Kimse kusura bakmasın ama, ne istediğimizi, kime kızıp, kime kızmayacağımızı veya neden kızdığımızı bilmeyen bir toplum olduk. Bakın tam 5 yıldır su konusunda onca tartışmaya rağmen, toplum olarak ortak bir görüş ortaya koymayı bile beceremedik. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bilen de, bilmeyen de su profesörü kesildi. Su savaşlarının başlamasına ramak kaldı, ufak bir damla ortalığı bulandırmaya yetecek…
Dedim ya, toplum olarak “şaşkın ördek” misali ne yaptığını bilmez bir halde sadece kavga ediyoruz. Çok değil, daha bundan 11 yıl öncesinde, yani 2004 Annan Planı döneminde yere göğe sığdırılamayan, öve öve bitirilemeyen o dönemin Başbakanı, şimdilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Anan Planı’na “EVET” dediği için kahraman ilan eden kesim, şimdi neredeyse “istenmeyen adam” ilan edecekler. Sebep, adaya gelecek olan suyun yönetimi meselesi…
İnsanları işimize geldiğinde “kahraman” işimize gelmediğinde “hain” ilan etmeyi çok iyi biliyoruz. Su için milyonlarca dolar harcandı ve dünyada bir ilk olan projeye imza atıldı. Yıllar süren zorlu bir çalışmanın ardından ilk damlalar akmaya başladı. Muhteşem bir şey…
Ama ne olduysa bu ilk damlayla birlikte oldu. Biz nerede hata yaptık diye oturup düşüneceğimize, krize oynamayı tercih ettik…
Su konusu tek örnek mi? Değil tabii… Bu bizim klasiğimiz…
Peki nasıl geldik bu noktaya, bu güvensizliğe. Hiç düşündük mü? Yıllarca yeni bir ülke yaratacak kadar parayı, hem de hiç karşılıksız olarak yatırım yapmamız için bize gönderecekler, ama biz o paralarla, sırf seçim kazanmak için dünyada eşi görülmemiş yasalar yapıp, ülkeyi değil, kendi geleceğimizi kurtaracağız, ardından da, “para bitti, yenisini yollayın” diyeceğiz…
Sosyal güvenlik kurumlarının borçlarının temizlenmesi için defa defapara alacağız, kurumlar hala batakta, belediyeler malum, KTHY’ye akıtılan paralar, toz olup uçmuş…
Milliyetçiliği yerden yere vuracağız, ama dünyanın gerçeklerinden uzakta su milliyetçiliği yapacağız… Evet bu ülke bizim, gidecek başka yerimiz de yok ve biz yönetmeliyiz. Buna kimsenin şikayeti yok. Ama bu söylenenler ne yazık ki hep sözde kalıyor yıllardır…
Haydi, yönetin o zaman. Eliniz tutan mı var..?
Kırk yıldır nasıl yönetildiğimiz ortada. “Rabbena Hep Bana” şeklindeki yönetim anlayışımız hiç değişmedi ki…
Sorarım size“ bizim” dediğimiz bu ülkenin sorunlarını “çözüme” havale etmekten başka ne yaptık bu kadar yıldır..?
İş paraya gelince, “Biz ileri karakoluz, bize istediğimizi vermek zorundalar” deyip avuç açmak gücünüze gitmeyecek, hatta “nereden bulursan bul, ver” diyeceksiniz…
E, karşıdaki de saf değil. Tüm bunlar ortada duruken, gün gelip size “besleme” diyecekleri hiç mi aklınıza gelmedi..?
Evet bu ülkenin suya da, doğru dürüst yanan, zırt pırt kesilmeyen, onun bunun kaprislerine kurban edilmeyen elektriğe de ihtiyacı var…
Eğitimden, sağlığa, ekonomiden, asayişe, oradan trafiğe; bunların sorumlusu kim..?
Bizi yönettiği iddia edilen Türkiye mi..?
Tablo ortada, rakamlar da… İşte size güvensizlik…
Ülke kuraklıktan kıvranırken, belki de kırk yıldır çözemediğimiz Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koyacak bu suyun bizi “asimile” edeceği safsatasına bu halkın inanması mümkün müdür..?
UBP Genel Başkanı Özgürgün, TRT’ye yaptığı açıklamada, “hükümet iyi gidiyor ancak, su konusu gerçekten hükümeti etkileyebilecek bir noktada duruyor” değerlendirmesinde bulunarak, "Bunu Türkiye yapmıştır. Buraya kadar ulaştırılmış büyük bir yatırım var. Bu konuda Türkiye'nin söyleyeceği çok önemli şeyler olduğunu düşünüyorum. Yani burada biz yaparız, şöyle yaparızdan çok, anlayışla ve inatlaşma olmaksızın Türkiye ile işbirliği içerisinde en doğrusunu bulup ona göre bunun yapılması gerekmektedir” dedi…
Sonuç olarak, bu halk bu suyu dört gözle bekliyor. İnatlaşmanın, kısır ideolojik kavgalarda boğulmanın, korkunun ne yeri ne zamanı. Akla ihtiyaç var. Ekonomik akla, işletmecilik aklına, yönetim aklına…
YERİN KULAĞI VAR
YAMAN ÇELİŞKİ:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, adada bir çözümün yıllar içinde değil, aylar içerisinde olabileceğini söylerken, Rum tarafında yapılan anket sonuçları, tam tersini söylüyor. Ankete göre Rumlar, dönüşümlü başkanlığa ve Kuzey’deki Rum mallarını kullananların söz hakkı olmasına, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin ortadan kalkmasına karşı. Bu durumda Akıncı’nın bahsettiği anlaşma nasıl bir anlaşma olacak acaba..?
