Köşe Yazarları

4-10 Mayıs İSG Haftası






Gazetelerde sürekli “İş Kazası” başlığı altında ölüm ve yaralanma haberlerini hepimiz görüyoruz. Hızlıca okuyup geçiyoruz, üzülüyoruz, yüreğimiz sızlıyor sonra maalesef unutuluyor. İş Sağlığı ve Güvenliği geçiştirilecek basit bir konu değildir. Türkiye’de son dönemlerde bu alanda ciddi ve kapsamlı çalışmalar yapılıyor. Toplumda farkındalık oluşturmak için büyük bir gayret gösteriliyor, yasal düzenlemeler, hem işvereni hem de çalışanları İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda ellerini taşın altına koymaya zorluyor. 1987 yılından itibaren içinde bulunduğumuz 4-10 Mayıs Türkiye’de iş sağlığı ve Güvenliği haftası olarak kutlanmaktadır.

İş Sağlığı ve Güvenliği tanımına kısaca bakacak olursak “İşyerinde işin yürütülmesi sırasında çeşitli nedenlerden kaynaklanan sağlığa zarar verebilecek koşullardan korunmak amacıyla yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalardır” diye ifade ediliyor. Kısaltılmış olarak İSG, ana şekliyle devlet, işveren ve çalışanlar olmak üzere üç halkadan oluşur.

Yasa çıkarmak, denetlemek ve teknik çalışmaların alt yapısını oluşturmak gibi başlıca konular devletin sorumluluğundadır. İş güvenliği konusunda çalışmalar yapmak ve bu yapılan çalışmalara uyulmasını sağlamak için gerekli her türlü tedbiri almak da işverenin görevidir. Son halkamız ise çalışanlardır ve onlar da İSG kural ve talimatlarına uymak, uygun çalışma düzenini korumak ve İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimlerine katılmakla yükümlüdür. Ayrıca işyerlerinde İSG uzmanlarına da bu üç halkanın uyumlu çalışması için büyük bir görev düşmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO);  dünyada her yıl 2,2 milyon çalışanın işle ilgili kaza ve hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini,  yılda 270 milyon iş kazası ve 160 milyon meslek hastalığı görüldüğünü tahmin etmektedir. Bu veriler İSG konusunun önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Çalışanlar ve işverenler maddi manevi kayıplara uğrarken, devlet de zarar görmektedir. Oysaki iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilir olduğu da bir gerçektir.  Nasıl mı? İSG konusunda farkındalık oluşturmak ve toplumda bu kültürün oluşmasını sağlamak en önemli adımdır.

KKD (Kişisel Koruyucu Donanım) diye ifade edilen,  “Bir veya birden fazla sağlık ve güvenlik riskine karşı çalışanları korumak için yine çalışanlara verilen; giyilmek, takılmak veya taşınmak amacıyla tasarlanmış herhangi bir cihaz, alet veya malzemelerdir.” İnşaatlarda baretler, gürültülü işlerde takılan kulaklıklar, yüksekte çalışanlar için emniyet kemerleri başlıca örneklerdir. En basit şekilde anlatacak olursak devlet kural ve yönetmeliklerle bunların işçiler için temin edilmesini işverenden ister, çalışanlar ise işverenin temin ettiği KKD’leri disiplinli ve doğru şekilde kullanmakla yükümlüdür. İş kazalarının çoğunda ise KKD’nin eksik ve uygunsuz kullanımı ile karşılaşıyoruz. Baret takması gereken çalışan bareti olmadığı için başına ağır darbe alabiliyor, emniyet kemeri olmadan çalışan bir kişi yüksekten düşebiliyor.  İş kazası sebepleri arasında; “eşek şakası” denebilecek şakalaşmalar, cep telefonlarının dikkat dağıtması gibi pek çok basit nedenler de sayılabilir. Maalesef özellikle bizim toplumumuza baktığımızda ciddiyetsiz bir tutum sergilendiğini görüyoruz.

Kolayıma geldi

Bana bir şey olmaz

Acelem vardı

Şimdiye kadar hep böyle yaptık

Tehlikeli değildi

Kimse dikkatli ol demedi

Güvenli görünüyordu

Böyle olacağı aklıma gelmemişti…  Liste uzar gider.

4-10 Mayıs İSG Haftasında, bu konunun önemini vurgulamak, farkındalık yaratmak ve dikkat çekmek istedim. Farkındalık en büyük sorunların çözümünde ilk basamaktır. Farkında olursak, anlamaya çalışırız, anlayabilirsek uygularız. Daha güvenli çalışma ortamları için el ele verip İSG çatısı altında devlet, işveren ve işçi birlikte başarabiliriz.

Rize’de kaza geçiren bir işçi, olayı ayrıntılarıyla anlatmak için şantiye şefine bir mektup yazmış. Mektup internete düşüp paylaşılınca önce bunu bir Karadeniz fıkrası sananlar da olmuş ancak yaşanmış trajikomik bir iş kazası olarak kayıtlara geçmiştir.

“Sayın şantiye şefim; İş kazası tutanağına planlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur. Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250kg kadar olduğunu tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu.

Aşağı indim, bir varil buldum, ona sağlam bir ip bağladım ve ardından altıncı kata çıktım. İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya saldım. Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım. Bütün tuğlaları varile doldurdum. Aşağı indim, bağladığım ipin ucunu çözdüm. İpi çözmemle birlikte birden kendimi havalarda buldum. Nasıl bulmayayım? Ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kilogramlık varil süratle aşağıya düşerken beni yukarı çekti. Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim. Ben yukarı çıkarken yolun yarısında, aşağı inmekte olan tuğla dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın kırıldığını hissetim. Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı; Parmaklarım da bu sırada kırıldı. Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı. Varil hafifleyince, bu sefer ben aşağı inmeye varil ise yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine varille çarpıştık! Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı. Yere inince can havli ile ipi bırakmayı akıl ettim. Bu sefer de başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm! Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum. Bayılmışım, gözümü hastanede açtım.”

Daha güvenli çalışma ortamları için 4-10 Mayıs İSG haftası kutlu olsun.







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu