DPÖ Hane Halkı İşgücü Anketi’ni açıkladı.
Buna göre KKTC’de işsiz sayısı % 8,3.
Bu oran AB ülkelerinde % 9,8; Güney Kıbrıs’ta % 16,3; Türkiye’de ise 10,4…
Rakamlara bakıldığında durumumuz fena görünmüyor.
Ancak en ciddi sonuç, gençler arasında işsizliğin % 20,3 olması…
Gerçek durumu anlatan rakam bu bence.
Gençler için değerlendirme, 15-24 yaş arasını kapsıyor. Yeni yetişenlerin her beş tanesinden biri ise işsiz. Bunun üstü, bir şekilde istihdam edilmiş. Demek ki, durum 5-10 yıl öncesine göre kötü…
Aslında işsizlik rakamları da çok bir şey ifade etmiyor.
Önemli olan gelir düzeyi.
Yani çalışma yaşındaki nüfusun yüzde 90 kadarı bir şekilde çalışıyor. Ama nasıl çalışıyor.
Sadece yüzde 30’luk kamu çalışanı güvence altında. Bir tek onların gelir düzeyi “akmazsa damlar” vaziyette.
Ya geri kalan yüzde 70’lik kesim…
Özel sektörde, yasalarda yazılı olan çalışma saatlerini, iş güvenliğini, can güvenliğini elde edemiyorlar. Çoğunun yatırımları yapılmadığı için sosyal hakları yok.
Üstüne üstlük, bunları isteyecek şekilde örgütlenemiyorlar…
Devletin en kısır olduğu konu asgari ücret…
Cumhurbaşkanlığı seçimleri varmış, bakamamışlar…
Ocak ayında belirlenmesi gereken asgari ücret için, bu ay içinde toplanmayı planlıyorlarmış…
KKTC’de kurumsal olarak faaliyet gösteren şirket sayısı sanırım bankalarla birlikte 10-15’i bulmaz… Diğerleri, işveren temsilcilerinin keyfine kalmış olan asgari ücrete talim etmekte.
Gelir dağılımı derseniz ha keza… 15 bin dolar olarak açıklanan kişi başına düşen milli gelirin dağılımı konusunda bir kaç önce yazdığım bir yazı için araştırmıştım. En son bulduğum veri 2008’e aitti. En üst gelir grubundakiler, milli gelirin yüzde 40,2’sine sahipken, en alt gelir grubuna düşen sadece % 6,9’muş. Hatta nüfusun yüzde 14,8’i açlık sınırında.
Dünyanın her yerinde iktidarların ele alması gereken en birinci sorun toplumsal refah düzeyidir, yaşam standardıdır, gelir adaletsizliğidir, çalışma koşullarıdır. Programlar buna göre yapılır, seçim vaatleri buna göre hazırlanır.
İşte bizde de tablo ortada. Ama siz hiç bu konuları öne çıkaran, iktidara geldikten sonra da bunların üstüne giden bir siyasi parti gördünüz mü?
Şimdi kimse çıkıp da, işsizlik oranının iyi olduğunu falan söylemesin. Çalışan nüfusun ne kazandığından, evdeki tencerelerin nasıl kaynadığından ve alıp başını giden döviz karşısında alım gücünün nerelerde süründüğünden bahsetsinler.
Var mı bunlara kafa yoran?
Herhangi bir planı, projesi olan?
Yeni bir yapılanma düşünen…
Varsa Allah aşkına çıksın da duyalım.
