Pazartesi günü bu sayfada yer alan, “Eşcinsel evliliklere hazır mıyız?” başlıklı yazıma CTP Milletvekili Doğuş Derya’dan açıklama geldi. Bugün Sayın Derya’nın gönderdiği yazıyı, yorum hakkımızı daha sonraya saklayarak, aynen paylaşıyorum…
Sayın Mehmet Moreket,
25 Mayıs 2015 tarihinde Havadis Gazetesi’nde yayımlanan “Eşcinsel evliliklere hazır mıyız?” başlıklı yazınızı ilgi ve itinayla okudum. Bu yazınızda uzun süredir birçok avukat ve sivil toplum örgütü temsilcisi ile birlikte hazırladığımız ve Cumhuriyet Meclisi’ne sunduğum Aile Yasası Değişiklik Önerisi ile ilgili sorduğunuz sorulara kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi sorumluluğu ile cevap yazma ihtiyacı hissettim. İlgili yazınızda Değişiklik Önerisi’nin eşcinsel evliliklere izin vermek maksadıyla yazılıp yazılmadığını sormuşsunuz. Bu sorunun cevabı kesinlikle Hayır olarak verilebilir. Sizin de yazınızda belirttiğiniz üzere KKTC Anayasası’nın 35’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında evliliğin heteroseksüel çiftler arasında gerçekleşen bir olgu olduğu açıkça belirtilmiştir. Değişiklik Önerisi’nin hazırlanma maksatları içinde eşcinsel evliliğe izin vermek gayesinin güdülmediği, Öneri’de ifade edilen madde gerekçelerinden de kolayca takip edilebilir. Son dönemlerde bazı gazetecilerin ve köşe yazarlarının Öneri aleyhine yürüttüğü yanıltma haber kampanyası sonucunda toplumsal algımız kötü niyetle şekillendirilmeye çalışılmaktadır.
Hazırladığımız Değişiklik Önerisi toplam 26 maddeden oluşmaktadır. Bu maddelerin bir bölümü Çocuk Hakları ile ilgilidir. 1996 yılında Meclisimizce kabul eden BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen prensipler ışığında hazırlanan bu önerilerde, örneğin, Esas Yasa’nın “Evlenme Yetersizliği”ni düzenleyen 6’ıncı maddesinin (1)’inci ve (2)’inci fıkraları yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile (1)’inci fıkrada bulunan “kadın” ve “erkek” kelimeleri yerine ayrımcılık içermeyen bir sözcük olan “kişi” kelimesi koyulmuş ve 16 yaşını bitirmiş kadınlar için aranan vasi onayı, çocuk haklarını korumak amacıyla ve erkek çocukların da maruz kalabileceği eşitsizlik ve istismar durumlarını önlemek maksadıyla, tüm kişiler için aranmıştır. Yine aynı fıkrada yapılan bir başka düzenleme de Mahkeme’nin Sosyal Hizmetler Dairesi’nden görüş alması şartının getirilmesidir. Bugün hem BM belgelerinde hem de AB ülkelerinde yasa yazımı konusunda gender-neutral bir dil kullanılması tavsiye edilmekte ve birçok AB ülkesi de kendi mevzuatlarını bu doğrultuda düzenlemektedir. Yasa’da kullandığımız “Kişi/ Taraf/Eşler” gibi kelimeler eşcinsel evliliğine izin vermek için değil, mevzuatımızı çağdaş ülkeler düzeyine getirmek içindir. Şahsen eşcinsel evliliğine karşı bir kişi değilim ancak Değişiklik Önerisi’nin maksatları içerisinde böyle bir amaç güdülmemiştir. Eğer böyle bir amacımız söz konusu olsaydı, bunu hiç çekinmeden ve gayet açık bir şekilde çıkıp savunacağımı da sanırım bütün toplum tahmin edebilir.
Çocuk hakları ile ilgili diğer düzenlemeler velayet durumu ve nafaka ödemeleri konusunda çocukların huzuru ve esenliğini geliştiren düzenlemelerdir. Örneğin, Esas Yasa’da bulunmayan ancak bizim yeni bir madde olarak düzenlediğimiz 30A maddesi ile velayet durumunda Mahkemenin göz önünde bulundurduğu unsurlar düzenlenmiştir. Bu maddenin amacı boşanma durumunda tarafların çocukların velayeti ile ilgili yaşadıkları veya yaşayabilecekleri sorunları azaltmak ve çocukların boşanma sonrasında mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir ortamda yaşabilmesini sağlamak amacıyla 7 yaşında ve 7 yaşından büyük çocukların arzu ve isteklerinin uzman çocuk psikologları aracılığı ile öğrenilebilmesini sağlamaktır. Bu düzenleme KKTC Meclisi tarafından onaylanan BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (6/1996) 12’nci maddesinde belirtilen “görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak gereken özen gösterilmesi” prensibi doğrultusunda yapılmıştır.
Aile mahkemelerinde görev yapan avukat arkadaşların en çok üzerinde durduğu hususlardan biri olan Nafaka ödemeleri ve 18 yaşını bitirmiş ancak eğitimi devam eden çocuğun maddi ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır. Bu minvalde Esas Yasa’nın 30’uncu maddesinin 2’nci fıkrası değiştirilmiş ve tazminat ve nafaka ödemelerinde çocukların maddi ve manevi çıkarlarını gözeten yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerde tazminat ile nafaka ödemeleri için asgari ücrete bağlanan bir alt sınır belirlemek yanında, ödemelerin yapılıp yapılmadığını takip etmeyi kolaylaştırmak ve bu konuda şimdiye dek izlenen uygulamalarda ortaya çıkan haksızlık ve mağduriyetleri gidermek amacıyla banka hesabı uygulaması getirilmiştir. Ayrıca bu maddeye eklenen yeni fıkralar ile eğitim süreci devam eden çocukların ve bu çocukların bakım hizmetlerini üstlenen tarafın maddi ve manevi çıkarları garanti altına alınmıştır.
Boşanma durumunda olan çiftlerin mal paylaşımı konusunda yaşadığı zorlukları giderme amacı taşıyan düzenlemeler yanında, Esas Yasa’da bulunan 36. madde (Koruma Emri) yeni geçen yasalardaki (TOCED Yasası) kurumsal düzenlemeler de göz önünde bulundurularak geliştirilmiştir. Ayrıca Esas Yasa’da bulunmayan ancak bugün hem Türkiye’de hem de çağdaş ülkelerde uzun bir süredir yürürlükte olan Adli Yardım uygulaması Değişiklik Önerisi’ne eklenmiştir.
Esas Yasa’nın 35. Maddesi (Tarafların Soyadı) yıllardır kendi soyadını da kullanabilmek için hukuki mücadele veren kişilerin talepleri doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme yapılırken kadın ve çocuk haklarını gözeten bir biçimde yapılmıştır. Babaların haklarını ortadan kaldıran bir biçimde değil, annelerin haklarını da babalar ile eşit-anlaşmaya dayalı ve demokratik bir biçimde düzenlenmiştir. Bilindiği üzere günümüzde birçok ülke, eşlere evlenmeden önceki soyadlarını kullanma imkânı tanımaktadır. Özellikle kadınların bu alanda yaşadığı mağduriyetler, uluslararası insan hakları başvuru yollarının kullanılmasına neden olmuştur. Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği Adalet Divanı ( Ör: 2003 Carlos GarciAvello – 2008 Grunkin – Paul kararları) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Ör: Burghartz vs İsviçre, Ünal Tekeli vs Türkiye, Losanci Rose & Rose vs İsviçre, Cusan &Fazzo vs İtalya kararları) hem evlilik öncesi soyadı kullanımı yönünde yapılan başvuruları hem de çocuklarının annenin soyadını da aile soyadı olarak alabilmesi hususunda kararlar üretmiştir. Söz konusu davaları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. ve 14. Maddeleri doğrultusunda eşitlik prensibi, özel hayatın korunması ve ayrımcılık yasağı çerçevesinde inceleyen AİHM, bu temeller doğrultusunda kararlar üretmiştir. Bu yönde yapılan düzenleme, KKTC Meclisi tarafından onay kanunu çıkarılarak iç hukukun parçası haline getirilen BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) 16’ncı maddesinin (1)(g) fıkrasında belirtilen “Soyadı, meslek ve iş seçme hakları da dâhil karı ve koca olarak aynı kişisel haklar sahip olma” ilkesinin gereğidir.
Bütün maddeleri tek tek incelemek isteyen herkesin Cumhuriyet Meclisi web sitesinden Değişiklik Önerisi’ne ulaşması, görüş ve önerilerini belirtmesi mümkündür.
Size konuyu gündeme getirdiğiniz ve bana da açıklama fırsatı verdiğiniz için gönülden teşekkür eder, saygılar sunarım.
