Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güzel bir başlangıç…

Hükümet programı, Anayasa’nın 1. Maddesi’nde yer alan “demokrasi, sosyal devlet, hukukun üstünlüğü ve laiklik ilkeleri”ne atıf yaparak başlıyor.

Zaten, bu bir kaç kelimelik madde gereği gibi korunamadığı ve uygulanamadığı için ülkemiz bugüne kadar doğru dürüst bir sisteme kavuşamadı. Bu ilginç bir vurgulama…
Diğer çarpıcı nokta da, hükümetin kendisini, icraatlar için 3 ile 18 aylık bir süreyle bağlaması. Anlaşılan, Meclis’in tatilde olduğu sürede, yasa hazırlıkları tüm hızıyla devam edecek…
Bir başka vurgu, Türkiye’nin yardımlarının “proje bazlı” olacağı ve denetimin genişletileceği yönünde… Hani hep “proje yapmayı bilmeyiz, sonra da şikayet ederiz” deriz ya, sanırım bunu kastetmişler.
Kıbrıs konusunda, birbirine zıt görünen ortakların, eşit statüde iki kurucu devletten oluşacak olan Birleşik Kıbrıs’ın tek uluslararası hukuk kişiliğine ve “Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerden eşit olarak neşet edecek” tek egemenliğe sahip olacağı şeklinde bir formülde uzlaşmış olmaları da dikkat çeken bir durum. Demek ki, istenirse uzlaşılabiliyormuş…
Programı ilerleyen günlerde daha detaylı olarak tartışacağız. Ancak ilk bakışta, detaylı, anlaşılabilir, net ifadeler içerdiği söylenebilir. Öyle yuvarlama, parmağının arkasına saklanma gibi bir durum görünmüyor. Ayrıca, epeyce emek verildiği, bundan öncekilerin birçoğunda görülen, eskilerden kopyala- yapıştır bir yazım olmadığı anlaşılıyor.
Bu ilk adım. Hiç bir vatandaşın böyle bir programa itirazı olamaz diye düşünürüm. Şimdi marifet, uyumlu bir şekilde bu söylenenleri hayata geçirmekte.
Vaatlerin tümü orada yazılı… Bizler de hep birlikte takibini yapacağız.
Yıllar içinde kopya hükümetlerle siyasete olan güveni ve umudu o kadar kaybettik ki, bu kez geri kazanmayı diliyoruz…

Hesap sor(mayın)…

Hesap sormaktan, hesap vermekten bahseder dururuz. Hiç kimse, kimseden hesap sormaz da, her seçim dönemi bildirgelerde yine “hesap sormak” başlığı gayet gösterişli bir şekilde yer alır. CTP-UBP hükümetiyle ilgili olarak, özellikle de sosyal medyada yapılan eleştiriler, “hesap sorulacak parti ile ortaklık kurulması” üzerinden yapılıyor. Peki ama geçen yıllar içerisinde hesap sormamız gereken tek parti UBP mi sizce?..
“20 yılın hesabını soracağız” diye gelenleri de gördük; koltuklara oturduktan çok kısa bir süre sonra, hesap sormayı, “dursun, kalsın”a havale edenleri de…
Gerçek anlamda hesap sorma faslı bir başlasa, elleri temiz olanların sayısı devede kulak kalacak…
Kimsenin kimseden, özellikle de yıllardır bu insanları seçen biz vatandaşların hesap sormaya ne niyetimiz, ne de hakkımız var… Sürekli suçlananları yeniden seçtiğimize göre…
Bu popülist lafları bir kenara bırakalım. Nasıl olmasa meşhur laftır, “camiyi çalan, kılıfını hazırlar” diye. Onun için hesap sormaya kalkan olsa da, bir sonuç alınamayacağı belli… Ama ille de hesap sorulmasını istiyorsanız, bunun hesabını önce kendinize sormalısınız…
Düşünün bir kere, siyasetçinin biri haksız, adaletsiz bir şekilde işe alımların hesabını soracağım dese, emin olun çoğunluk endişelenecek, hatta panik yapacak. Çünkü sırada daha arka kapıdan iş bekleyen yakınları vardır. Bu durumda hesap sormanın lafı mı olur? Bu örneği kredi bekleyenler, arsa bekleyenler, ihale bekleyenler için de genişletmek mümkün…
Onun için kimse çıkıp da, “bunların kimyası uyuşmaz, CTP-UBP koalisyonu doğaya aykırı veya hesap sorulsun” gibi beylik laflarla ortaya çıkmasın.
Zor olan eleştirirken çözümünü de ortaya koymaktır. Hep, “yöneten onlar, çözümü de onlar bulsun” modunda olduk. Halbuki gerçek, eleştirdiğimiz konunun çözümünü bilmememizde yatıyor.
Şimdi yapılacak olan, bundan sonrasını kurtarmak olmalıdır. Temiz bir toplum, temiz siyaset ve toplumuyla barışık bir yönetim. Bunu başarabilirsek ne mutlu bize…
Ben dahil birçok meslektaşım hep yazdık, hesap sorulsun diye. Ama bugün benim için önemli olan, yarını kurtarmak. Bu hükümetten de beklentim, hak ve adaleti yeniden sağlaması, geçmişte yaşananların tekrar edilmesine izin vermeyecek bir düzeni kurmasıdır…
Bugün eleştiri malzemesi olarak “hesap”tan bahsedenlerin de, yaşananların tümünde sorumluluğu var. Bu da unutulmasın…

