Dövizin alıp başını gitmesi hepimizin derdi. Bir yılda yüzde elli fakirleştik, daha da ne olacağımız belli değil. Basın olarak biz sürekli yazıyoruz, sendikalar açıklamalar yapıyor, hukukçular görüş bildiriyor, ancak geçmiş hükümet bu konuda kılını kıpırdatmadığı gibi, bu hükümetin programında da vatandaşı hiç olmazsa uzun vadede rahatlatacak hiç bir öngörü yok…
Konuyla yakından ilgilenen bir dostum, bana Tüketiciler Yasası’nda yapılacak güncelleme ile dahi, birçok yönden rahatlama getirilebileceğini söyledi. Bana ilginç geldi ve bir araştırma yaptım, baktım gerçekten de yapılacak çok iş var.
KKTC’de, 2003’te Meclis’ten geçen bir Tüketiciler Yasası mevcut.
Ancak o yasaya tam 12 yıldır tek satır eklenmemiş. Yani güncellenmemiş. Hem gündelik yaşamımızda, hem de AB kuralları bakımından o günden bugüne çok büyük değişiklikler olmasına karşın, bizim yasa hem çağdışı kalmış, hem de kimsenin haberi yok.
Mağduriyete uğradığını düşünen vatandaşların büyük bir kısmı Mahkemelere gidiyor, dava açıyor. O davalar mahkemelerin yoğunluğundan yıllarca bekliyor. Hem vatandaş zamanında hakkını elde edemiyor, hem de bu gibi dosyalar mahkemeleri boşuna meşgul ediyor, tıkanıklığa yol açıyor.
Halbuki, Tüketiciler Yasası’nın içinde bir Mal ve Hizmetler Hakem Heyeti oluşumu var.
Bakanlık Temsilcisi bir üye başkanlığında, Tüketici Dernekleri Temsilcisi bir üye, Tüketici Konseyi Temsilcisi iki üye ve Barolar Birliği Temsilcisi üç üyeden oluşan Heyet, tüketiciden gelen şikayetleri değerlendiriyor…
En önemlisi, heyetin kararları, bağlayıcı mahkeme hükmü yerine geçiyor.
Heyet, anlaşılan 2008’de şikayet kabul etmeye başlamış. 2008-2014 arası toplam 287 şikayet almış, büyük bir kısmını karara bağlamış. Ya tarafları uzlaştırmış, ya da konuyu taraflardan biri lehine sonuçlandırmış.
Söz konusu 6 yıl için, yılda ortalama 47 başvuru. Oysa bu sayı, tüketicilerin şikayetlerinin çok küçük bir kısmı. Demek ki, kamuoyunun böyle bir birimin varlığından haberi yok… Gereken tanıtım, bilgilendirme, bilinçlendirme yapılmamış…
Esas konumuza gelirsek, yasanın geçtiği günden bugüne çok büyük değişimler olduğundan bahsettik. Örneğin, döviz kurlarındaki anormal artışlar altında ezilen insanların yaralarına bir ölçüde de olsa merhem olabilecek düzenlemeler bu yasanın içinde yok. Hani borçlandıkları müteahhit, banka, ya da başka şirketlerin vatandaşın bir o kadar daha ensesine binmesini önleyebilecek düzenlemeler…
Diğer yandan, Türkiye’de Tüketicinin Korunması Hakkında yürürlükte olan bir Kanun var. Son düzenlemesi, 2013’te yapılmış. Bu Kanun, özellikle tüketici veya konut kredilerindeki fahiş faizlere, bileşik faizlere, kur atışlarına, sözleşmelerde belirtilmemiş masraflar tahsil edilmesine karşı tüketiciyi koruyor. Ayrıca bizim ülkemizde en yaygın uygulamalardan biri olan ve genellikle de fahiş faizler üzerinden işleyen konut finansmanında tüketiciyi koruyan önlemler var.
Bunlardan biri örneğin, erken ödemede indirim… Bir başkası, ödemesi gelen taksitlerin hesaplanmasında faiz, komisyon ve benzeri masrafların dikkate alınmayacağı kuralı. Yine aynı şekilde, faiz oranının sabit olarak belirlenmesi halinde, sözleşmenin kurulduğu tarihte belirlenen oranın tarafların rızası dışında değiştirilemeyeceği ve vatandaşa bir hukuk devletinde yaşadığını hissettirecek, hayatını kolaylaştıracak, koruyacak daha nice düzenlemeler…
Şu anda farkında mısınız bilmem ama bizler de burada, sözleşmelerimizde olmayan nice masraflar ödemekteyiz. Taksitlerimizi ödemeye devam ederken, fahiş faiz artışlarına maruz kalmaktayız.
Bunun farkına varan vatandaş halihazırda şikayetini Merkez Bankası’na ya da mahkemelere yapıyor. Oysa o heyet orada. Yasa güncellense, bahsettiğim konuları da içine alsa, zaten uygulama da kendiliğinden adil bir hale gelecek. Gelmediği takdirde, devletin hakem heyeti vatandaşın hakkını koruyacak.
