Türkiye’yi hepimiz dikkatle izliyoruz. Pazar günü yapılan seçimler sonrası ortaya çıkan tablo ve koalisyon veya erken bir seçimi işaret ediyor. AKP 2002’de ele geçirdiği iktidar gücünü artık kaybetti. Nedenleri bizim ilgi alanımız değil belki ama, uzun yıllar tek başına iktidar olmanın getirdiği, kendini yenilmez olarak görmeye başlama ve bundan dolayı sertleşme, demokrasiyi rafa kaldırma girişimleri halkatan yanıtını aldı. Meclis yeniden şekillendi. İktidar kim olursa olsun, artık karşısında güçlü bir muhalefet bulacaktır…
Bu son seçimlerde özellikle gençler öne çıktılar… Özgürlük, herkesin görüş ve inancına saygı, dayatmaya “hayır”, dünyayla bütünleşme, ama başkalarının kölesi olmama gibi bir inanışla önemli bir değişime imza attılar. Özellikle de verdikleri oylara sahip çıkma, tercih ve iradelerini birilerinin değiştirmemesi adına, sandıkların başından ayrılmadılar. AKP’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi ve de HDP’lisi, iradelerinin sandıkta korunması için büyük çaba harcadılar…
Ve sonunda başardılar…
Son birkaç yıldır bizde de, yeterli olmasa da değişim ve dönüşüm adına önemli sinyaller veriliyor. Oradaki gençler gibi, gibi bizim genç nesillerimiz de, aynı evrim sürecinden geçmekte.
Oradakilerle aynı, hatta daha iyi eğitim olanaklarına sahipler. Teknolojiyi aynı ölçüde kullanıyorlar. Ancak Türkiyeli gençlerden bir eksiğimiz var, o da bilinçlenme ve örgütlülük…
Bugünün Kıbrıs Türk gençliği, kendi dünyalarının dışındaki gelişmelere çok fazla duyarlı değiller. “Nemelazımcılık” bizim gençlerin en büyük sorunu. Siyasete ilgileri bizim gençlik dönemlerimizden de geride. Tabii ki, belli gruplar ve örgütlenmeler az da olsa mevcut. Ancak onların da bazı radikal çıkışları, etraflarındaki kitleleri büyütmelerine engel oluyor. Sahnede olan örgütlenmelere bakın, hepsi 40’lı yaşların üstünde. En örgütlü olanları, kırk yıldır değişmeyen sendikalar. Oysa onlar da kurulu düzenin bir parçası haline gelmişler…
Burada, Kıbrıs’ın kuzeyinde, tam da bu dönemde büyük bir değişime ihtiyaç var. Ekonomi kötüye gidiyor, siyaset tıkanmış, çürümüşlük tüm yaşamımızı olumsuz etkiliyor. Gençler, ne iş hayatlarında, ne de sosyal ve ekonomik yaşamın içinde, aldıkları eğitimin karşılığını bulabiliyorlar. Dünyada gördükleri çevre düzeni, sağlık sistemi, fırsat eşitliği ve yaşam kalitesinden çok uzaklar. En azından bunların mukayesesini yapmalılar…
Genel irade, 2015 yılında hala 1970’lerdeki gibi belli odakların arzusuna göre şekilleniyor. Eski tip “yurttaşlık” ya da “seçmenlik” anlayışının “Gör beni, göreyim seni” mantığı hala yürürlükte. Ülke her seçimde ileri gideceğine, bir 5 yıl daha geriye gidiyor. Her gelen iktidar, kendi çevresinin ihtiyaçlarını karşılamakla işe başlıyor. Böyle olunca da, azınlığın keyfi iradesi devam edip gidiyor.
