Her gelen hükümet, tuhaf bir şekilde bir çeşit sansasyonu, ya da felaketi kucağında bulur. Bu hükümet de mafya benzeri örgütlenmelerin, ardı ardına gelen hesaplaşmalarını buldu.
Ancak görüldü ki, bu örgütlenmeler ya da çeteler, gerçekten pervasız. Akıllarına geleni yapabiliyorlar.
Olayların tamamen dışında olan, ancak her gün gazete okuyan biri, bu isimlerden bir çoğunu hatırlar. Çünkü bir çoğunun geçmişte benzer vukuatları var. Hatta aralarında suç makinesine dönmüş, defalarca kefaletle serbest bırakılmış olan da var.
Bakanlar Kurulu organize suçlar konusunda çalışma başlattığını duyurdu. Alınacak önlemlerin arasında “sınır dışı” kararı da bulunduğu bildiriliyor…
Yalnız, şurası çok ilginç; kuruluşunun üstünden otuz yıldan fazla bir zaman geçen devlet yapısı, bu gibi olaylarla mücadele etmek için daha şimdi düşünmeye başlıyor.
Bu da ne demek, yasalarda ya da denetimde bir boşluk var demek.
İşte bence KKTC’yi suç cenneti haline getiren de zaten bu…
Bu öyle bir boşluk ki, güvenlikle ilgili. Bundan daha ciddisi yok.
Yapılanlar her dönem için suçtu. Yasada da karşılığı vardı. Peki ama nasıl oldu da bu kadar güçlendiler?
Sistemin tamam olmamasından… Böyle bir konuda bile, yapılacakların önceden bilinmemesinden…
Adam bakıyor, ya kefaletle serbest kalıyor, ya da doğrudan yırtıyor.
O bildik siyaset hastalığı da kıyısından köşesinden bu işlere bulaşıyor ya, arkaları yere gelmez.
Özel birim kuruluyor. Oysa orada çoktan oluşturulmuş bir özel birim olması gerekirdi…. Polisin istihbaratı olaylar meydana gelmeden önlemini alabilmeliydi.
Acaba polisin içindeki yetki karmaşasının da bu otorite bozukluğunda etkisi var mıydı..?
Bakanlar Kurulu’nun bu çalışması otuz yıl gecikmeli de olsa ilk ve son çalışma olmalı. Ne yapsak diye her seferinde oturup düşünmek yerine, kurallar tek bir defada konmalı ve bozulmaması sağlanmalı…
Aşağıdaki okur mektubuna bir bakın.
Çek-senet mafyasının nasıl hayat bulduğunu daha net göreceksiniz. Bu ülkede adalete ulaşamayan insanlar oldukça, bu tür organizasyonlar da olacaktır. Önemli olan, insanları kendi adaletlerini aramaya mecbur etmemek…
***
“2013 yılında günün koşullarına ve AB’ye uygun olarak hazırlanan ve çek kullanımını kolaylaştıran Poliçeler Değişiklik Yasası, çek yasağına girenleri ceza kapsamında değil de hukuk kapsamında değerlendiriyor. Yeni yasa, ceza mahkemelerinin ele aldığı karşılıksız çek konusunu hukuk mahkemelerine vererek karşılıksız çekten kaynaklanan hapislik cezasını ortadan kaldırmıştı. İşte ne olduysa bu yeni düzenleme ile oldu. Karşılıksız çek veren kişinin hapsedilme korkusu da ortadan kalkmış oldu. İlkesel olarak bunu kabul edebiliriz ancak, tüccar bu yasa ile birlikte büyük oranda risk almaya başladı. Yıllar süren mahkemelerde beklemek yerine, parasını erken tahsil etmek için, farklı adresleri kullanmak zorunda bırakılıyor. Eğer bugün ülkemizde “mafyavari” işler yapılıyorsa, “çek senet mafyaları”ndan bahsediliyorsa, bunun nedenlerinden biri de, 2013 yılında çıkarılan bu yasa olmuştur. Hapis korkusu yaşamayan, kötü niyetli kişiler, bu yasaya sığınarak, insanları dolandırmaktan çekinmiyorlar. Sonuçta yavaş işleyen bir yargı süreci ve en sonunda komik denecek bir taksitlendirme ile istediğini elde etmiş oluyor. Bu durumda da, elinde örneğin 700 bin liralık karşılıksız bir çek olan iş adamı, yıllarca mahkeme koridorlarında beklemek yerine, alacağını tahsil etmek için bu tür gayri yasal tahsilat yolunu denemeye mecbur oluyor. Bu tür tahsilatlarda bazen ana paranın %30-40’ından feragat etmek zorunda kalınsa bile, tüccar hiç almamaktan daha iyi diyerek, bu tahsilat şartlarını kabul ediyor…
Sonuç olarak yaşadıklarımızın sorumlusu biraz da devlet olmuyor mu sizce? Çıkardıkları bazı yasaların sonuçlarını düşünmeden, uygulamada yaşanabilecek aksaklıkları hesaplamadan yapılanlar, günün sonunda bumerang gibi gelip sizi bulabilir”…
YERİN KULAĞI VAR
SİYASET İŞİN GERİSİNDE:
Ekonomi dünyası, siyasetin önünde gidiyor. Müteahhitlerin Başkanı Gürcafer, Rum meslektaşlarıyla, Maraş’ın yeniden inşasını yarıya yarıya paylaşma kararı aldıklarını açıklıyor. Geçtiğimiz günlerde Rum basınında çıkan bir haberde, Kuzey’deki Rum mallarını alanlardan birinin de, Güney’de tanınmış bir inşaat şirketi olduğu ve “Trahona” olarak belirtilen bölgedeki 26 tane evi, 395 bin Euro’ya aldığı belirtiliyordu. Acaba bu kez çözümü iş çevreleri mi bulacak?