Kısacası, devletin “sizin bankayla, müteahhitle sorununuz, ben karışmam” demek yerine yapacağı çok şey var…
YERİN KULAĞI VAR
BİR KAŞIK SUDA FIRTINA KOPARANLAR:
Günlerdir bazı gazetelerde yer alan ve Rumlara verileceği iddia edilen köy isimleri konusu, hem Akıncı, hem Talat, hem de Soyer tarafından yalanlandı. Öyle anlaşılıyor ki, birileri kamuoyu oluşturarak, hem Cumhurbaşkanı Akıncı’ya, hem de UBP’ye “vurma” niyetindeler. Günlerdir, “vatan elden gidiyor, satıldık” gibi haberleri manşetlerine taşıyan bu gazetelerin, aslında bu tür haberlerle vatandaşları uyarma gibi bir niyetleri olmadığı, esas niyetlerinin toplumda bir kaos yaratmak ve süreci baltalamak olduğunu anlamak hiç de zor değil…
HAYIRDIR İNŞALLAH:
DP-UG Genel Sekreteri Hasan Taçoy katıldığı bir televizyon programında, “UBP hiçbir zaman ikinci parti değildir, KKTC’de kurulmuş olan en teşkilatlı partidir. Kıbrıs meselesinde UBP’nin sessiz kalmasını kabul edemem” deyivermiş. Görmeyen, sanki de UBP Genel Sekreteri konuşur sanacak. Taçoy’un UBP’ye olan sevdasını bilmeyen yok ama başka bir parti yetkilisi olarak, UBP’ye düzdüğü bu methiyelerin bir hikmeti vardır herhalde…
EKSİK OLAN SENDİKA DEĞİLDİ Kİ:
Özel sektörde çalışanlar için yeni bir sendika kurulmuş. Büyük idealleri var. Ellerinden geleni yapacaklarına da inancım sonsuz. Ancak bu noktada eksik olan sendika eksikliği değildi ki. Sonuçta işverenin çalışanı sendikadan uzak tutma, sendikaya girmemesi için baskı uygulama politikasının önüne hangi sendika geçebilir. Bunu yapacak olan devlet. Modern dünyada olduğu gibi, zorunlu sendikal faaliyet kuralı. Ancak anladığımız kadarı ile devletin bu yönde bir niyeti yok…
CEZAEVİ GERÇEĞİ:
Sevgili Hüseyin Ekmekçi’nin dünkü köşe yazısı, cezaevi için sözün bittiği yerde olduğumuzu gözler önüne serdi. Yıllardır kronikleşen ve bir türlü çözüm bulunamayan cezaevi sorunları, aslında biraz da “umursamazlığın” getirdiği sonuçlar oldu. Bunları düzeltmek o kadar mı zor? Hayır ama ciddi tedbirler ve daha çağdaş bir cezaevi öncelikli hedef olmalı. Bunu yapacak olan da hükümetlerdir…
DERENİN ALTINDAN ÇOK SU AKTI:
Sonay Adem; Maliye Bakanlığı’na atanan Hasan Başoğlu için, “Ben Maliye Bakanı’nı tanımıyorum, 19 yıl CTP’de milletvekilliği yaptım ama arkadaşlar tanıyordu demek ki görev verdi” demiş. Sayın Adem, son 2-3 yıldır sizin yokluğunuzda CTP’de çok şeyler değişti, CTP o sizin bildiğiniz CTP değil artık. Derenin altından çok sular akmış ama sizin haberiniz yok herhalde…
KİM ÖDEYECEK:
İçişleri ve Çalışma Bakanlığı hava sıcaklıklarının aşırı yükselmesi nedeniyle dışarıda çalışan işçilerin sağlığının korunması için, 5 Ağustos- 8 Ağustos tarihleri ve 12.00 -16.00 saatleri arasında dışarıda çalışma yapılmasını yasaklamış. İyi de etmiş ama bu saatlerde çalışmayanların ücretleri ne olacak? Devlet işçisinde sorun yok da, özelde çalışanlar için nasıl bir formül düşünülüyor? Örneğin inşaatta çalışan işçinin çalışmadığı saatleri işveren ödeyecek mi?..
ZİRVEDEKİLER
Mehmet Ali Talat: “Mevcut hükümetin başarısız olacağı iddiasını kimse öne süremez… Artık popülizmi bir tarafa bırakarak ülkenin kangrenleşmiş sorunlarına çözüm bulunması lazım. Bunu yapmazsak torunlarımıza çok kötü miras bırakacağız, AB içine girmiş Kıbrıs’ta ezileceğiz ve Yunanistan’ın durumuna düşeceğiz…”
DİPTEKİLER
Sağlam Giden Hasta Çıkar: Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde kanser hastalarının olduğu bölüm. Kemoterapi almaya gelen bir hastanın dosyası bir türlü bulunamıyor. O hasta, tam 5 kez, bir aşağı bir yukarı koşturuluyor. Yüzlerce merdiven inip çıkıyor. Sırası geliyor, doktora dosyasının bulunamadığını söylüyor. Doktor bir eleman gönderip, “bizde değil” diyenlerden birinin bankosunun üstünde dosyayı buluyor. Bundan daha büyük bir eziyet, bundan daha kabul edilmez bir lakayıtlık olabilir mi. Bu ciddiyetsizliğin hesabını kim verecek.
































