Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Terörle hedefe ulaşıldığı görülmemiştir…

Aradan uzun yıllar geçtiği için mi bilmem ama, Türkiye’de son dönem yaşananlar, geçmişteki terör olaylarından daha dehşet verici, daha korkutucu, daha acı geliyor bana…
Çoğunuz belki bilmez. 80 öncesi olaylarda ilk vurulan Kıbrıslı Türk’tüm ben. Benim ardımdan da binlercesi yaralandı, binlercesi hayatını kaybetti. Çok acılar çektik. Bir çoğumuzun geleceği değişti, bir çoğumuzun geleceği tamamen elinden alındı.
Tam o ayrışmalar geride kaldı derken, çok daha büyüğü ortaya çıktı…
Şimdi o dönemle bu dönemi mukayese ettiğimde, büyük farklar görüyorum.
O zaman sağda da solda da, resmi iddialar, mahkemelerde getirilen suçlamalar ne olursa olsun, işin gerçeğine baktığınızda, Türkiye’nin bölünmesi diye bir ideal yoktu…
Kimi “Tam bağımsız Türkiye” diyordu, kimi “Daha büyük Türkiye” diyordu. Ama özne, aynı bayrak altında Cumhuriyetin yaşaması, güçlenmesiydi…
Kimi halk diyordu, kimi millet diyordu ama, insanları hangi fraksiyondan olurlarsa olsunlar, bir noktada birleştiren bir yapıştırıcı vardı.
Şimdi bence en korkunç değişim bu işte…
Türkiye mikro bölünmelere doğru gidiyor…
Bundan yirmi, otuz yıl önce, üst kimlik olarak savunulmayan etnik farklılıklar ve adını hiç duymadığımız tarikatlar, güç odakları ortaya çıktı…
Ve aslında, Türkiye’nin zenginliği olması gereken çeşitlilik, şimdi alabildiğine provoke ediliyor, Türkiye, paramparça edilmeye çalışılıyor…
Bu gidişatı gören aydın insanlar, her zaman olduğu gibi sağduyu ile birbirlerine sarılmak istiyorlar.
Türk’ün Kürdü, Sünni’nin Alevi’yi anladığı bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Bu karşılıklı anlayış ortamıyla teröre geçit vermemek için biraraya geliyorlar…
Aralarında, bizim yaşlarda, geçmişte bu acıları yaşamış eski tüfekler var. Ama en çok da gençler var.
Dikkat ettim, bütün bombalama eylemleri, bu tür birleştirici, bütünleştirici, terör karşıtı, barışçı gösterilerde oluyor.
Suruç da böyleydi, Ankara da böyle…
Özellikle masum insanları hedef alıyor.
Kalleşçe, haince…
Ortadoğu batağında gördüğümüz manzaralar bunlar.
Çağdaş dünyanın kıyısında yaşananlar, ne yazık ki Türkiye'ye yakışmıyor. Bugün, aykırı örgütlere militan yetiştiren bir zemin var… Ortadoğu artık Ankara'ya ulaştı. Fiilen tüm komşuları ile kavgalı bir Türkiye var artık…
Doğal olarak her hareket, kendi anti tezini ürettiği için de büyüyerek çoğalıyor…
En kötüsü de, bölünme, ayrışma ortamı, karanlık eller için fırsat oluşturuyor.
Türkiye insanının,  92 yıllık Cumhuriyet tarihinde nice felaketleri atlattığı gibi, yine bu badireyi de birbirlerine sarılarak ve de bu kez darbesiz, demokratik yolla atlatmasını umuyorum.
Çünkü Türkiye bir Ortadoğu ülkesi değil. Türkiye kim ne derse desin, kim aksini iddia ederse etsin, kim tersini dayatmaya kalkarsa kalksın, yüzü Batı’ya dönük bir ülkedir…
Bir travma yaşanıyor. Hem de en acısından. Günahsız insanlar öldürülüyor.
Türkiye ile sıkı bağımız var. Aslında dünyanın neresinde olsa içiniz acır. Şimdi kat be kat fazla acıyor.
Bu haince bir ortam. Böyle bir ortamda da hiç bir ideoloji başarıya ulaşamaz.
Masum insanları öldüren, terörü araç olarak kullanan hareketlerin başarıya ulaştığı görülmemiştir…
Yine öyle olacak…
Malum, terör, dış karışmacılık, provokasyonlar, istikrarsızlığı severler…
Tükiye’nin siyasi istikrara kavuşması şu an için en öncelikli konu…
Siyasetiyle, yargısıyla, ekonomisiyle…
Türkiye bir yol ayrımında. Ankara katliamı bir milat…
Bugünden itibaren, istikrar için çaba gösterenleri de, buna taş koyanları da tarih yazacak…

