Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Her geçen gün aleyhimize işliyor…

Su konusundaki tepkiler, tahammül sınırlarını aştı.
Hem içte, hem dışta.
Siyasi irade doğru dürüst bir yönetim becerisi sergileyemeyince, toplumun içinde Türkiye karşıtlığıyla bilinen kesimlerin de eline fırsat geçti. Türkiye’nin suyu göndermesini “dayatma” olarak niteleyenler, “bu suyu istemiyoruz” diyenler..
Güney’de de aynı durum. Bir din adamı olarak Başpiskopos, “Bu su bizi zehirleyecek” diyebiliyor. Akıl almaz.
Artık bu tepkiler demokratik olarak hoşgörüyle bakılacak sınırı aşmış durumda. Hatta ahlaki sınırların dışına taştı… 
Yok kardeşim. Ben bu suyu istiyorum. Ne isterse olsun, projeyi ilk ortaya koyana da, bitirene de minnettarım. Kör değilim, sağır da değilim. İnsanlarla konuşuyorum. Konuştuğum herkes de benimle hemfikir…
Ya siyasiler. Hem kürsüye çıkıp, Allah razı olsun diyecekler, hem de ateşe kömür atmayı da sürdürecekler. Böyle iki yüzlülük olmaz.
Belirsizliğin devam etmesinin, tahminlerin üstünde zararlar verme potansiyeli var. 
Umarım farkındadırlar, umarım kabinedeki değişikliğin konuyla ilgisi vardır ve umarım Sayın Talat’ın bugün Ankara’da yapacağı görüşmelerle, akıl yolu galip gelir, bu çelişkiye son nokta konur…

 

HANİ DE VETO HAKLARI VARDI…
Uluslararası diplomasiyi kurallarına göre oynamak bir sanat aslında.
Türkiye, Suriye olayları başladığından bu yana 2 milyonun üzerinde göçmen kabul etti. Onlara iş, aş temin etti. Büyük paralar harcadı.
O güne kadar ne Avrupa’nın ne de dünyanın başka hiç bir ülkesinin derdi değildi. Sadece seyrettiler.
Ne zamanki göçmenler, daha iyi yaşam koşulları nedeniyle Türkiye’yi de aşıp, Avrupa’ya girmeye başladılar, o zaman etekleri tutuştu.
2015’de deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşan göçmen sayısı 3 bini geçmiş.
Başını Almanya Başbakanı Merkel’in çektiği AB grubu, bu kez göçmenleri Türkiye’de tutmanın yolunu aradılar.
Önce para verelim dediler, sonra Türkiye’nin şartlarıyla karşılaştılar. Halen görüşmeler sürüyor. Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde hangi başlıkların açılacağı, Türklere AB’de vize kolaylığı ve Türkiye’ye verilecek yardım miktarı konusunda pazarlıklar sürüyor.
Merkel koştura koştura Ankara’ya geldi, görüşmeler yaptı.
Benim diyeceğim şu.
Hani Yunanistan ve Güney Kıbrıs Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde her fırsatta veto haklarını kullanırlardı. AB’nin en büyük bahanesi buydu. Bu kez de bu iki ülke “para verelim, başlık açmayalım” dedilerse de, kimse onları dinlemedi bile. Ne başlıkların açılması, ne para, ne vize konusunda Kıbrıs konusunu öne sürmelerine aldıran olmadı.
Demek ki, istediklerinde o vetoyu aşabiliyorlarmış. Yapılan bir oyunmuş.
Sonuçta, Türkiye tam olmasa da istediklerinin büyük kısmını, göçmenler meselesi sayesinde alacak.
İşte diplomasi bunun için bir sanat. Elinizdeki kozu, kendi çıkarlarınız için en iyi şekilde kullanmayı bilecek, fırsatları değerlendireceksiniz.
Galiba biz Türklerin en büyük eksiğimiz bu….

 

YERİN KULAĞI VAR
KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ: Sebeplerini tam olarak öğrenemeyeceğiz belki. Ancak bakanlıkların niteliklerine bakınca, kökeninde ekonomi olduğunu anlayabiliyoruz. Başta Kıb-tek olmak üzere sorunlu bazı konulara kökten çözümler bulunması için yapıldığı söylenebilir. En somut sonuçsa, CTP kabineyi daha da  gençleştirmesi oldu. Ciddi bir kan değişimi. Yeni bakanları kutlayıp, hayırlı çalışmalar yapmalarını dileyelim. 

