Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İSTERSEK BAŞARABİLİRİZ…

KKTC’deki 28 belediyenin 26’sının katılımıyla hayata geçen ve suyun yönetimine talip olan BESKİ’nin dünkü basın toplantısını izledik. Hemen baştan söylemem gerekir ki, ne ben, ne de katılanlar beklediğimiz cevapları bulmakta oldukça zorlandık…
Toplantı daha ziyade, resmi olarak hayata geçen BESKİ’nin tanıtımı niteliğindeydi… Ve en önemlisi bu toplantı ile hükümet ve vatandaşlar üzerinde bir kamuoyu baskısı oluşturmak amacı vardı dünkü toplantının… Çünkü iddialarını devam ettirmekteler.
Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildiği BESKİ’nin, gelecek suyla ilgili hedefi kısa ve netti. Kesintisiz, Kaliteli ve Ucuz suyu vatandaşa sunmak…
Hükümet, henüz bu konuda bir karar üretmiş değil. Sayın Benli de bu konuda rahatsızlığını dile getirirken, son günlerde hükümetin bir iradesinin ortaya koyduğunu gördüklerini, bunun olumlu bir gelişme olduğunu, ancak bu duruşun henüz net olmadığını söylüyor. BESKİ ortada duruken, hükümetin farklı bir yöntem belirlemesini beklemediklerini de ilave ediyor….
Sizin anlayacağınız BESKİ fiilen kuruldu ancak, hükümetin suyun işletmesini BESKİ’ye verme yönünde bir kararı yok…
Ve BESKİ’yi kurmalarındaki en önemli nedenin ise, 26 Belediye Başkanı ve Meclis Üyelerinin “suyu biz yönetiriz” konusunda ürettikleri bir karar olduğu ve bunun arkasında da halkın büyük desteği bulunduğunu sölüyor Sayın Benli…
Suyun yönetiminin kendilerine verilmemesi durumunda ne yapacaksınız sorusuna ise net bir yanıt vermekten kaçınan Benli, “Biz kimseyle çatışmak niyetinde değiliz, bizim muhatabımız Türkiye değil KKTC hükümetidir” yorumunu yapıyor, 2010 yılında su konusunda Türkiye ile KKTC arasında imzalanan çerçeve anlaşmasına da atıfta bulunarak, “Yoruma gerek yok. Çerçeve anlaşması esastır. Kimin ne dediği değil, Kıbrıs Türk Halkının ne istediği önemşidir” değerlendirmesinde bulunuyor… 
Gelecek suyla ilgili, belli bölgelere ara istasyonlar da dahil bazı yatırımların yapılması gerektiğini biliyoruz. Bunun için de ciddi bir parasal kaynağa ihityaç var. BESKİ’nin bu kaynak sorununu nasıl çözeceği de önemli bir konudur. BESKİ kaynağın kendi içimizden çıkmasını öngörüyor, yani tüketiciden…
Bunu düşününce maliyetin, suyu kim yönetirse yönetsin, maliyetinin artacağı anlaşılıyor. Hep yazdık. Bu suyun gelmesine karşı çıkan kimse yok. Ada halkı olarak bu suya ihtiyacımız olduğu da bir gerçek ama, vatandaş için önemli olan suyun kimin tarafından işletileceği değil, musluğundan akacak olan suyun kendisine kaça mal olacağıdır. Sayın Benli bu konuda net bir rakam vermese de, Türkiye’den gelecek olan suyun fiyatında bugünkü fiyatlara oranla ciddi bir oynama olmayacağını düşünüyor. Bu durumda 300 ila 600 milyon lira gerektirdiği söylenen bu yatırım nasıl yapılacak? O belli değil.
Sonuç olarak, dünkü basın toplantısında verilmek istenen mesaj hem hükümete, hem de vatandaşaydı. Gördüğüm kadarıyla de bu konuda kendilerine oldukça güveniyorlar. BESKİ’ni siyaset üstü bir oluşum olacağını ve “partizan ya da siyasal tercihlere dayalı” bir yapısı olmayacağını da, ısrarla vurgulamaktan çekinmiyorlar…
Hep diyoruz, önce kendimize, insanımıza güvenmek zorundayız. Belediyeler maddi sıkıntı içerisinde de olabiliriler. Ama bu, yönetim erkini kaybettikleri anlamına gelmez. Ben onlara bu işi yapabilecekleri konusunda inanmak ve güvenmek isterim. Yine de şu anda sorun BESKİ’nin başarılı olup olamayacağı değil, KKTC ile Türkiye hükümetlerinin diyalog yoluyla, bir yöntemde uzlaşmalarıdır.
Bu krizi başarıyla atlatanlar, lider olacak. Ve bence başarırlarsa, hükümet uzun vadeli bir krediye de sahip olacak…

YERİN KULAĞI VAR
SU’DA YAP-İŞLET-DEVRET MODELİ:
Son günlerin tartışma konusu suyla ilgili olarak Türkiye Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu, Türkiye açısından proje konusunda her hangi bir sorun olmadığını ifade ederek, “bizim teklifimiz şuydu, Türkiye'de biliyorsunuz bazı şeyler özel sektör marifeti ile yönetiliyor. Tamam, belediyeler kontrol etsin, hükümet kontrol etsin bir kontrol ekibi kuralım, ama bu işletme ekseni gerekirse ilave yatırımlarını özel sektör yapsın. Yani yap-işlet-devret şeklinde.” değerlendirmesinde bulundu. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye, bizimle ayni düşüncede değil. Bir kamu- özel ortaklığından bahsediyor…

