Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hükümet kredisini tüketiyor mu..?

CTP-UBP hükümetinin bu ülke için son şans olduğunu defalarca yazdık…
Bugüne kadar yapılan hükümet formüllerinde, geniş tabanlı iki büyük partinin koalisyonuna hiç rastlamamıştık…
Neydi, galiba ilk koalisyon UBP’nin Türk Birliği Partisi ve İsmet Kotak’ın Demokratik Halk Partisi ile yaptığı koalisyondu. Sonra kısa bir dönem UBP-Yeni Doğuş Partisi koalisyonu var. Yine UBP’nin TKP ve DP ile koalisyonları, CTP’nin de DP ve ÖRP koalisyonları…
Yani hepsi de, geçici amaçlarla kurulan partiler ya da DP ve TKP ile kurulan koalisyonlar. Hiç biri de geniş tabanlara hitap etmedi.
İlk kez bu hükümet, ülkenin baştan çıkmış siyasi ortamını, kamusunu, ekonomisini cesur kararlarla rayına oturtma amacıyla geldi, halktan da destek buldu. Radikal kararlar için radikal çoğunluk…
Ortaya konulan ilkeler, iki büyük parti tarafından paylaşıldı. Altına imzalar atıldı, küçük siyasi çıkarlar değil, ülke menfaatleri ön planda olacak denildi, herkes de umutla bekledi.
Bugüne kadar aralarındaki işbirliği ve uyum konusunda bir çatlak görünmedi. Ancak galiba eksik olan, karşılarına çıkan sorunlarda akılcı yollar bulmakta çektikleri sıkıntıdır…
İşte su meselesi…Aklıma son dönem için bir de, o meşhur TOMA meselesi geliyor. Sonra ekonomik protokolun uygulanıp, uygulanmaması meselesi…
Hepsine nasıl bir çözüm bulunmuşsa, buna da bulunabilir. Benim hala umudum var.
Ama defalarca tekrar ettiğim gibi, bu gibi işler, iki ülke yetkilileri arasında, diplomatik yollarla sürdürülecek müzakerelerle yürütülmeliydi. Aksine, konu belki de masada tartışılmadan, kamuoyu önünde tartışmaya döndü. Hani olmasını istemediğin bir işi basına sızdırır, kitleleri harekete geçirir, zemin hazırlarsın ya, aynen öyle bir görüntü var…
Mandırada yaşamayı, dünya nimetlerine tercih eden “kapalı devre” kesimler, su yönetimini, neredeyse egemenlik diye satmaya başlarken, şahsi beklentileri için hükümetin başarısızlığına dua edenler de fırsat buldular… Onlar da “Türkiye aleyhtarlığı” kışkırtmasına sarıldılar. Mesele aslından çıkmak üzere… Hani şuyuu vukuundan beter (Dedikodusu, gerçekleşmesinden beter) derler ya aynen o durum…
Kardeşim biz bu suyu istiyor muyuz, istemiyor muyuz… Bu aşamada, yapılması gereken neredeyse 300 milyonluk bir yatırım daha var mı yok mu? Bizim bu yatırımı yapacak kapasitemiz var mı?
Evet, sözleşmenin istimlak, sahiplenme gibi rahatsız edici yönleri olabilir. Ancak karşılıklı güven ve iyi niyeti ortaya koyabilirseniz, anlaşmamak için sebep yoktur…
Sadece şu su meselesi, onca insanın umut bağladığı hükümet hakkında olumsuz algılar oluşmasına sebep oldu. Zaten gurvada bekleyenlerin de istediği buydu ve şimdi bu çözümsüzlükten hareketle, hükümetle ilgili başka suçlamalar gündeme gelmeye başladı. Tam bir algı mühendisliği…
Hükümet bu suçlamaları hak ediyor mu? Bence değil. Çünkü çok erken. Hükümet daha yüz gününü bile doldurmadı. Reform dediklerini hayata geçirecek yasaların çıkması için Meclis’in açılması gerekiyordu. Meclis açılalı daha bir hafta…
Şimdi ben her iki ortağa da sormak isterim; yapılacak onca iş varken, yüzde 66’lık bir geniş halk kitlesinim beklentilerini bir kenara atıp, bir kaşık suda ortaklığı bozacak mısınız? Yoksa hala söylediklerinizin arkasında mısınız?
Bu noktada, hem CTP’nin, hem de UBP’nin, partisel kaygılarını bir yana bırakarak, başladıkları noktada olduklarını bir kez daha kamuoyu önünde teyid etmeleri zaruret halini almış durumda…
Daha doğrusu, su krizini yönetme başarısızlığı spekülasyonlara neden olmuşsa, ortaya çıkan güvensizliği gidermek zorundalar.
“Evet yapabiliriz, yapacağız” diyebilmeliler…
Bu da sadece beyanatlarla olmaz. Uygulamalarıyla da ispatlamak zorundalar.  Sorumlu yönetimin gereği budur. Ayrılığı sürgit etme yerine, en azından çözüm yollarını aramaya başladıklarını göstermeliler… Tabii, dediğim gibi bu hükümeti başlangıçtaki prensiplerle ileri götürmek niyetindeyseler.
Aksine, işleri sürüncemede bırakıp, basın önünde spekülasyonlara devam ederlerse, önce kredilerini, sonra da kendilerini bitirecekler… 

 

 

YERİN KULAĞI VAR
BU TARTIŞMAYI BİTİRİN:

Beş senedir kulağının üstüne yattı herkes. CTP 3 Yıldır Başbakanlığı tutuyor. Halen ortada bir politika yok… Şimdi herkes kıvırıyor. UBP farklı, CTP farklı düşünüyor. Sorulması gereken soru şu, ada olarak bu suya ihtiyaç var mı? Var… Bunu tartışalım. İdeolojik temelli tartışmalar konuya bir şey katmaz…Türkiye'de de, burada da hassasiyetler var. Bunu doğru harmanlayarak bu tartışma artık bitmeli…

ÇOK HOŞ OLDU:
Hüseyin Ekmekçi’nin dünkü Meclis birleşimi ile ilgili yaptığı yorum çok hoşuma gitti. Sizlerle de paylaşmak istedim. Meclis’te de durum enteresan… “UBP sıralarının 3'de biri başkan adayı… Diğer biri bakan… Diğer biri de vekil… Meclisin ilk çalışma gününde herkes ayrı telden… Meclis Başkan yardımcısı da oturumu yönetirken ha bire hükümete çakmakta… O da başkan adayı… O da arada hükümeti galaylar… Grup Başkan vekilleri bir yana… UBP Başkan adayları tek tek kürsüye çıkar ve görüşlerini açıklar… Sanki altı ayrı UBP var…”.

TARIM BAKANINA GEREK YOK:
İddiaya göre Tarım Bakanlığı’nda tüm kararlar, danışmanlık hizmeti adı altında ayda 10 bin lira maaş alan, A.P ve K.Ö isimli danışmanlar tarafından alınıyor. Her konuda bu ikilinin karar vermesi, Bakanlık’taki genç mühendislerin bile dışlanması, çalışanlar arasında büyük huzursuzluk yaratırken, personel arasında çok sevilen Bakan Sennaroğlu’nun, bu ikili yüzünden tepki topladığı iddia ediliyor. Hatta, “Eğer Bakanlığı bu ikili yönetecekse, o zaman Bakan’a ne gerek var” yorumları yapılıyor…     

BİR KOLTUĞA 2 KARPUZ SIĞMADI:
CTP-DPUG hükümetinin en başarılı bakanları arasında yer alan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar, yeni hükümette İçişleri Bakanlığı’nı da alınca, o eski başarılarından eser kalmadı. Anlaşılan o ki Sayın Gürpınar, bir koltukta 2 karpuzu taşıyamıyor. Özellikle Nüfus Kayıt Dairesi ve Kimlik Kartı Daireleriyle ilgili ciddi iddialar geliyor…Yakında karpuzlar düşüp patlarsa Aziz bey hiç şaşırmasın…

LİSTELER BASINDA BİLE ÇIKTI:
Adayların bir iddiası var, UBP üye listelerinin kendilerine verilmediği şeklinde. Böyle bir şey mümkün mü? Basına bile düşmüşken, adaylar listeleri nasıl bilmez. Eğer resmi olarak verilmesinden bahsediyorlarsa, bu noktada bir eksik var demektir ki, Merkez’in geciktirmeden bunu yerine getirmesi şart. Bu gibi spekülasyonlar, boşluklar, ihmaller, kurultay sonrası mahkeme yollarının taşlarını döşeyecektir.

KÖKLERİMİZ ORADA: 
İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Muhammet Yaşarata, edindikleri bilgiye göre İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türk nüfusunun 300 bine yaklaştığını iddia etti. Desenize esas Kıbrıs orada. KKTC’nin nüfusu, onca yabancı da dahil, ancak 300 bine yaklaşırken, İngiltere’deki Kıbrıslı Türk nüfusu 300 bin… Esas Kıbrıs Türkü burada değil, oradaymış meğer… 

ZİRVEDEKİLER                                                                                                                                                                       

Filiz Besim: Gıda Yasası’nın çıktığını, ancak tüzüklerinin olmadığını ve gıda denetiminin etkin bir şekilde yapılamadığını ifade eden KTTB  Başkanı  Besim, “Kamu Sağlık Çalışanları Yasası 2011 yılından beri tadil edilmeyi bekliyor, uygulanmıyor. Kimse sahip çıkmıyor. Özel Hastaneler Yasası var ama tüzükleri yoktur. Ne devlet hastaneleri ne de özel hastaneler bu yüzden gerektiği şekilde denetlenememektedir. En büyük sorunumuz denetim ve disiplindir. Maalesef kamu kurum ve kuruluşlarımız başıboş haldedir…” diyor.

DİPTEKİLER
Mal Bulmuş Mağribiler: Aman efendim, su konusu kimlere kimlere malzeme olmadı ki… Bir hikaye vardır, Türklerin cehenneminde zebaniye gerek yoktur, başını kaldıranı aşağıdan çekerler diye. Aynen öyle. Beceriksizlik, başarısızlık suçlamaları en hafifiydi… Kimi işi öyle abarttı ki, “su belası” bile dediler. Kimi kendi yönetsel beceriksizliklerini görmezden gelip, egemenlik kavgasına döndürdü. Bir kısmı, rüyasında makam gördüğünden, fırsatı kaçırmadı. Türkiye düşmanlığından tutun, hainliğe varan söylemler geliştirdiler. Kim sebep oldu? Tartışmayı Türkiye ile masa başında yapması gerekirken, kendi kamuoyu önünde yapmayı tercih edenler. Yazık…