Döviz konusunda hükümete yüklenip duruyoruz, kımıldansınlar, bir şeyler yapsınlar diye.
Önceleri bir çaresizlik sergilediler. “Yapacak bir şeyimiz yok” dediler. Ama baktılar pabuç pahalı, dört bir taraftan baskı gelince, Allahları var, en azından bir masa kurdular, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.
Öneriler alıyorlar, değerlendiriyorlar.
Hep birlikte umutla çalışmaların sonucunu bekliyoruz. Umarız sağduyulu önerilere iyi niyetle yaklaşırlar, cesur davranırlar ve bir nebze olsun vatandaşı ferahlatırlar.
Tabii bu durum muhalefet edenlerin eline de müthiş bir koz verdi.
En çok sesi çıkan da, partisi iktidarda, kendisi muhalefette eski Maliye Bakanı Ersin Tatar’dan çıkıyor.
Bakın ne diyor; “Dövizdeki yükselişin tahribatı yaşanırken hükümetin hala sektörleri, çalışanları ve toplumun diğer kesimlerini birlikte kapsayacak gerçekçi ve ekonomik realitelere uygun bir önlemler dizisini karara bağlayamaması büyük bir hatadır”…
Ekonomik realitelere uygun önlemler…
Dahası da var; ekonomik sıkıntıların üstesinden gelebilmek için dünyayı bilmek, gelişmeleri doğru okumak, zamanında karar alıp, uygulamak gerekirmiş.
Yalan mı? Değil… Olması gereken, ideal olan…
Peki ama bugün bunları söyleyen Ersin Tatar’ın Maliye Bakanlığı döneminde de döviz yine böyle fahiş bir şekilde yükselmişti. O zaman kendisi ne yapmıştı?..
Balık hafızalı olmayı reddediyorsak, lütfen, o günleri hatırlayalım…
Pek çok örnek var ama ben sadece bir tanesini vereyim burada.
2011 yılının Temmuz’u… Sterlin 3’e dayanmış.
Sayın Tatar diyor ki, “Daha önce de olmuştu, gerilemişti, biraz fazla yükseldi, gerileyebilir”…
Abartılacak bir durum olmadığını da söyleyip insanların yarasına tuz basıyor, sanki de alay edercesine… Ve bakın daha neler söylüyor; “Tabii ki dövizdeki hareketlenme TL maaşı olan insanların alım gücünde azalmaya neden olur, döviz borcu olanları zora sokar ama TL borcu olanlar da kazanır. Netice itibarıyla bir ekonomist gözüyle bakarsak bu durum ülkenin ucuzlamasına da yol açar”…
Ve akıl da veriyor herkese “dövizle borçlanmayın” diye ve dövizin artmasının bazı sektörlerin önünü açacağından dem vuruyor…
Şimdi bu örneği niye veriyorum. Bu ülkede herkesin ağzından çıkanı, oturduğu koltuğun belirlediğini söylemek için. İktidardaysa başka konuşuyor, muhalefetteyse başka. Popülizmin dibi…
Şimdi olaya tersinden bakalım; bugünün iktidarı CTP’nin vekilleri o günlerde ne yapmaktaydılar?
Aynen Tatar’ın bugün yaptığı gibi hükümete veryansın etmekteydiler. İşte budur.
Bir kez daha yazacağım, bir tek Salih Coşar ve Ahmet Uzun dönemlerini ayrı tutarım. Dövizin, enflasyonun zararlarını en hafif atlattığımız dönemlerdi. Gerçekten de ne gerekiyorsa yapılmıştı.
Bugün “dünyayı bilmek gerek” diyen Ersin Tatar, Maliye Bakanı’yken, bilmiyor muydu? Ya da “zamanında önlem alınmalıdır” derken, kendisi herhangi bir önlem mi almıştı, yoksa “abartmayın” diyerek, denk bütçe çalışmalarına devam mı etmişti. Alınan herhangi bir önlemi hatırlayan var mı?