KİMSE SAHİPLENMESİN:
Hepimiz, UBP İlçe Başkanlığı seçimlerinin ay sonu yapılacak kurultay için bir ölçü olacağı kanısındaydık. Ancak öyle sonuçlar çıktı ki, kurultay sonucunu kestirmek inanın daha da zorlaştı. İlçelerde Genel Başkan adaylarının “adamları” değil, bölge milletvekillerinin kendi gelecekleriyle ilgili kaygıları ön plana çıktı. O nedenle kimse kalkıp da, “benim adayım kazandı” olayına yatmasın. Bu sonuçların kurultayla uzaktan yakından ilgisi yok…

SONUÇLAR SORGULANMALI:
UBP İlçe Başkanlık seçimleri hayli ilginç, ilginç olduğu kadar da düşündürücü sonuçlara neden oldu. Örneğin, UBP Girne milletvekili İzlem Gürçağ Altuğra'ya karşı Nejdet Numan gibi siyasi geçmişinde türlü iddialara sahip birisi 352 oy alıyorsa, UBP kendisini sorgulamalıdır…

KATILIM DÜŞÜK AMA:
UBP İlçe Başkanlığı seçimlerinde katılımın düşük olmasını “yeni tüzük çare olmadı” diye eleştirenlere şunu hatırlatmakta fayda var sanırım. Bugüne kadar UBP büyük kurultaylarında 600-700 delegenin oyu ile başkan seçilenleri unutmayalım.  Son İlçe seçimlerinde 3865 üyenin oy kullandığını düşünürsek, aslında partide daha geniş bir kesimin partinin geleceğinde söz sahibi olduğunu ve bunun eskiye oranla daha demokratik bir yapı olduğunu söyleyebiliriz…

İANE DEĞİL MAAŞ:
Devlet hastahanelerindeki doktorlar bir bir kaçıyorlarmış. Doktorları çalışma saatleri nedeniyle eleştirebilirsiniz ama, bir ay çalıştırp da ay sonu eline 3700 lira maaş verirseniz, ben de olsam kaçarım. Yıllardır devlet olarak doktorların bu sorununu çözmeyi başaramadık. Adam 10-12 yıl okuyup geliyor ve ona bu komik parayı layık görüyorsunuz ama, diğer tarafta parti rozeti dışında hiçbir özelliği olmayan birisine 8-10 bin lira vermeyi biliyorsunuz. Doktora adam gibi para verin bakalım çalışır mı, çalışmaz mı görün…

MUTSUZ DEĞİLDİK:
Gelen suyun maliyetinin eninde sonunda tüketicinin cebinden çıkacağını belirten Sonay Adem, “Bugün elektrik ve suyu ödeyemeyecek durumda olan alt gelir grubundaki insanlar zorlanacaktır” diyerek Kıbrıs’ta fakir-fukaralığın arttığını söyledi. Eskiden de fakirlik vardı sayın Adem ama, insanlar bu kadar mutsuz ve birbirlerine düşman değillerdi…

ZİRVEDEKİLER
Ömer Kalyoncu:
Kalyoncu, tören alanını kavga alanına dönüştürmenin doğru olmadığını söyleyerek, “Dikkatli davranıp bu olumlu gelişmeyi lehimize kullanmalıyız” dedi. Kalyoncu, suyun hijyenden, halka kar amaçlı satılamayacağına kadar kapsamlı bir konu olduğunu belirterek, “Bu nedenle yönetimi bırakamayız ama özelle işbirliği olacak” ifadelerini kullandı… İşte aklın yolu…

DİPTEKİLER
Merkezi Cezaevi:
Yıllardır tartışıyoruz ama, bugüne kadar olumlu bir adım atmayı başaramadık. Kıbrıs Türk Gardiyanlar Birliği Başkan Yardımcısı Şenol Akcebel bakın ne diyor;  “Bu cezaevinde sorunlar bitmez. Altyapısı yok, kırk kişilik koğuşlarda ayrı ayrı suçlardan yatıyor insanlar. Cezaevi ıslah edici değil, en kötüsü de budur. Cezaevinin amacı insanları topluma kazandırmaktır. Ama bizim cezaevimiz suçlu üretiyor. İnsanları hapse atmakla bitmiyor iş…”. Durum dehşet… Öncelik verilmesinin zamanı geldi de geçiyor…