Ama bunu talep eden kim? Biz, kendimiziz…
Dediğim gibi bizim, “Yeni yurttaş” bilincine ihtiyacımız var. Bunu da bizim kuşaklarla yapamayacağız. Çünkü hepimiz şöyle veya böyle kurulu düzene bir yanından bulaştık. Bu işi yapacak olan gençlerdir. Her türlü iletişim imkanını ve teknolojiyi kullanarak elini devlet malına sürenin karşısına dikilecek, partizanlığa dur diyecek, o parti senin, bu parti benim diye gezenin ipliğini pazara çıkaracaklar…
Aynı şekilde, siyasetten “çıkar” beklentisi olanları, siyaseti bir hizmet değil de meslek edinenleri bir bir deşifre edip, siyasetten silecekler. Sonuçta, bu genel eğilim, tüm siyasi partileri sistemin yenilenmesi, kokuşmuş al-ver düzeninin yıkılması noktasına gelmeye zorlayabilir…
UBP yaptığı tüzük değişikliği ile tam olmasa da, vesayet dönemine son verme adına ileri bir adım attı. Şimdi sıra CTP’de… Hafta sonu yapacağı kurultay ile yapısal bir değişime hazırlanıyor. Bu iki köklü parti bu değişime ne kadar ayak uyduracak bilemeyiz ama, bu çarpık ve kokuşmuş düzeni değiştirecek olan gençlerdir. Bu ülkenin geleceği olarak artık bir ucundan tutmaya başlamalarının vakti geldi de geçiyor bile…
YERİN KULAĞI VAR DEĞİŞİKLİK SADECE KABİNEDE OLMAYACAK:
UBP, tüzük kurultayından alnının akıyla çıktıktan sonra, gözler şimdi hafta sonu yapılacak CTP Kurultayı’na çevrildi. Bu kurultay, en az CTP’liler kadar, UBP ve DP’lileri de yakından ilgilendiriyor. Çünkü hükümetin kaderi yeni başkan Talat’ın iki dudağı arasında olacak. İddialar, yeni dönemde koalisyon hükümetinde sadece kabinede isim değişikliği değil, ortak değişimine de gidileceği yönünde…
HANGİSİ:
Başbakan Yorgagancıoğlu, toplumda tepkilere neden olan Kooperatif Merkez bankası münhallerinin iptal edildiğini açıklamış ve herkesin takdirini toplamıştı. Ama kazı ayağı hiç de öyle değilmiş. Hafta sonu yerel bir gazetemizde iptal edildiği münhallerin , hem de düzeltilerek yeniden açıldığı ilanını okuduk. Biz bunu dünkü yazımızda dile getirdik. İlgili herkesten bir yanıt bekledik. O yanıt hala gelmedi. Bunun anlamı, ya Kooperatif yönetimi Başbakanı takmıyorlar, ya da Başbakan vatandaşla dalga geçiyor…
YA SONRA:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar, hak gaspına uğrayan çalışanların kolaylıkla başvurabileceği bir karar mekanizması oluşturulacağını ve çalışanın hakkının korunacağını söyledi. Buraya kadar herşey güzel de, bu yola başvuran işçinin patronu tarafından ertesi gün kapıya konulmasını nasıl önleyeceksiniz acaba..?
YENİLİK LAZIM:
Bizim ülkede, hükümete tepkisi olan veya istekleri yerine gelmeyenlerin yaptığı iki şey var. Ya çadır kurarlar, ya da Meclis’in önüne gidip slogan atarlar. Ancak bu eylemler öylesine kanıksandı ki, artık kimsenin umurunda değil. Bence bu arkadaşlar yeni birşeyler geliştirmeli, yoksa bu usullerle bir yere varmaları imkansız…
KOALİSYON KORKUSU:
Türkiye seçimleriyle halk, koalisyon formülünü masaya koydu. Daha sonuçlar açıklanır açıklanmaz, erken seçim yorumları yapıldı. Yani yeni bir istikrarsızlık… İşaretlerini de dün borsa ve döviz verdi zaten. Bizde de durum farklı değil. CTP-DP hükümetinin yürümediğini, memlekete zarar verdiğini söyleyen UBP’de, CTP ile koalisyon yerine, erken seçim fetvaları veriliyor. Gerekçeye bakıyorsunuz; “Partimiz açısından” diye başlıyorlar. O saat anlıyorsunuz ki, siyasette olmalarının nedeni, kendileri ve partileridir. Halkın ne dediğinin, ülkenin çıkarlarının ne olduğunun hiç bir önemi yok…
SEÇİM DEĞİL,GEÇİM DERDİ:
Türkiyede’ki seçimlerde kimin kazanıp kimin kaybettiğinden çok, bu sonuçlardan sonra dövizin durumu ne olacağı birçoğumuz için çok daha önemli sanırım. Seçim sonuçlarına üzülenler olduğu kadar, sevinenler de oldu ama, dövizin yükselmesi herkesi üzer. Ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil, ancak uluslararası piyasa uzmanları bunun geçici olduğunu söylüyorlar. Yeter ki, kaprisler bir yana bırakılsın ve hükümet kurulsun…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “Birtakım çıkarlar ve anın kurtarılması için yapılacak istihdamlar size bela olarak bin misli geri döner. İstihdam yaparak siyasi konum elde etmek ya da konumunuzu güçlendirmek konusunda hiçbir işe yaramadığı bu memleketin siyasi yaşamında çoktan belirlenmiş bir konudur. Ve en başta biz olmak üzere siyasi partilerin uzak durması gerektiği kanısındayım…”
DİPTEKİLER
Şener Elcil: Elcil, “Kıbrıs Türk toplumunu yıllarca dünyadan soyutlayıp, ‘mandıra düzeninde’ yaşatan anlayışa hizmet eden Sn. Denktaş’ın aklına her nedense devletin itibarı gelmiş. Sn. Serdar Denktaş bu düzeni biz kurmadık. Bu düzeni siz ve sizin gibiler kurdu. Eskiden ganimet, fuhuş, kara para konularının karşısına vatan, bayrak milletle çıkıyordunuz, şimdi de ‘devlet itibarı’ ile çıkmak moda oldu” diyor. Bu devletin her türlü nimetinden faydalanıp, sonra da tüm kurumlarına hakaret eden Sayın Elcil’e birlerinin “dur” deme zamanı gelmiştir…
































