Köşe Yazarları

9 ağustos’a doğru!






Şimdi “gündem”  9 Ağustos’da gerçekleşecek müzakere.  Yaratıcısı da peş peşine yaptığı açıklama ve mülâkatlarıyla medyanın manşetine oturan Sn Akıncı..

Olayı dünkü “köşemde” yorumlaya çalıştımdı. Sn. Akıncı’nın da vurguladığı gibi eğer Anastasiadis’le BM’ler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Elizabeth Spehar’ın ara bölgedeki resmi ikametgahında  yapılacak toplantı olumlu geçerse “beşli toplantının ” kapısı  açılacak..

Sn.  Akıncı “büyük sınava hazırlanan bir öğrenci  heyecanında” bu görüşmeye büyük önem atfediyor.

Şöyle ki “masada nelerin müzakere edileceğini bir kuyumcu titizliğiyle saptayıp planlıyor ve sonuçta kendilerinin de açıkladığı gibi ortaya şu üç “ana başlıklı”  müzakere konusu çıkıyor.

Bir: Sorunun özü.. İki: Doğalgaz konusu. Üç: Yeni Güven artırıcı önlemler..

SORUNUN özünü şöyle açsak yanılmış olabilir miyiz? Hedef “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin garantisini içeren bir federal  çözüm… (Ki şimdilerde Dasantralizasyondan da söz edilmekte muadili olan Konfederasyondan da!)

Her biri kendi içinde kendi “başlığı” ile müzakere platformunda tartışma konusu oldu muydu örneğin artık olmazsa olmazımız olan “siyasi eşitliğimizle” henüz hangi aşamada olduğunu bilmediğimiz “dönüşümlü Başkanlık olayı” da kapsamında olacak..

DOĞU Akdenizdeki Türk-Rum Münhasır Ekonomik Bölgelerinden  başlayarak hidrokarbon yatakları üzerindeki haklarımız konusuyla sondaj çalışmaları ise Yunanistan’ın, Türk tarafına karşıt tavır koyması nedeniyle masadaki müzakeresinin kolay olmayacağını hatta Türkiye’nin soruna müdahil olduğu gerçeklerde kavgalı bile geçebileceğini söylemek mümkün!

YENİ güven artırıcı önlemlere” gelince. Aslında en büyük ve garantili güven artırıcı önlem her iki toplum için de “çözümdür!”

Tutun ki bu kez “çözüme ulaşmak için yapılması gereken ön çalışmalar” gündem olacaktır..

Görülüyor ki  bundan önce de denendiği halde sonuca gitme başarısı sağlayamamış “müzekerelerin” yeni versiyonu da kolay olmayacak.

TABİ artık görmezden gelmenin mümkün olmadığı bir sorun daha vardır:

“Maraş’ın envanterinin yapılması ve Hükümete göre artık “imar ve iskâna açılması zamanının geldiği..”

Ancak  “Maraş’ın açılmasına “ilgili BM’ler kararları çerçevesinde” bakan Sn. Akıncı olaya sıcak bakmıyor.

Bunu bildiği halde Dışişleri ve Başbakan Yardımcısı Özersay 9 Ağustos  müzakeresi  öncesinde Sn. Akıncı’ya “hükümet kanadı” olarak ilettiği mesajında “sakın ola” gibilerinden bir uyarıyla, “Doğu Akdeniz’deki TC’nin sondaj çalışmalarıyla Maraş’ın açılması konusunda Rum tarafına ödün verme”  demektedir..

HER halde Sn. Akıncı’nın bu konudaki tavrını da öğreneceğiz de hatırlatalım.

Yıllardır “ulusal konsensus” diyoruz.  Kıbrıs Türk halkını ilgilendiren hatta “beka” sorunu olan “siyasi davası” söz konusu oldu mu Devleti yönetenlerin sıradan “iktidar muhalefet”  fantaziyaları olamaz. Tepede uzlaşılır, halka yansıtılan da ortak bütünsellikle alınan  ulusal karar olur..

Bakıyoruz ki artık bu teamülü de yitirdik hatta “tepede” fena halde tartışıyoruz!

Kısaca “şenlikli günler” yine başlıyor diyeceğim de hayır! Artık bu adada bir çözümü sağlamak zorundayız bunun ne şakası kaldı ne de harcanacak zamanı!

                             **********

MAĞDUR KARPAZ!

Geçen  hafta TC kökenli yurttaşların yoğunluğunca yaşadıkları beldelerden olan Karpaz’daki insanlar, “artık yeter” diyerek KKTC payitahtı Lefkoşa’da yürüdülerdi..

Ve yıllardır (her halde her seçim arifesinde) siyasi partilerin  sıraladıkları vaatlerini, gelip giden hükümetlerin “yapacağız” deyip savsakladıkları “bölgeyi kalkındırmaya yönelik  planlarını”  hatırlatarak sordulardı:

“Hani ne yaptınız Karpaz’a? Hangi sözünüzü tuttunuz ki?”

…KARPAZ’ı iyi bilirim.  Ayni zamanda biz Mağusa’lıların da yöresi. Eşim oralardan. Yıllarca köylerinde  öğretmenlik yaptım.  Hatta Bozkurt gazetesinde yazarken pek çok alt yapı, yanı sıra tarımsal üretimle ilgili sorunlarını ya “Köşemden” ayazlattım yada müstear adlarla haberleştirirdim..

Bir devrelerde bazı gruplarca Dipkarpaz “kurtarılmış bölge”  olarak ilan edildiydi.       Bir gecede “her şeylerini geride bırakarak kitleler halinde gerisin geri TC’e götürüldükleri de olduydu..

FAKAT  Karpaz’a asıl koyan “emirnameler” olduydu! Rum’un arazileri serbest bırakılır, rant’ın parçası haline getirilirlerken, Türk arazileri emirnamelerle imar iskâna kapatıldılardı! Yıllarca oranın “toprak sahibi, maldar insanları” kendi topraklarına tek çapa vuramayacak, tek taş dikemeyecek “yasaklarla” mağdur edildilerdi..

Hatta Elektrik değil mi elektrik! Doğasını bozar diye akımı bile anca yakın zamanlarda verildiydi bölgeye!  Ki turistler uğradılar mıydı Karpaz’a elektriksizlikten dolayı çalışmayan pos aygıtları nedeniyle kullanamadıkları kredi kartlarından dolayı tırnaklık alışveriş yapmadan ayrılırlardı..            YANİ Karpaz 1974’den beridir horlanan dışlanan bir belde..  Üstelik Kıbrıs’ın en güzel en romantik doğasına sahip!

Buna karşın hâlâ oradaki yurttaşların rehabiliteleri yapılmadı. Yabani eşeklerin bekçileri haline getirildiler ama bölgelerinin, topraklarının efendileri olamadılar!

Öte yandan bir zamanlar Serdar Denktaş’ın “orayı Kuzey’in  Ayia Napa’sı yapacağım dediği “Bafra” da Karpaz’a yar olamadı..

Kaldı sadece turizm yönünden değil tarım yönünden de sorunlu bölge. Oysa en çok yağmur alan beldelerden..

Kısaca kuruyan, gelişeceğine, gelişen bölgeler arasında sürekli gerilere düşen bu yöreye planlı programlı el atmak gerekiyor…

 







Başa dön tuşu