Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hiç denenmemişi denemek…

 

Sizler bu satırları okurken büyük bir ihtimalle CTP’nin koalisyondaki yeni ortağının kim olduğu belli olacak… Eğer bir son dakika sürprizi veya geçen defaki gibi bir, “Alo Ben Beşir” krizi yaşanmazsa hükümet CTP ile UBP arasında kurulacak…
Olası bir CTP-UBP koalisyonuyla ilgili iddiaların ortaya atıldığı günden beridir, bu ikilinin kuracağı ortaklıkla ilgili olumlu düşünenler kadar, olumsuz düşünenlerin de olduğunu biliyorum. Özellikle de CTP tabanında, yıllardır UBP’ye karşı bir olumsuz tavır olduğunu bilmeyen yok. Hani bunda da haksız olduklarını söyleyemem. Ancak ne CTP eski CTP’dir, ne de UBP o bildik UBP’dir. İki parti artık aralarındaki duvarları yıkmak, sağın ve solun iki büyük partisi olarak, toplumun geleceğini dizayn etmek için birlikte hareket etmeyi öğrenmelidirler…
Ben başından beridir, ülkenin ve toplumun önünü açacağına inandığım bu iki partinin yönetimde ortak olmalarını savundum. Bugüne kadar denenmemiş bir formülün belki de toplumun yararına olacağına inanıyorum. Yıllardır farklı partilerin koalisyon ortaklığını yaşadık ve gördük. Ancak, CTP-UBP ortaklığına ilk kez şahit olacağız. Bu nedenle kimse, önyargılı davranıp da, bu iki partinin neden asla bir araya gelemeyeceği üzerine senaryo üretmesin…
Bir defa, iki partinin oy oranları dikkate alındığında, toplumun büyük bir kesimini temsil etmekte. Bu nedenle, bu ikilinin çıkaracağı yasaların, toplumda çok daha rahat kabul ve destek göreceğini söyleyebiliriz…
Bir diğer konu ise son zamanlarda hareketlenen müzakere masasından çıkabilecek bir metin, hatta anlaşma taslağının, CTP-UBP hükümetinin onay vermesi durumunda, ciddi bir destek bulacağıdır…
Ve bence bu ortaklıkta en önemli noktalardan bir tanesi de, Eroğlu’suz bir UBP’nin bu yeni fırsatı nasıl değerlendireceği konusudur. UBP, belki de tarihinde ilk kez, üzerlerinde Onursal Başkanları Eroğlu’nun vesayeti ve baskısı olmadan hükümete gelecek, değiştiğini kanıtlamak için büyük bir fırsat yakalamış olacaktır. Gerek iç, gerekse dış konularda, son dönemde ortaya attığı farklı söylemlerinde, ne kadar ciddi ve inandırıcı olduğunu gösterebilecektir… Bu da siyasete olan güvensizliği ortadan kaldırma konusunda ciddi bir adım olabilir…
CTP içinse, değişen yönetim kadrolarının, alınan kararlara sadece ideolojik değil de toplumsal bir pencereden bakabildiklerini, toplumsal çıkarların öne çıktığı durumlarda zıt fikirlerin bile, ortak müşterekte birleşebileceğini göstermeleri açısından önemlidir. Sırf parti tabanı istemedi diye, bazı fırsatların heba edilmesinin, topluma yıllardır neler kaybettirdiğini bizzat yaşayarak gördük. Bu önyargılardan kurutulmak ve toplumun geleceği adına asgari müştereklerde birleşip, icraat yapma zamanı geldi artık. Dünyaya şöyle bir bakın, en sağdaki bir parti ile, en soldaki bir partinin ortak hükümet kurduklarının nice örneğini çok göreceksiniz. İşte şu anda Avrupa’nın en iyi idare edilen ülkesi Almanya. İktidarda, Sosyal Demokratlarla, Hristiyan Demokrat düşman kardeşlerin koalisyonu var. Değişen dünya ile birlikte, siyaset de değişmiştir…
Yıllarca UBP-DP, UBP-TKP, CTP-DP, CTP- ÖRP ve son olarak da CTP-DP koalisyon hükümetlerini gördük… Talat ve ekibiyle, Özgürgün ve ekibinin, bugüne kadar hiç denenmemiş ve her ikisinin de “tabu” saydığı bir ortaklık için istekli olduklarını biliyoruz. Bu ortaklık olur veya olmaz ben bilemem ama yukarıda da söyledim, birtakım önyargı ve tabuları yıkmak adına bu ikilinin bir araya gelmesini ben şahsen istiyorum.
Sağın ve solun iki büyük partisinin iktidar ortaklığı, birbirlerini denetleyecekleri için önemlidir. Bu denetimle, daha doğrusu otokontrolle, artık geçmişte olduğu gibi sadece koltuk doldurmakla bakanlık yapılmayacak, icraat öncelikli olacaktır…
Bunca yıllık başarısızlıklardan sonra, denenmemişi denemek gerekmez mi zaten…

 

