1571’de bitmeyen fetih, 1878’de ise güya İngiliz’e kiralandı. 1923’te “ferâgat” adı altında satış ve 1960’da “tamamen terk et” emri alındı. 1974’te Sam Amca’nın “müdahale et” emri ve günümüz ‘74 Düzeni’ ile ilgili kaos. E bi’hayli eşdeğer çalıntı mal, “bir çakıl taşı bile vermeyiz ve de çözümsüzlük çözümdür” mavalı, Maraş, Taşınmaz Mal Komisyonu, güya Kayıplar Komitesi, Yeşil Hat Tüzüğü, Avrupa Birliği parlementosu seçimlerde ortak liste garagözlüğü, antrenman bilimci Osman Emiroğlu’nun sürekli olarak dillendirdiği Kapişarizm ve de Torpilizm Modeli çerçevesinde bi’çok maraz ortamı ve de gabağı. Başkasının malını, başkasına satarak bir grup zengin yarattık ama artık Yüksek Sadakat’ın da seslendirdiğiği gibi “kara göründü”. Üretmeden tüketmeye yönlendirilen ve de bu durumu yürekten seven bi’toplumduk bi’zamanlar. Ama ‘sürer durum (statüko)’ artık süremeyen durum hâlini aldı ve de en azından servis üretimi dahilinde kımıldanmaya başladık. “E daha yolun başındasınız a beslemeler” diyen bi’sesi protesto eden yanar bildik. E hâl böyle olunca da Vietnam veya Srilanka cinsinden en azından hiç yoktan karın tokluğuna çalışan yeni bi’nesil yaratıldı ve de kınası da, helvası da yakıldı. Günümüz finansal darboğazdan sporumuzda nasibini tabii ki alacaktı ama bu kadarı da fazla! ‘Futbolcu merkezli’ bir Transfer Talimatı yok artık. Eski talimata biraz iyileştirme yapılarak devreye sokulmalı mı? E tabii ki de! Eskiye dönüş mükemmel olur mu? E yine tabii ki de! Mali genel kurullarını ‘beş dakikada Beşiktaş’ yaparak aklayan kulüpler artık istedikleri gibi futbolcular üzerinde de at oynatabilecekler mi? 5 Kasım Zirvesi öncesi ve de an’ı dahilinde; İster müesese maçları veya minyatür kale garagözlük maçları, isterlerse federasyon arkasındaki ekşi ağacının altında ‘koyun pazarlığı’ yaparak abilerin pasta yediği, kardeşlerin ise ekmek bulamadığı bir takım organizasyonu yine/yeni ve de yeniden mi? Futbolcular Derneği çerçevesinde adam akıllı bir takımdaşlık yaratmazlarsa, semer vuran çok olacaktır. Mâlum, futbolcu arkadaşlar derneklerine bu güne kadar hiç sahip çıkmadılar! Karıncalar bile kendi derneklerini hiç bu kadar boşlamamıştı! Kuyruğuna basılan bi’futbocu “ciyak ciyak” bağırırken onu şu anda kim dinliyor? Hiç kimse. Hakkını kim koruyacak? E gene hiç kimse! E durum böyle olunca da ilgili topçu bebeden performans beklememiz mümkün mü? Mümkün değil. “E napacayık*” diye soranlara hemen söyleyelim. Bi’defa Sözleşmeli Sistem demek Profesyonel Sistem demek değildir. Profesyonel Sistem’e geçmek için 40 fırın’ı geçtik, daha yeryüzünde o kadar ekmek üreten fırın yok. Haa, bi’yerden başlanmalı mı? E tabii ki de! Tesis, eğitim ve de diğer sporcu kaynağına ilişkin yatırımların zeminde insan ve de Sözleşmeli Sistem yer alır. Müşteri yani taraftarın maçlara gelmesi için n’apmak lâzım? E omna önce yetenekli insan sunmak lâzım. E bunun için de sporcu merkezli düşünmek lâzım. Sporcuyu merkeze oturtmayan toplumların özelde sportif başarıları, genelde ise topyekün sosyal yapı durumları mâlum. Mutsuz gençlik, mutsuz toplumu doğuracaktır. Neyse, “Bolli mamma, bolli goggo” dönemi bitmiştir. İnsana yatırım ve de adalet sistemi şarttır. Yaşam bedeli fahiş bir adada “ricayla yaşama düzeni”ne devam mı bilemeyiz ama bu aralar Kapişarizm ve Torpilzm Dönemi gani gani. E sonuçta 74 Düzeni mi? Kahrolsun…


