Doğuş Derya
YERİN KULAĞI VAR
UBP’DE DEĞİŞİM:
UBP, hem 6 Haziran’da yapılacak tüzük kurultayı ve ardından gerçekleşecek olağan kurultay için kolları sıvadı. Genel başkan Özgürgün’ün kurultaya tek aday olarak gitmesi oldukça zor görünse de, son seçimlerde alınan başarısız sonuçların faturasını Lefkoşa, İskele ve Mağusa İlçe Başkanlarına kestiği ve yeni dönemde bu bölgelerde yeni isimlerin sorumluluk alacakları iddia ediliyor…
BU NASIL İSTİFA: Serdar Denktaş’ın neden istifa ettiğini herkes gibi biz de anlayamamıştık. Ancak istifa etmesine rağmen hala atanacak kişilerin belirlenmesinde söz sahibi olmayı ve yandaşlarına mevki makam dağıtmayı sürdürdüğünü görüyoruz. Örneğin son günlerin tartışılan kurumu BRT Yönetim Kurulu’na Özel Kalem Müdürü’nü ataması da, Denktaş’ın istifasının, göstermelikten öteye geçmediğinin en büyük kanıtı olsa gerek…
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE: “Kimin eli kimin cebinde bir durumun devam etmesi her iki partiye de zarar verecek” diyen UBP Milletvekili Faiz Sucuoğlu, UBP ve DP’lilerin artık taraflarını belirlemesi gerektiğini, sağdaki iki partinin aynı çatı altında birleşmesinin de bugün için mümkün olmadığını söyledi. Vallahi siz istediğiniz kadar söyleyin, iki parti tabanı birbiriyle o kadar karışmış ki, sizin de dediğiniz gibi, kimin eli kimin cebinde belli değil. Onlar hayatlarından memnun, ha UBP, ha DP, iktidar koltuğu kimdeyse onlar onun yanında…
İNŞALLAH YASALLAŞIR:
CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni yurttaşlık yasa tasarısı, yıllardır siyasilerin oy kapısına dönen vatandaşlık meselesine önemli kısıtlamalar getiriyor. UBP’nin daha şimdiden karşı olduğunu açıkladığı yasa tasarısının geçmesi halinde, koalisyon hükümetinin iktidarları döneminde yaptıkları en önemli icraat olacak sanırım. Keşke yeni yasaya, sonradan vatandaş olan ancak, kriminal suç işleyenlerin vatandaşlığının geri alınacağı maddesi de konulsaydı, çok daha iyi olurdu…
KENDİMİZE GELMEMİZ GEREKİYOR:
Alagadi’de plajın ortasında adam havaya ateş açıyor; bir başkası, alacak-verecek davasını silahla halletmeye kalkıyor, diğeri 5 yaşındaki yeğenini taciz ediyor, balkonunda gannavuri yetiştiren, havaalanından uyuşturucuyla geçmeye kalkan… Bunların hepsi bir günlük haberler… Çöplüğe dönen piknik yerleri, bir haftada biri ölümlü 62 trafik kazası… “Biz bu muyduk” diye düşünüyor insan. Hayır değildik, ama artık ahlaki bir sorunumuz var. Kabul edelim ki, her alanda kuralların kolayca çiğnendiği, kanunsuz bir yer olduk. Polis, yargı, devlet denetimi hiç biri çare olmuyor. Ya da yetersiz kalıyor. Bu sorunu çözmediğimiz sürece, başka hiç bir sorunumuz çözülmeyecek. Kökten bir değişime ihtiyacımız var…
DUYAN DA İNANACAK:
Gazetelerden bir haber, “Piyangolar Birimi, bet ofis denetimlerinde hız kesmiyor” diye. Ülkenin her yanını örümcek ağı gibi örmüş bet ofislerden çıkmayan 18 yaş altı kaç çocuk yakalamışlar acaba? Denetimler sürüyor ama sadece göz boyama amaçlı “dostlar alışverişte görüsün” misali… Sanki önemli bir iş yapıyorlarmış gibi, gazetelere haberini yaptırıyorlar. Her gün onlarca öğrenci bet ofislerin tuzağına düşüyor. Kaçını yakalayıp cezalandırdınız, onu açıklasanıza…
ZİRVEDEKİLER
Sibel Siber: KKTC Meclis Başkanı Sibel Siber, “‘Bu düzenden şikayetçiyim ama bu düzenin bana sağladığı kişisel kazanımlarımı kaybetmeden değişim gerçekleşsin’ demek, değişimi istememek demektir” dedi. Zaten bugüne kadar başımıza ne geldiyse bu “ben” merkezli tutumumuzdan gelmedi mi?..
DİPTEKİLER
Bizde Bu Kültür Yok: Bizimkiler küçücük memlekette özel ziyaretlerine bile makam araçlarıyla giderken, Almanya’dan, İsveç’ten Başbakanlar ve bakanların işlerine bisikletle gidip gelmelerine gıpta eder dururuz. Bu işin bir tarafı. Dün GAÜ Kurucu Rektörü Serhat Akpınar, bisiklet sürerken adam geliyor arabayla vuruyor, yaralıyor ve kaçıyor. Ya bizim siyasiler de aynısını yapmaya kalksalardı, hepsi telef olacaktı diye düşündüm. Her işin başı kültür. Bisiklet de bir kültür, trafik de. Ne yazık ki, o da bizde yok…
