YOK MU ARTTIRAN:
UBP’de aday sayısı 5’e çıktı. Topu topu 18 milletvekili ve 5 tane başkan adayı. Ciddi bir oran, yüzde 27,7’ye geliyor. Zannederim dünyada böyle başka bir örnek daha bulunmaz. “Memlekete hizmet” sevdası insanlara neler yaptırıyor…. Bölünüp parçalanmışlar da haberleri yok… Sayın Eroğlu’nun arkasında bıraktığı, kurumsallaşamamış, kurumsallaştırılmamış bir miras…
PİYASAYA YANSIYACAK MI:
Bakanlar Kurulu, döviz krizine karşı döviz kurlarını ithalat ve harçlardaki bazı kalemlerde 90 gün süreyle sabitledi. Yani devlet kendi alacaklarından fedakarlık yaptı. Bu durumda dövizi bahane ederek fiyatları artıran tüccar da zamları geri alacak mı? Bunun için de görev hükümete düşer, piyasa sıkı bir şekilde denetlenmeli…
DOST ACI SÖYLER:
“Bizimkiler ‘bir çözüm olursa her şey çözülecekmiş’ gibi konuşuyor. Çok merak ediyorum nasıl çözülecekmiş?” diye soruyor eski siyaset adamı Hakkı Atun. Hakkı beyin bu tesbitine katılmamak elde değil. Yıllardır bu ülkede yaşadığımız tüm çarpıklıkların sorumluluğunu çözümsüzlüğe yükleyerek kolaya kaçtık. Önce kendi evimizin önünü temizlemek ve dersimizi çalışmak yerine, günü kurtarmaya çalıştık. Gerçekten de çözüm olsa popülizme dayalı bu sistem içinde neyi değiştirebiliriz ki..?
KIB-TEK’E TEPKİ BÜYÜYOR:
Kıb-Tek’in, tüketim miktarının iki katı kadar depozit ücreti isteme hazırlığına toplumun tüm kesimlerinden tepkiler gelmeye devam ediyor. Zam taleplerinin bir türlü hayata geçirilmemesi üzerine bu farkı başka yerlerden bulmaya çalışan Kıb-Tek yönetimi, gözünü yine vatandaşın cebine dikti. Kıb-Tek’e karşı zaten tepkili olan vatandaşlar, hayata geçirilmek istenen bu son numaraya karşı direnmekte kararlı görünüyor…
HERKES KENDİNİ DÜŞÜNÜYOR:
Esnaf “borcu yoktur” belgesi istenmesinin kaldırılmasını; İşadamı “vergi ve fonların” indirilmesini; emlakçılar “tapu harcı ve stopajda” indirim isterken, dövizden en çok zarar gören kesim olan ücretli kesim ise kaderine terk edilmiş, onu düşünen yok. Sizin anlayacağınız bu krizden herkes kendine bir şeyler yontuyor, sonunda olan yine emekçiye olacak…
ZİRVEDEKİLER
Mehmet Özkardaş: “İsmet Akim Kıb-Tek’in başına geldiğinde popülizmden uzak olduğunu düşünmüştüm. Fakat kurallar altüst edilerek bankalardan borç alınarak Bakanlar Kurulu kefil edildi. Kıb-Tek vatandaşa faturalarla ilgili bütün dökümü belirtmeli. İnsanların zor durumda olduğu dönemde elektriğe zam yapılırsa bütün halk sokağa dökülür…”.
DİPTEKİLER
Barış Günü ve Savaşlar: Yine 1 Eylül Dünya Barış Günü… Oysa dünya savaşlarla yanıyor. Hatta bugüne kadar görülmemiş vahşetlere şahitlik ediyor. Dünya üzerinde “barış” için çalışan aktivistlerin ne kadar beyhude uğraştığını görünce insan üzülüyor. Ne yazık ki günümüzün silah devlerine, barış sloganlarının gücü yetmiyor…
