SON NOKTA BUGÜN:
Bugün toplanacak Bakanlar Kurulu, aylardır tartıştığımız su konusuna son noktayı koyacak. Hani bir laf var, “evkafın su meselesi” diye ya, işte gelecek suyun akibeti de aynen öyle. Bu işi daha fazla uzatmanın, toplumu germenin bir anlamı yok. Oturun ve düşünceniz neyse, karar alın. Ve en önemlisi de aldığınız bu kararın arkasında durun…

BİR ONLAR KALMIŞTI:
Su işine karışmayan bir sendikalar kalmıştı, onlar da devreye girdi. Sendikal Platformda, yapıcılıktan uzak, protest duruşlarıyla zaman zaman sistemi kilitleyen sendikalar da var. Bu durum da, su konusunda da mantıklı, uzlaşıcı yol arayışlarına taş koyacağa benziyor. İş çığrından çıkıp,  bağcıyı dövme meselesi haline gelmek üzere… Sloganları bile hazırdır sanırım, “Ne suyunu, ne seni”… Sadece bu bile, toplumun daha fazla karışmaması adına, hükümetin bir an önce orta yolu bulmasını zorunlu hale getiriyor…

GİTMEZSEN OLMAZ:
UBP çevrelerinden Özgürgün’e yönelik son çıkarılan eleştiri de, örgütlerle temas içinde olmaması. Malum UBP’de gidip elini sıkmadığın delege ya da üyeden oy alamazsın, öyle alıştırıldılar. Tam bir feodal sistem. Baktım, Eroğlu da dünkü açıklamasında bundan bahsediyor ve “UBP Genel Başkanlığı, sabırlı, hoşgörülü, sevecen ve saygılı olmayı, tabanla, halkla bütünleşmeyi gerektiren bir makamdır. UBP Genel Başkanı hangi gerekçe ile olura olsun parti milletvekilleri ile bir araya gelmekten, diyalog kurmak ve sorunları parti içinde halletmekten geri durmamalıdır” diyerek, Özgürgün’e yükleniyor…

ONLARCA EKSİK TÜZÜK:
Artık Mevzuat Dairesi mi olur, Meclis’te bir birim mi olur, yoksa koalisyon hükümetlerinde dolgun maaşlarla neyi koordine ettikleri belli olmayan “koordinatör”ler mi olur, birilerine görev verilmeli ve Yasa’ların işlemesine engel olan Tüzükler bir bir ortaya çıkarılmalı. Ortaya çıkarılmalı diyorum, çünkü sanırım aralarında yıllardır unutulanlar da var. Hemen her meslek örgütünden benzer şikayetler geldiğine göre… Yeni dönemde yolda gelen bir hayli yasa daha var. Geçmişe bakınca, bunların uygulanacağı konusunda şüphelerim var. Yasa çıkartmakla olmuyor. Yönetmek de gerekiyor. Ve bizim kısırlığımız da burada başlıyor…

ARKA KAPIDAN:
Bahçeşehir Üniversitesi’nin KKTC’ye “Mülteci Üniversitesi” açacağı haberleri ortalığı karıştırdı. Hatırlarsanız geçmişte de 50 bin Suriyeli göçmenin KKTC’ye gönderileceği haberleri yayılmıştı. Tepki gören bu haberden sonra, yeni yol olarak, üniversite kisvesi altında Suriyeli mültecileri, adaya getirme planı yapanlar mı var? Yani, ön kapıdan koymadıklarını, arka kapıdan sokmaya çalışanlar…

 

ZİRVEDEKİLER
Özer Raif: “Bu günkü Cyprus Mail gazetesinin bir haberine göre ABD’de yaşayan Değirmenlikli bir Rum, Güney’deki bir üniversiteye 3 000 000 (üç milyon) EU bağış yapmış. Bugünkü bizim gazetelere bakdığımızda da yurt dışından gelip bir toplantı yapan bazı soydaşlarımız, KKTC Meclisi’ndeki sandalyeleri kendi aralarında paylaşmışlar. Önce bu arkadaşların bu güne dek vatana ne verdiklerini bir duyalım, sonra da bizden ne istediklerini söylesinler!!..”.

DİPTEKİLER
Kilo kilo uyuşturucu: Ülkede uyuşturucu yakalandığı haberinin olmadığı gün geçmiyor. Son olarak Güney Kıbrıs’tan getirildiği tespit edilen 1 kilo 200 gram sentetik uyuşturucu ele geçirildi. Uyuşturucuyu yakalatan ihbar oldu. Peki ama ihbar edilmeyen uyuşturucu ne oluyor? Binlerce geç sonu olmayan bir batağa sürükleniyor. Bu konuda henüz bir devlet bir devlet politikası oluşturulamadı. Bekleyecek vakit yok yarın çok geç olacak…