YERİN KULAĞI VAR

BİR DEFA DA OLSUN ARTIK:
Hani yine yeni bir hükümet kuruluyor ya, hani yine reformlardan bahsediliyor ya, bir önceki hükümetin kuruluş aşamasına döndüm. Günlük gazetelerden birinde bir manşet; “Ya muhalefet, ya reform”… Bunu söyleyenler, o günün hükümetini kuracak olan CTP’nin ilçe başkanları… Aradan geçti 2 yıl. Ne olmuş reformlara? Güme gitmiş… Ne olur artık birileri de çıksın ve verilen sözlerin yerine getirilebileceğini göstersin bize… Yoksa tümden ümidimizi yitirme noktasına geldik…

ALTINA İMZAMI ATARIM:
Yeni kurulacak hükümetin yol haritasında öne çıkan 10 hedefin altına imza atmayacak birini bulmak oldukça zor. Ancak hep diyoruz, toplumun bu tür yaldızlı laflara ve vaatlere karnı tok. Önemli olan ortaya konan bu hedeflerin hayata geçirilmesi. Bunun dışında yapılacak her şey boş, yıllardır hep bu boş vaatlerle aldatıldık, artık birlerini çıkıp bunları hayata geçirmesi şart…

KEŞKE İMZALASAYDINIZ:
Siyasette sıcak bir ortamın yaşandığı bu günlerde, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, Siyasal Partiler Yasası’nı imzalamayıp Meclis’e geri göndermesi pek hoş olmadı. Hükümet kurma görüşmelerinin yapıldığı, vekillerin parti değiştirebilme olasılığının oldukça yüksek olduğu bir dönemde, Akıncı’nın yasayı imzalamaması, olası bazı transferlere de kapı aralamış oldu. Hele bunun gerekçesinin, seçimlerde kendisine destek veren bir partinin alacağı parasal katkı ile ilgili olduğu iddiaları ise tuzu biberi oldu…

OLAY POLİSİN KONUSU:
Rusları dolandıran sözde emlakçı Rus olayının detaylarını okuduktan sonra gördüm ki, bu olay İngilizlerin başına gelen ipotek olaylarından farklı. Buradaki tamamen bir dolandırıcılık olayı… Ve madem ki bu kadar şikayet var, bunun takibini yapacak olan da polis. Adamın Girne’de en merkezi yerde ofisi var, tabelası var, telefonu var. Bunca zaman, sayı 1600’ü bulana kadar neden peşine düşülmemiş, aslında yanıtlanması gereken bu…

ÖYLE KOLAY Kİ:
Emlak konusunda dolandırıcılık bize özgü bir şey değil. Tüm dünyada, kriminal bir takım insanlar, insanları bu yolla kandırıyor. Ancak o ülkelerin yönetimleri de, kontrollerini sıklaştırıyor ve yasal düzenlemelerini yeniliyor. Mesela İngiltere, 2010’da, sahte evraklarla, başkasına ait mülkü satışa çıkaran dolandırıcıların sayısının artması üzerine, yeni bir yasaya çıkarttı ve gayrimenkul alım- satımlarda, “mülk sahibi tespit sertifikası” istemeye başladı. Aynı uygulama bizde de yapılabilir ve denetim yetkisi, Emlakçılar Birliği Yasası çıkarılarak, meslek örgütüne bırakılabilir. Eğer biraz daha kulaklarımızın üstüne yatarsak, mal satacak yabancı müşteri bulamayacağız…

DEREYİ GÖRMEDEN:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, olası çözüm sonrası Kıbrıs ekonomisiyle ilgili vizyonunu paylaşmış. Ortada fol yok yumurta yok ama iki lider de, kurulacak federal bir Kıbrıs’ın, bütün vatandaşlarına refah yaratabilmesinden dem vurdular. Sanki mülkiyeti, yönetim şeklini veya garantörlük konusunu hallettiler de, sıra Kıbrıs halkının refahını düşünmeye geldi. Buna dense dense, “dereyi görmeden, paçaları sıvamak” denir…

 

ZİRVEDEKİLER
Nezire Gürkan: Gazeteci Gürkan, Mal Tazmin Komisyonu’ndaki tıkanıklıkla ilgili yazısında, ilginç bir yorum yapıyor: “AK Parti iktidarının Kıbrıs’ı ‘milli dava’ ekseninden çıkaran, duygusal söylemlerden uzaklaşan yaklaşımı ve genel stratejisi ile söylemleri dikkate alındığında, hele son yıllardaki ‘mesafeli duruş’ da hesaba katıldığında, ‘başınızın çaresine bakın’ olmasa da ‘kullananlar ödesin’ demesi hiç de uzak bir ihtimal gibi durmuyor…”

DİPTEKİLER
Devlet Kurumları İşte Böyle Batar: Mahkeme, LTB’nin açtığı davada “Kıb-Tek sokak lambalarına karışmayacak” dedi. Bildiğiniz gibi, Kıb-Tek 1,6 milyon Euro’luk bir ihale açarak, sokak lambalarını LED’e çevirmeye karar vermişti. Şimdi mahkeme bu kararı verdiğine göre, o lambalar ne olacak? Alın size plansız, programsız bir iş. Bakın görün, vergileriniz nasıl gelişigüzel harcanıyor… Ondan sonra da battık, bittik. E, böyle yönetimlerle batılmaz da ne olur?..