44 Yıl sonra…

16 Ağustos 2018 Perşembe | 10:10
Eşref Çetinel

Nihayet kırk dört  yıl oldu. Kırk dört yıldır çözümsüzlüğün “kadarası” ile yaşıyoruz! Hem de öyle böyle değil! 1974’de bitmesi gereken bir davayı sürdürüp götürme inadında!

Savaştan muzaffer çıkmış, adada kendi yaşam bölgesini  kendi siyasi iradesiyle seçmiş, devletini Meclisini  kurmuş, anayasasını yapmış bir ulusal toplumdan söz ediyoruz.. Fakat çözümsüz ve  de fakto bir devlet!”

ANCAK bu devlete “de fakto” oluşu bile yetmemiş! Ve ne demiş? “Rum’suz devlet olmaz! Eğer bu adada var olacaksak ancak Güney’e kışıladığımız Rum toplumu ile birlikte oluruz!” Üstelik adını bile koymuş:

“Kıbrıs Federal Cumhuriyeti” Açılımı da “Kuzey ve Güney’de Türk ve Rumlardan oluşan iki bölgeli bir federal sistem!”

TAM 44 yıldır bu federal sistemin tartışmasını yapıyoruz! Aklımızca Güney’deki Rum’u kandıracak, “siyasi eşitlik ve iki bölgelilik” gerçeğinde bir federal sistemi kabul ettireceğiz!..”                                                                                                                                                               *****

DÜN 1974 Barış Harekâtının 44. yılıydı. Mağusa’nın da Rum  ablukasından kurtulduğu gün..

(Çok yazdım ama eğer 44 yıldır “çözüm arayışları” denilen müzakereler sürecinde hiçbir şey değişmemişse ve ol alem 1974’in bitiminde neyse, yine öylesi ise nasıl başka türlü yazabilirim ki?)

MESELA günül isterdi ki 1974’ün böylesi bir gününde Mağusa hisarlarından indikten sonra Bozkurt gazetesindeki “Köşemde” vurguladığımca, “dünyada ilk kez Kıbrıs’ta ve Türkiye dışında bir Türk devleti oluştu” dediğimin ispatında, bugün “özgür ve egemen bir Kıbrıs Türk Devleti” olsundu..

Oysa hâlâ Güney’deki Rum’u ikna ederek  “federal sistemi oluşturmak için heyamola çeken, Kuzey’in esiri olmuş bir Kıbrıs Türk toplumu vardır!

SANMIYORUM ki 44 yıl öncesi savaşta şehit olan, Rumlar tarafından kıyılan soydaşlarımız cennet mekânlarından bakarlarken bizlere, “Allah sizlerden razı olsun, kanlarımız yerde kalmadı, berhüdar olun” demiş olsunlar!

Aksine, “siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Onca şehitlere, canlara mallara, göz yaşlarına, göçlere mal olmuş 1974’e nasıl ihanet edebilirsiniz” diyorlardır mutlaka!

HAYIR! “Hamaset” edebiyatı yapmıyorum! Ne de  artık vatanını seven her insanın  alnına bile lök gibi yapıştırılan “ırkçılığa” methiyeler düzüyorum!”

En az Rum toplumu kadar bu adada devlet olma, var olma hakkımızdan söz ediyorum.. Bu nedenle “bizim Guterres belgesine ihtiyacımız yoktur, bizim ihtiyacımız 1571’den beridir var olduğumuz adamızda bağımsız ve egemen  devlet olmaktır” diyorum!

…1974’ün üzerinden 44 yıl geçti. Hâlâ Rumun peşinde koşuyoruz! Oluşturulacak bir federal sistemde ve  Rum’un tanınmış devletinin Kuzey’inde,   küçük ve azınlıktaki ortağı olarak  yer almak için , siyasi statümüzü tanımasını istiyoruz! Züldür bu zülll! Öte yandan:

*********

YA TÜRKİYE? Gene hapşırdı biz gene nezle olduk!

Oluruz tabi! Çünkü 1974’deki “zihniyet” değişmedi!

Türkiye verir biz yaşarız zihniyetidir bu!

“Siz şu kadarcık bir toplumsunuz  neye ihtiyacınız var ki” tutumudur bu!

“Ne isterseniz biz size veririz, para da veririz portakal da.. Mevsimine göre sebze meyve de veririz, giydirir kuşatırız da” dedikleri düşüncedir bu!

O zaman neden ama:

Neden bize “Ekmek elden su gölden Cumhuriyeti” diyorsunuz ama!

Neden mali ve ekonomik protokolleri uygulamıyoruz diye yakınıyorsunuz ama!

Neden 44 yıldır çözümü en az bizim kadar savsaklarken Kuzeye nüfusumuz kadar nüfus yığıp bizim kendi içimizdeki siyasi dalaşlarımız yetmezmiş gibi bir de TC-Kıbrıslı sorunu icat ettiniz ama?

KALDI ki 44 yıl önce          Barış   Harekâtında şehitlerimiz kadar şehit düşmüş Mehmetçilerimiz şahadete ermişler, şu anda yüzlercesiyle, Boğaz’daki dizi dizi mezarlarında yatmaktalar..

Hangi mefkûre için? 44 yıl sonra bile  Kıbrıs Türk halkının “eğer Türkiye olmasaydı bu adada mahvolduyduk” deyip size hayırdualar koymak için mi?

Hani çözüm?  Geçtik! Bundan sonra ne olacağız?

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından pay falan istiyoruz da AB üyesi İsrail, Mısır, Fransa, kısaca tüm AB ülkeleri destekli;  “tanınmış Rum devleti” niye KKTC’e TC’e  himmette bulunsun?

Kısaca, gitgide “Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu bölgesinde” yalnızlığa düşüyoruz! Döviz vurgununun bir rastlantı olmadığını öğreniyoruz!

Ve çok korkuyoruz: “Bir gün savaşla kazandıklarımızı müzakere masalarında kaybetmekten!..”                                                                                                                                                                                                           **********

KISACA TAKILDIĞIM: (NAFİLE TEDBİRLER!)

Hükümet kendinden kaynaklı olmayan döviz vurgunu nedeniyle ayvayı yiyen TL’nin hazin düşüşünü önlemek için bir dizi tedbir aldı.

Ben ekonomist değilim. Cebime giren para ile çıkanı bilirim. Bir de “toprağına sahip çıkıp üretmezsen, ihracat yapmazsan ekonomik yönden başkalarına muhtaç olunacağını bilirim..

BUNA karşın alınan  tedbirlere baktım! Şaştım kaldım. Bugüne kadar vergi alamadıkları kesimlerden “işte fırsat” diyerek şimdi vergi alacaklar!

Mesela kiralık evlerden!  Havuzu olan villalardan! Tütünden, alkolden, ikinci iş yapan emeklilerden, Casino ve bahis şirketlerinden…

Yani bugüne kadar alamadıkları vergiler! Öyle de nasıl? Hangi denetim mekanizmasıyla!  Kaldı  ki yarın TL az biraz değer kazansın hepsi rölantiye yatırılacak! Bu şimdiki vergiler de   hayat pahalılığını azdırdığı için her iki ayda bir HP’lığına yansıyacak yani devlet  bir cebine koyduğunu diğerinden çıkaracak! Dostlar alış verişte görsün!..