Ülkenin son bir aydır yaşadığı cinnetin farkında mısınız..?
Korkunç bir kalabalık, korkunç bir trafik.
Hem de öyle bir trafik ki, “sıfır kural”… İsteyen istediği yerde duruyor, ana caddelerde üçlü dönüşler yapılıyor, trafik ışıkları ihlal ediliyor. Yazdakinden belki de daha fazla kiralık araç, artı, yabancı plakalı araçlar…Trafiğimizin havadan çekilmiş görüntüleri olsa da herkes de görse diye düşünmekteyim.
Marketler kalabalık. Sokaklarda alışık olmadığımız kadar insan yürüyor.
Hepsi, öğrenci sayısının artışıyla ilgili…
Şu anda aileleriyle birlikte kayıt yaptırmak için geldiklerinden, sayı daha da fazla.
2014’de 70 bin kayıt yapılmıştı. Bu yıl bu sayı 100 bine yaklaştı sanırım. Sadece Lefke Avrupa üniversitesi, öğrenci sayısını son iki yılda yüzde 99 arttırmış. Diğerlerinde de aynı durum.
Bunlar güzel gelişmeler. Önceki gün bir kaç esnafla konuşma fırsatımız oldu. Özellikle de ev malzemeleri satan işyerleri. Mobilyacılar, perdeciler, beyaz eşya satanlar… Onlar işlerin açıldığını, yeni öğrenci evlerine ve yurtlara malzeme yetiştiremediklerini söylüyorlar. Gayet memnunlar. Allah versin.
Ancak kabul edelim ki, biz bu duruma hazır değiliz. Üniversiteler belki hazırlar, kapasitelerini henüz doldurmuş değiller. Ama ülke olarak, alt yapı olarak hazır değiliz…
Ne trafiğimizle, ne toplu taşımacılığımızla, ne kaldırımlarımızla, ne sosyal yaşam alanlarımızla, ne temizliğimizle, düzenimizle…
Daha çok insan demek, daha çok araç, daha çok çöp, daha çok kaos demek.
Ana caddeler bir nebze idare etse de, ara sokaklar girilmez durumda. Boş şişeler, yapraklar, kağıtlar… Lefkoşa’da geceleri sokakları fareler ele geçiriyor. Apartmanların üst katlarına kadar fare istilası var. Sokaklar kanalizasyon kokusundan geçilmiyor. Zaten yetersiz olan kapasitemiz, iyiden arap saçına dönmüş durumda.
Sanırım belediyeler ve hükümet bunu bir kriz durumu olarak saptayıp, birlikte tedbirler almak zorunda…
Ülkeye ilk kez gelen biri, Türkiye’nin neresinden gelirse gelsin, bu geri kalmışlık, yıkık döküklük ve pislik karşısında şoklarını yaşıyor.
Hadi biz bu şartları kendimize layık gördük de, turizm ve eğitim konusundaki kalkınmanın temizlik ve çevre ile paralel gittiğini, daha doğrusu bugünkü durumumuzun gelişmeyi aksine olumsuz etkilediğini görmek gerek…
SU HAZIR DA, BİZ HAZIR DEĞİLİZ…
Hayaldi, gerçek oldu… Sonunda Anadolu’nun suyu Kıbrıs adasına ulaştı.
Teknoloji, sadece coğrafyayı değil, o coğrafyada yaşayanlar canlıların yaşamını da değiştirecek…
Dünyada ilk kez denenen bir projeydi. “Mümkün değil, gerçekleşemez” diyenler çoktu.
Son rakamlara göre KKTC’de su tüketimi yılda 25 milyon metreküp. Gelecek olansa, 75 milyon metreküp.
Hem miktar artacak, hem kalite…
Yaklaşık yarısı kullanıma, yarısı tarıma verilecek.
Şimdi bu noktada artık önemli olan, en verimli bir şekilde kullanılması. Yani kafamıza sürdüğümüz şampuan köpürsün diye, ya da Sayın Cumhurbaşkanı’nın şakası gibi, evdeki hanımlar daha güzel fasulye pişirsin diye gelmedi.
Üretimi arttırmak için geldi. Artı değer yaratmak için geldi. Yani öncelikli amacı ekonomik…
Yol bulundu, yöntem bulundu, teknoloji bulundu, onca emek ve para harcandı, biz yönetmenin yolunu bulamadık.
Sonuçta ona da bir şekilde çözüm bulunacak da, ne yalan söyleyim, ben başlangıçta planlanan hedeflere ulaşmasını zor görüyorum. Yani işletme konusunda… Kaçaklar son bulacak, her adımda arıtılacak, tarımsal planlama yapılacak, ürün çeşitliliğine göre tarım başlayacak, verim alınacak. İşte bu noktada kuşkum var.
Kağıt üzerinde bir takım çalışmalar yapılmış olsa da, saha çalışması yok, üretici henüz olayın içinde değil… Bunlara ilaveten, üretilecek yüksek maliyetli ürünün satış sorunu var. Bu da üreticiyi teşvik konusunda caydırıcı olacak. Şu ana kadar kimsenin kimseyi ikna ettiğini görmedik.