YERİN KULAĞI VAR

HÜKÜMETİN ÖMRÜ:
Hükümet programı Meclis’te okundu, şimdi sırada güven oylaması var. 39 sayısına sahip koalisyon hükümetinin, küskünlere rağmen sorun yaşayacağını sanmıyorum. Ancak, daha ilk günden hükümete ömür biçenler, erken seçim konuşmalarına başladı bile. Hükümetin 2016 yılını zor göreceği iddiaları var. Kısacası hükümet ince bir çizgide işe başlıyor. İddiaları boşa çıkartmak da, başarıları olacak…

SORUN O KOLTUKTA:
Bu ülkede eylemlerin en çok muhatabı hep eğitim bakanları oldu. Öğretmen eksiklikleri, okulların durumu ve eğitimde yaşanan her sorunda tek adres, bakanlığın kapısı oldu. Yeni CTP-UBP hükümetinde bu koltuğa geçmişte de Eğitim Bakanlığı yapan Kemal Dürüst atandı ya, daha oturduğu koltuğu ısıtmadan, eylemcileri kapısında buldu… Geçmişte yaptıklarının hesabını sordular. Sorun atananda değil de, koltukta sanki…

KIZACAĞINA DUA ETSİN:
TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüst’ün bakanlığı döneminde öğretmenlik görevinden emekli olduğunu söyleyerek, “Kemal Dürüst, geçmişte bu ülkeye ne verdi ki yeniden Eğitim Bakanlığı’na layık görülüyor” değerlendirmesinde bulundu. Bence kızacağına Dürüst’e dua etsin. Bugün o koltukta oturmasına bir yerde Kemal Dürüst neden olmuş.

ZAMANI GELDİ:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın seçimler öncesi “el atma” sözü verdiği Kamu Hizmeti Komisyonu ve YÖDAK konusunda adım atmak için, yeni hükümetin kurulmasını beklediğini biliyoruz. Yeni hükümetin güven oylamasına sayılı günler kaldı. Sayın Akıncı bu iki kurumla ilgili düşüncelerini ve atacağı adımları artık yavaş yavaş açıklamalı ve hayata geçirmelidir…

ÜLKENİN MANZARASI DEHŞET:
Bir yabancı gazetelerimizi eline alıp, birine de tercüme ettirse, eminim şoklarını yaşar. Son bir kaç haftada meydana gelen olaylara bakan biri “Bu ülkede ölmek ne kadar kolay” diyebilir. Trafik kazası, elektrik çarpması, denizde boğulma, intiharlar… Ya adım başı hırsızlıklar, kundaklamalar, vakayı adiyeden. Basının görevi kamuoyunu bilgilendirmek olsa da, sanırım bir otokontrole ihtiyacımız var. Zira manzara dehşet olmaya başladı…

SAVAŞ DEĞİL TRAFİK:
1974’ten bugüne tam 41 yıl geçti. O savaşta bin civarında şehit verdik. Ancak sadece trafik kazlarına, hem de 23 yılda tamı tamına 1174 kişiyi kurban verdik. Peki düşman kim, sebep ne, mücadele yöntemi ne olmalı… Bugüne kadar çok da ciddiyetle ele alındığına inanmıyorum.

ZİRVEDEKİLER
Dr. Bülent Dizdarlı: “Toplumun siyasete ilgisi kalmadı. Kimin bakan kimin başkan olacağını kimse umursamıyor düşüncesi tamamen safsatadır. Herkes istim üstüne yatmış bu konuları konuşmakta çıkarını kollamaktadır. Bu ülkede bakanlık yapmak çok zor bir iştir. Zaten vatandaş bakana iş yapacak zaman bırakmamaktadır. Bu şartlar altında görev yapacak bakanlara kolay gelsin…”

DİPTEKİLER
Kime Battı: 13 Ekim 2014’te Lefkoşa Yiğitler Burcu park yerine yerleştirilen, araştırmacı yazar, gazeteci, şair ve öğretmen Bener Hakkı Hakeri’nin, daha önce de saldırıya uğrayan büstü, kimliği tespit edilemeyen kişi veya kişiler tarafından tamamen parçalandı. Tıpkı IŞİD’in yaptığı gibi, belli ki birilerinin bir yerlerine batmış, rahatsızlık duymuşlar…