…
Geçmişte de benzer bir çok örnek gördük.
Özellikle Sayın Denktaş’ın veto ettiği bakanlar hatırımızda.
Büyük krizler de yine bu gibi konulardan çıkmış, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yıllarca neredeyse küs kalmıştır…
Hala bu noktada mıyız?
Üçlü kararnamelerde de, her dönem benzer sorunlar ortaya çıkmıştır.
Ancak makamların araları ne kadar gergin olursa olsun,  müdür-müsteşar isimleri üzerinden kamuoyu önünde kavga yaşanmamıştır.
Dönelim bugüne…
Sayın Akıncı Kemal Deniz Dana’nın atanması konusunda kendince temaslar yapmış. Turizm örgütlerinin Şahap Aşıkoğlu’nun kalması görüşünde olduğunu, atanacak olanın da konuyla ilgisi olmadığını tesbit etmiş…
Bakan’ın kendi adamını ataması ne kadar doğruysa, liyakate bakılması da o kadar doğrudur.
Ortaya çıkarttığınız ismin, üzerinde uzlaşılacak bir isim olmasına dikkat edersiniz.
Hele de işin arkasından kurultay hesapları, yani partizanlık, yani güç kontrolu kokuları geliyorsa…
Artık bu konular yasalarda ömgrülenlerin uygulaması olarak, bir devlet geleneği haline gelmelidir.
Bir inat bir murat zıtlaşarak ne atadığınız makamdan hayır gelir, ne de makamlara saygı kalır…
Nitekim, ne kadar başarılı olursa olsun, halihazırdaki Müsteşar’ın da, atanmak istenen kişinin ismi de hiç gereksiz yere tartışılır olmuştur. Her ikisi de yıpranmıştır.
Maalesef biri illa Müsteşar olacak diye, diğeri kamuda olmayan bir mevkiye getirilmek için isimlerinin tartışılmasına izin vermişlerdir…
Onlar bunu yapabilir. Ancak “devlet adamı” kimliğini taşıyanlar, buna izin veremez.
İsimleri devlet meselesi haline getirmez…
Devletin tepesini hesaplara kurban etmez…
Geri adım atmayı gurur meselesi yapmaya da gerek yok.
Hem bizim başka sorunumuz yok mu Allah aşkına..?
Vatandaşın tek derdi bu mudur..?
Devlet adamlığına işte bunun için ihtiyaç var zaten…

 

YERİN KULAĞI VAR
SUYU ÇIKTI:
Suydu, yeni bakanlardı derken şimdi de atama krizi ile karşı karşıya kaldık. Cumhurbaşkanı Akıncı, UBP’nin Turizim Bakanlığı Müsteşarlığı’na atamak istediği Kemal Deniz Dana’nın ismini onaylamadı. Doğru da yaptı. Keşke olay bu noktaya gelmeseydi. Bu tür atamalar için belli kriterler aransaydı. Ama ne yazık ki, partizanlık ve popülizim bu ülkede sorun olmaya devam ediyor. Birilerini memnun etmek veya ou hesabı uğruna, konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilere mevki ve makam dağıtmak hoş olmuyor…

OLMAZ DEMEYİN:
UBP kurultayına sayılı günler kala, dedikodu mekanizmaları yine çalışmaya başladı. İddia o ki, kurultay öncesi adaylardan birkaç isim, başka bir aday leyhine adaylıktan çekilecekmiş. Bu iddia doğru çıkar mı bilemem ama, UBP’de olmaz dediğimiz neler oldu bugüne kadar. Hele de böylesi bir kurultay öncesi hiç bir sürprize hayret etmemek lazım…

RADİKAL KARARLAR ALMALI:
Atanan yeni bakanları zor günler bekliyor. Kolay değil, sektörler para istiyor, hazine ise boş, bu talepleri karşılayacak kaynak yok. Hükümetin yaklaşık 100 milyon bir ödeme yapması gerekiyor. Birçoğu verilen destekler. Bu hükümet kendini reform hükümeti olarak görüyorsa, bazı radikal kararları alma konusunda kararlı durmalı dedik hep. Ancak yeni Tarım Bakanı’nın sektör temsilcileriyle yaptığı görüşme, hiç bir şeyin değişmediği izlenimi verdi. Umarım yanılırım… 

DİPKARPAZ ATLAMA TAHTASI MI:
Eğitim Bakanlığı’nın tayin işlerini yıllardır anlamadık, yine anlayamıyoruz. Özellikle Dipkarpaz. Geçtiğimiz günlerde bir öğretmen, Görev yaptığı sürede 6 öğretmenin tayinlerini Dipkarpaz’dan, bölgelerine aldırdığını yazıyordu. Son örnek de, Güzelyurt’a tayin çıkartan biri. Olay Eğitim Bakanı’nın Güzelyurtlu olmasına bağlanıyor. Kamu Hizmeti görevlendirmeyi yapıyor, bir kaç hafta sonra hoop nakil. İşte onun için sistem, onun için revizyon, onun için reform… Ama neredeeeee…

CİDDİYE ALINMIYORSUNUZ:
Sendikalar hisseli harikalar kumpanyası gibi, her gün bir yerlerde grev yapıyor. Maksat sistem kilitlensin… Çocukların eğitim hakkı, vatandaşın devletten hizmet alma hakkı üzerinden maaş pazarlığı bana çok etik gelmiyor. Yapabiliyorsanız, bir tane toplu, kitlesel eylem yaparsınız, hem sesinizi daha iyi duyurursunuz, hem de ciddiye alınırsınız. Böylesi rutin eylemleri, hükümet de rutin olarak görüyor ve ciddiye almıyor. Vatandaşın tepkisi ise tarif edilemez… 

NİYET ÜZÜM YEMEK DEĞİL:
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ziyareti sırasında, 23 ve 24 numaralı müzakere başlıklarının açılmasıyla ilgili açıklamasına karşılık Rum Yönetimi Başkanı Anastasiades, “Şu anda Lefkoşa’nın vetosunu kaldırmamız söz konusu değil. Merkel’le konuşacağım” demiş. Bir gün Maraş’ı istiyorlar, başka gün limanların açılmasını, olmadı, Türkiye’nin kendilerini resmen tanımasını istiyorlar. Kusura bakmayın Sayın Anastasiades ama, sizin niyetiniz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir…

ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: “Amaç; önümüzdeki yılda turizmi geliştirmek iken, turizm alanındaki örgütler ve bu sektördeki kurumların yıllardır birlikte çalıştığı yetkin bir kişinin görevden alınarak, turizm alanına çok uzak olan ve konu ile ilgisi olmamış bir kişinin önerilmesi doğru değildir…”.

DİPTEKİLER
Rum Meclisi: Rum Temsilciler Meclisi, Türkiye’yi Kıbrıs’a su getirdiği için kınamış ve bunun BM kararları ve AB prensiplerine aykırı olduğunu savunmuş. Dahası, uluslararası kuruluşları da bu kınamaya katılmaya çağırmış. Bu kadar insani bir projenin kınanması dünyada bir ilk olacak herhalde. Kendileri de sonuç alamayacaklarını pekala bildikleri halde, içinde olalım demişler… “Sana mı soracaktım” diyesi geliyor insanın…