Ben hazır böyle bir nimet geliyorken, KKTC tarafının deliler gibi çalışıp, düğmeye basacak şekilde hazırlanmış olmasını dilerdim. Gereken çabayı göstermedik, gereken gayreti göstermedik. Gereği gibi inanıp, sarılmadık… Diğer tüm alanlardaki umursuzluğumuz yine burada da kendini gösterdi ne yazık.
İnşallah yanılırım…
YERİN KULAĞI VAR
UBP’DE KARGAŞA BÜYÜK:
UBP İlçe Başkanlığı seçimleri ay sonu yapılacak kurultayla ilgili önemli ipuçları verdi. Özellikle de Lefkoşa İlçe Başkanlığı seçimlerinde yaşanan kargaşa 2012 kurultaylarını hatırlattı. Bin kusur oy’un bile doğru dürüst verilmesini sağlayamayanlar, yarın onbine yakın üyenin oy kullanacağı kurultayı nasıl idare edecekler, doğrusu çok merak ediyorum…
BAŞKAN DEĞİL KENDİM:
UBP’nin 5 İlçede yaptığı seçim sonuçları gösterdi ki, kurultay sonucu sürprizlere gebe. Güzelyurt ve İskele’de Özgürgün’e yakın adayların kazanmasına karşın, Mağusa’da at başı bir sonuç, Girne gelecek haftaya belli olacak olsa da Özlem Gürçağ’ın şansı çok, Lefkoşa tam bir muamma. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Dikkat çeken de, bazı milletvekillerinin, kendi bölgelerinde güçlerini sağlamlaştırmak için kurultaya yönelik değil, kendi geleceklerine oynamaları oldu…
HALA NET DEĞİL:
Geldiydi, aktıydı derken sonunda suyun gelişi resmen ilan edildi. Herşey iyi güzel ama, yönetim konusundaki belirsizlik hala daha sürüyor. Bizim tarafta durum bir ölçüde netleşmiş olsa da, Türkiye kanadından henüz ses yok. Ancak Türkiye’den, özel bir şirkete söz verildiği konusunda ciddi duyumlar var. Anlayacağınız, belirsizlik sürüyor…
TARTIŞMALAR İDEOLOJİK:
Ne yazık ki su konusundaki tartışmalar teknik konulardan çok ideolojik bir tartışmaya döndü. Kimse de oturup, suyun yönetimi konusunda vatandaşa doyurucu bilgi vermiyor. Tamamen ideolojik duruşlar üzerinden bir tartışma yaşanıyor. Bu suya ihtiyacımız var, bu bir gerçek. Oturup bununla ilgili kafa patlatacağımıza, birbirimizle didişmeyi tercih ediyoruz…
MECLİS ŞENLİKLİ OLACAK:
Bugün Meclis günü. Meclis’in önü yine şenlikli olacak bugün. 2011 sonrası istihdam edilen ve aynı görevi ifa eden çalışanlar arasında büyük bir eşitsizlik doğduğunu savunan kamu çalışanları bugün Meclis önünde eylem yapacak. Geçtiğimiz Perşembe KTOEÖS üyelerinin Meclis’teki eylemlerinin olaylı geçmesi nedeniyle, bugün Meclis önünde sıkı güvenlik önlemlerinin alınması bekleniyor…
SU HAYATTIR:
Suyun gelişini protesto eden bazı gruplar, gerekçe olarak yapılan tahribatla dokunun değişeceğini iddia ediyorlar. Suaya gelinceye kadar, çevre konusunda yaptıklarımız belli. Zaten kendi elimizle memleketin içine ettik. Keşke aynı gayretle, bugüne kadar yapılan tahribatların önüne geçebilseydik…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Vamık: “Bu ülkede barış olmasını isteyen ‘solcu’ kesim daha gendi arasında barışamıyor. Yok Kıbrıs'ın barışmasını sağlaycayık biz. Adam boruyu döşemiş suyu göndermiş biz da burda hala daha yok o açılışa gitti, yok bu açılışda onu dedi, yok o göz kırptı öbürü elini sıktı, yok bunlar protesto etmedi. Öyle ya da böyle tam ana-yavru olduk şimdi. Göbek kordonumuz eksikdi onu da tamamladık. Siz da sidik yarışına devam edin…”.
DİPTEKİLER
Güney’in Bakış Açısı: Şaka gibi. Rum Sözcü, Türkiye’den KKTC’ye su getirilmesinin, yasa dışı olduğunu buyurmuş. Türkiye’nin gizli planları varmış… Allah Allah, ülkeler kendi çıkarları için, kendi geleceklerini güçlendirmek için plan proje yapmasının, kalkınmak için kaynak yaratmasının yasa dışı olduğu nerede görülmüş. Tabii ki planlar var. Ve ona da strateji deniyor. Kendilerinin, varolup olmadığı belli olmayan doğal gazın peşinde yaptıkları nedir acaba..?
