CEYDA FARKLI KONUŞUYOR:
UBP Başkan adayı Oğuz Ceyda, “Üzücü olan KKTC’yi kuran UBP’nin başkanlığına soyunan 6 vekilin milli ve stratejik öneme haiz kurumların özelleştirilmesi ve su yönetimi konusunda takınmış oldukları tavırdır. Bu partinin misyonuyla asla bağdaşmamaktadır. Esasen milli kurumların özelleştirilmemesi noktasında UBP’nin göstermesi gereken iradeyi, CTP’nin ortaya koyması manidardır” diyor. Bu söylem, UBP’nin diğer adaylarının söylediklerinden epeyce farklı. UBP’de bir kabuk değişimi yaşanıyor sanki…
TAŞLAR YERİNDEN OYNAYACAK:
UBP’de bu ay sonu yapılacak kurultay, hayli ilginç ve tartışmalı geçeceğe benziyor… 6 adayın ilk hedefi Özgürgün’ü başkanlıktan etmek. Ancak belli konulardaki farklı söylemleri, kurultay sonucu ne olursa olsun, partide bazı taşların yerinden oynayacağı, istifaların yaşanacağı ihtimallerini güçlendiriyor…
GÜNDEM DEĞİŞTİRME GİBİ GELDİ BANA: Meriç Erülkü hatırlattı. 2004’de Kıbrıs’ta bir anlaşmanın finansmanı için düzenlenen "Donörler Konferansı"nda toplanan rakam: ABD: 400 milyon Dolar, AB: 300 milyon Euro, İngiltere: 31 milyon Sterlin. Toplanan para çözümün öngörülen maliyetinin %2'si… Şimdi de Kıbrıs meselesinin özü buymuş gibi finansmandan başka şey konuşulmaz oldu. İşin tuhaf tarafı, o gün verdİkleri miktarı bugün yüzde yüz arttırsalar, yine bir şeye yaramaz.
SAF MISINIZ:
Şu UBP’den istifa haberleri biraz tuhaf değil mi sizce de. Niye istifa etmişler, üye yapılmadıkları için. E, bir insan üye olmadığı bir yerden nasıl istifa eder ki..? Bu “istifaları” yapanlar da, haberlerini yaptıranlar da gaflarının farkında değiller galiba. Hani herkes saf ya…
NE YAPSINLAR ALIŞKANLIK:
Yine UBP… Üye listeleri konusu diğer bütün konuların önüne geçmiş görünüyor. Peki ama bundan önce, yılların kemikleşmiş delegeleri nasıl belirleniyordu? Çok mu demokratikti? Ya da yıllar yılı aynı konumda bulunarak parti içi demokrasiye bir katkıları mı olmuştu? Üstelik de “belirleyicileriyle” kemikleşmiş ilişkileri vardı. Şimdi sayı kat be kat artıyor… Adaylarsa, yeteneklerini ortaya koyup, üyenin oyunu almaya çalışacaklarına, “yandaş” yazamadıklarından şikayet ediyorlar…
ZİRVEDEKİLER
Ticaret Odası’nın Formülü: Bir kaşık suda boğulmak denilen şey başımıza geldi. Bir farkla, biz ummadığımız kadar bir suyla karşılaştık ve içine girmeden de boğulduk. İkiye bölündük, kamu mu, özel mi… Oysa çağımız dünyasında başka seçenekler de var. Yap-işlet-devret gibi ve Ticaret Odası’nın önerdiği kamu–özel ortaklığı gibi. Akılcı, sürdürülebilir ve verimli yolu bulmak o kadar da zor olmasa gerek, yeter ki ideolojik takıntılarda boğulmadan bir düşünce ortamı kurulabilsin…
DİPTEKİLER
Yolunacak Kaz: Geçen yıla ait bir dersin sınavına girebilmek için, son anda yeni dönemin parasının yatırılmasını şart koşan bir üniversitemizin niyeti ne, anlamak mümkün değil. Az buz değil, tam 6750 euro…Hede bukdun diyelim, bu sınavdan kalıp, okulu bırakacak olanların verdiği paralar geri iade edilecek mi? Hiç sanmıyorum. Öğrencileri, yolunacak kaz görenlerle bu iş nereye kadar gidebilir ki…
