Cem Karaca’nın Demirel için söylediği bir şarkı vardı. “N’aber Netekim gene geldi şapka” diye… “Netekim” lakabıyla anılan Kenan Evren darbesiyle uzaklaştırılan Demirel’in bir şekilde siyasete dönüşünden bahsediyordu…
Maalesef geri kalmış, feodal düzenin devam ettiği ülkelerde bu işler böyledir. Ülkesine yıllar kaybettirenler, muhalif olduklarında melaike kesilirler de akıl da öğretirler. Bizim esas sorunumuz bu. Kaygan zeminde patinaj yapıp duruyoruz…
YERİN KULAĞI VAR
AÇIKLAMALAR YETMİYOR:
Cumhurbaşkanı Akıncı, Rumların Kuzey’de evleri gezmesi olayına “gerçekse” diye başlayan bir yorum yapıyor ve yanlış olduğunu söylüyor. Böylesine ciddi iddiaların gerçek olup olmadığını Cumhurbaşkanı’nın bizzat iddia sahiplerinden öğrenmesi gerekirdi diye düşünürüm. Ayrıca Rumların mallarını Türklere satma durumu daha da vahim. Bu konuda da Sayın Akıncı’nın bir açıklaması yok…
DEREYİ GÖRMEDEN:
CTP Milletvekili Asım Akansoy, Sputnik’e yaptığı açıklamada, adada halihazırda yeni bir devletin kuruluş aşamasında olduğunu söylemiş. Bu açıklamayı okuyunca kendi aklımdan şüphe etmeye başladım. Ne diyor Akansoy, yeni devlet kuruluş aşamasında” imiş. Bizim niye haberimiz yok? Mülkiyet, garantiler ve toprak konularını mı hallettik de, artık “yeni devleti” kurma aşamasına geldik. Yapmayın Sayın Akansoy, bu açıklamalarla, olası bir referandumda insanları “hayra” yönlendiriyorsunuz da farkında değilsiniz…
LİDERLER BİLGİ VERECEK:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın görüşmelerle ilgili Meclis’e bilgi vermesi gerektiğini yazmıştık dün bu sütunlardan. Akşam saatlerinde, Akıncı’nın 17 Eylül’de Meclis’e bilgi vereceği haberini okuduk. Yanılmıyorsam Anastasiadis de bir gün sonra, yani 18 Eylül’de kendi meclisinde milletvekillerini bilgilendirecek. Umarız Sayın Akıncı, söyledikleriyle kafa karışıklığını ortadan kaldırır. Bizim tarafı bilmem ama Anastasiadis’in Meclis’teki konuşması hemen ertesi gün basına sızacak.
TÜZÜK BUNUN İÇİN DEĞİŞMEDİ Mİ:
UBP’nin başkan adayları Genel Yönetim Kurulu’na “avukat” aracılığıyla bir mektup göndermişler. Anlaşılan, kurultay sonrası açılacak davaya kanıt sağlamak amaçlı bir hareket. Dedikleri kısaca, “Geçmişten gelen delegelerin üye yapılması yeterdi, başka üye aramaya gerek yoktu” şeklinde. Bu ne demek, Eroğlu devrinden kalan malum kurultay delegeleri aynı rollerini oynamaya devam etsinler demek. E, o zaman tüzük değişikliğinin ne anlamı kalacaktı ki? Özgürgün’ün yapmak istediği de zaten o malum delege sultasına son vermek değil miydi?..
ÇÖZÜM DEĞİL:
Sanayi Odası dövizde yaşanan kriz nedeniyle daralan piyasayı canlandırmak için hükümetin 13. maaşların yarısını veya tamamını ödemesini istemiş. Birincisi bu haktan sadece devlet memurları yararlanacak, ikincisi ise verilen bu maaşların piyasayı canlandırmasını beklemek ise tam bir hayal. Bir fazla maaşın sorunu çözmeyeceği aşikar. Millet para bulsa döviz borcunu ödeyecek, çarşıya yine bir şey düşmeyecek. Ve diğer önemli konu ise sigortalılar ve özel sektör çalışanları ne yapacak? Onlar, 13. maaş almadıkları için, cezalandırılmış olmayacaklar mı?..
HAYATIN PARÇASI OLDU:
Ülke öyle bir hale geldi ki, suçun her çeşidi günlük hayatımızın bir parçası haline geldi. Hırsızlık, adam yaralama, kundaklama ve adam kaçırma. Gazeteleri her gün bu tür haberler dolduruyor. Memleket adeta Teksas’a döndü. İnsanlar sokağa çıkmaktan korkar hale geldiler. İşin üzücü tarafı ise polis, bu konularda yeteri kadar etkili olamıyor. Ne yazık ki, devletin değil, kişilerin yasaları geçerli oldu ülkede…
ZİRVEDEKİLER
Göksel Saydam: “Özellikle kara para aklayanların KKTC’yi çok sevmesindeki ilk etken tanınmamış olması, ikinci etken gerekli önlem, denetim ve mücadele içim kaynak ayrılmamasıdır. Ayrıca Bilişim Yasası olmadığı için internet üzerinden işlenen suçların cezası da yok. Bu ülkede kara para aklama olayı bankacılık aracılığı ile yapılıyor…”
DİPTEKİLER
Oyunun Adı Popülizm: İnsanlar dövizden mi yandı, ya da mülkiyet konusu korkulara sebep mi oldu, popülist kıtalar göreve hazır. Vatandaş ne diyorsa, onların ağzında. Hoşa gidecek sözler birbiri arkasına geliyor. “Ya, zamanında sen ne yapmadıydın, ya da sen bakan olsan ne yapacaktın” soruları kimsenin aklına gelmez. Onlar da bunu bildiklerinden, sanki siyasete yeni girmişler, o koltuklara hiç oturmamışlar gibi konuşma cesaretini bulurlar. Biz de geçmişi unutur, muhalefette söylediklerine kanar, bir daha, bir daha seçeriz onları. Oyunun kuralı bu… Adı da popülizm…
