YERİN  KULAĞI  VAR
ARALARINDAN SU SIZDI: 

Hani bir laf var, sıkı dost olanlar için söylenir, “aralarından su sızmaz” diye. Yakın geçmişe kadar Talat ile Özgürgün’ün arası da aynen böyleydi.  Ta ki Özgürgün’ün, "Suyu belediyeler işletecekmiş. Belediyeler zaten batakta, borç içinde. Yani koalisyon bozulacaksa o da bozulur” sözüne kadar. Öyle görünüyor ki aralarından su sızmayan ikilinin arasından su sızdı….

TUTAN MI VAR
Başbakan Kalyoncu, “Ekonomi güllük gülistanlık değildir. Hem tarımda hem de diğer konularda reform uygulamaları yapılması lazım. Bu yıl bunun üzerinde çalışacağız” demiş. İcranın başı sizsiniz, gereken neyse yapın o zaman. Elinizi tutan mı var Sayın Başbakan…

ŞAŞTIM KALDIM:
Ersin Tatar yine aklındakini söyledi. Hani mahkeme önünde “ödeyeceğim” sözü verdiği ve ödemediği emeklilerin maaşlarından yaptığı kesinti var ya, dün Meclis’te Birikim Özgür’ün, “bütçeye konularak ödenmesi” sözleri üzerine, “Bana kurultay öncesi en çok saldırılan konu buydu. Beni kurtardığı için Birikim Özgür’e teşekkür ederim” dedi. Vallahi ben ne diyeceğimi şaşırdım, yorumu size kalmış…

YAZIK:
Daha geçen günlerde Turizm Bakanlığı Müsteşarlığına atanan Kemal Deniz Dana, Özgürgün’ün bölge toplantısında en ön sırada oturuyor. Bu hükümet, geçmişin lanetlediğimiz zihniyetlerini reddederek kuruldu diye biliyordum ben. Ama bu fotoğrafı görünce, hiç bir şeyin değişmediğini anladım. Siyasiler ne söyler, bürokratları ne yapar… Söylenenlerle yapılanlar ne zaman birbirini tutacak…

İNŞALLAH BOZMAZLAR:
Yeni Yurttaşlık Yasası’nın Meclis’ten geçmesinin ardından, bundan böyle ülkede 15 yıl yasal çerçeve içinde yaşam süren yabancılar yurttaşlık için başvuru hakkı elde edecek. En sonunda yurttaşlık konusunda olumlu bir adım atıldı. İnşallah üç-beş oy uğruna bu yasayı da delmeye kalkmayız… Geçmişte geceleyin dairelerin açılıp, vatandaşlık dağıtıldığını çok gördük …

YİNE ERCAN:
Ercan Havaalanını 25 yıllığına kiralayan Taşyapı inşaat’ın kural tanımaz tutumuna bir yenisi daha eklendi. Şirket, ÇED Raporu onayı alınmadan inşaata start vererek, ağaçları da kesmeye başladı. Ülkede bir alışkanlık oldu, önce inşaatlar başlar, yapılacak olanlar yapılır, ondan sonra da biraz da metazori gerekli izinler alınır. Bu arada yapanın yanına da kar kalır…

 

ZİRVEDEKİLER
Levent Kırca: Güldürürken düşündüren usta oyuncu, özgür ve onurlu bir Cumhuriyetçiyi, Levent Kırca’yı da kaybettik. Bakın veda mektubunda neler söylemiş; “Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötüler çoğaldıkça kanıksanır. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir? Dik durun.. Adil olun, sabırlı olun. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk’le kalın, cumhuriyetle kalın, hoşçakalın!!”…

DİPTEKİLER 
O kadar Çoklar Ki: Özellikle de böylesi günlerde, “diptekiler”e konacak o kadar çok kişi var ki. İnsan hangisini koysun diye şaşırıyor adeta. Herkesin farklı gerekçelerle, dibe layık gördüğü isimler olabilir. İyisi mi ben bunu size bırakayım. Aklınızdaki her kimse, bugün diptekilere layık gördüğünüzü yazıverin bir zahmet…