YERİN KULAĞI VAR
HIZLI BAŞLADI:
İlk görüşmede Anastasiadis mayınların haritasını verdi. Kendileri için büyük bir rezaletti. Bunca zamandır Kıbrıs Türklerini ölüm tehdidi altında bırakmış olmaları izah edilemez. Her neyse sözünü yerine getirdi. Cumhurbaşkanı Akıncı da, Rumların kapılardan geçişte “vize” olarak gördükleri forum olayına son verdi. Görüşmeleri, belki de bugüne kadar yapılanlara göre en sık bir şekilde programladılar. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Kimsenin zaman kaybetmeye niyeti yoktur” ifadesini kullandı. Keşke bunu bir takvime bağlayabilselerdi, o zaman daha inandırıcı olurdu. Yine de hayırlı olsun diyelim…
KOORDİNELİ ÇALIŞMA:
Geçişlerde kapılarda uygulanan vize işlemlerinin kaldırılması, aldığımız duyumlara göre, Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın yaptığı görüşme ile karara bağlandı. Son yıllarda Cumhurbaşkanı ile hükümetler arasındaki koordine eksikliği, bu dönem ortadan kalkacak gibi görünüyor. Bu adım, bundan sonrası için, hükümet ve Cumhurbaşkanı’nın uyumlu bir çalışma içerisinde olacaklarının ilk işareti olarak değerlendirilebilir… Yalnız keşke ilgili birimlerin başındakilerin de haberi olsaydı da, basına “Haberimiz yok” açıklaması yapmak zorunda kalmasalardı…
SAĞIN LİDERİ Mİ:
Serdar Denktaş’ın istifasının ardından farklı iddialar da ortaya atılmaya başlandı. Kimilerine göre Denktaş’ın bu istifa ile sağın liderliğini hedeflediği iddia ediliyor. Olabilir mi? Pek ihtimal vermiyorum. Son yıllarda bırakın tabanını, milletvekillerine bile sahip çıkamayan birisinin “sağın lideri” olma iddiası, hayalden öte bir şey…
ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK:
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu ters düştüğü Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim’le ilgili olarak, “Akim göreve geldiğinde led nedir bile bilmezdi” değerlendirmesinde bulundu. İyi de Sayın Başbakan, “led”i bilmeyen birisini o makama atayan siz değil miydiniz? Şimdi sormazlar mı size, “madem bilirdiniz, niye böyle birisini atadınız” diye…
RAPOR EKSİK:
Milli Eğitim Denetleme, Değerlendirme, Yönlendirme Kurulu’nun, Şehit Ertuğrul İlkokulu’ndaki duruma ilişkin raporunun kamuoyuna açıklanması güzel. Ancak raporda, okulda neden greve gidildiği, sorunun ne olduğu, çözümün nasıl bulunacağı yok. Sadece grev sırasında eğitimin devamına ilişkin durum ve yapılması gerekenlerden bahsediliyor. Bu raporla herhangi bir çözüm sağlanamayacağı açık. Korkarım sorun devam edecek…
SÖYLEYECEK SÖZ BULAMIYORUM: İşte bir işçi daha, can güvenliği olmadığı için hayatını kaybetti. Hem de bir üniversitenin inşaatında… Her ölüm sonrası, denetimlerden, yeni kurallardan, düzenlemelerden bahsedilip durulsa da, bir kaç haftada bir, bir can daha gidiyor. Daha önce de yazdım, devletin içi geçici dolu. Kitabet kadrosunda olup da oturan mühendisler var. Alın içlerinden uygun olanları, eğitin, inşaatlara gönderin, denetim açığınızı kapatın. Kim bilir daha ne yolları var. Ama yapılamıyor. Hayatını kaybeden, istatistiklere ekleniyor, o kadar.
ZİRVEDEKİLER
Sınır Kapılarında Düzenleme: Çoktan yapılması gerekendi. İlkel bir şekilde sıra bekleyerek, araçlardan inerek, kağıt doldurarak yapılan yoklama yerine, Güney’in 12 yıldır yaptığı pratik uygulamaya geçildi. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın olaya sınır geçişlerini kolaylaştırma olarak baktığını tahmin ediyoruz, ancak daha da önemlisi, kendi insanına saygı ve çağdaşlığın bir gereği olması.
DİPTEKİLER
Yeni Atamalar: Başbakanlık Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri değişti. Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun istifasını açıkladıktan sonraki bu kısa süreyi cesur icraatlar için kullanabileceğini söylemiştik. Beklediğimiz, halkın yararına korkusuzca yapılacak icraatlardı. Ancak Başbakanlığı’nın ve parti başkanlığının bitmesine bir ay kala böylesine ciddi atamalar yapması hiç de doğru olmadı. Atama yapılacaksaydı, bunu gelecek olan Başbakan’a bırakmak daha doğru olurdu… Diğer taraftan Kamu Görevlileri Yasası Meclis’e gönderildi. Atamaların da yasayı beklemesi gerekmez miydi? Şimdi ben samimiyete nasıl inanayım…
































