Köşe Yazarları

30 NİSAN’A KADAR SABIR!



 Belli olmuştur ki bundan sonrası için Hükümetin daha kesin ve uzun süreli kararlar alabilmesi için 30 Nisan’a kadar devam edecek bir zamana ihtiyacı vardır.

Bu konuda alınan karar çok makuldür. Çünkü böylesi bir dünyasal virüsü  defetmek mümkün değildir, birgün nerede nasıl yeniden hortlayacağını kimse bilemez. Çünkü onu bizzat taşıyıp yayanlar insanlardır. İnsanlar ise melek değildir!

Yani bileceğimiz sıkıntıdan patlamış çatlamış da olsak tüm “kayıplara” karşın 30 Nisan’a kadar dayanmak zorundayız. Ki 30 Nisan’dan sonra da ancak kısmi normalizasyona anca geçebileceğiz.

Fakat KKTC için iki dudak arasından çıkan “yasak kardeşim” emrine dayalı olan yönetme ve yönlendirme kolaylığına karşın, asıl zorluğun işte o olağan günlere geçişimizle  başlayacağına inanıyorum. Çünkü  Ankara KKTC’e nasıl katkıda bulunursa bulunsun, “Devletin bütçesini” kısa sürede ayağa kaldırması mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla Devletin fukaralığıyla çaresizliği,  halkın yokluğuyla darlığı  olacaktır!     Hadi gelin o geleceğe yaşamsal nitelikteki bazı  “ana kuruluşlarımız” yönünden bakalım ve 30 Nisandan sonra” diyelim:

***

30 NİSAN’DAN SONRA:

Önümüz yaz. Güneş’in taşları ateş parçaları haline getirmeye başladığı yaz mevsiminden söz edeceğiz. Şöyle ki:

KKTC’nin en büyük gelir kaynaklarından biri olan “turizm sektörü” uzun yıllar sonra ilk kez “turistsiz” kalacak!

Bunun en büyük zararını da otel, lokanta ve eğlence yerlerinin yoğunluğuna göre üretimini artırırken, daraltmak zorunda kalacak  olan   tarım ve hayvancılık sektörü görecek..

Zaten kayda değer bir sanayimiz yoktu!

Fakat asıl büyük sorunu “Eğitimde” yaşayacağız. Ki bu yıl kayıp yılıdır. 30 Nisan’dan sonra da okulların açılması mümkün olmayacaktır..

Haa, eğer Mayıs ortalarından başlayarak Haziran ayının ortalarına kadar devam edecek bir  “teksifi eğitim” olabilirse kayıpların giderilmesi “belki” mümkün olabilir ama buna daha şimdiden “Okul Aile Birliklerinin” karar vermesi gerekir.. Çünkü bu konuda Eğtim Bakanalığı ile STÖ’leri arasında yaşanacak olası tartışmalara hiç tahammülümüzün olmaması gerekir..

Üniversitelere gelince:  “Yaz   dönemi eğitimlerine” devam edecekler mi bilinmez ama her halde uzunca süre üçüncü ülkelerden sağlık açısından ne öğrenci ne de turist beklenmemelidir.

Yine de ekleyim:  Bu “tahminler” “iyimserliğin en iyisi olmalı! Oysa “bu vartayı atlatabilmek için tedbirler ve ciddi kararlar  yönünden, çok kötümser olmalıyız!”

… Biliyorum karamsar   bir tablo çizdim.  Bu nedenle diyorum. Keşke tüm bu tahminler  yanıltıcı olur..   İnşallah yanılırım!

      ***                                                          

“KISACA KENDİME TAKTIM!”

İnternetinin bile doğru düzgün çalışmadığı KKTC’de  elli yıllık “yazılı basın” alışkanlığından koparak, kullanmasında bile zorluk yaşadığım “İnternet gazeteciliğine” geçmek varmış serde!

Her ne kadar “gazetede” yazma alışkanlığıyla yine çalakalem yazıyorum ama  eğer salt “internette” yayınlanacaksa, olmuyor işte!

Çoğu zaman insanların ceplerindeki telefonlarından okumaya çalıştıkları internetteki yazılar  gazete “köşelerindeki” gibi olmaz her halde! Yani okunmazlar diye düşünüyorum!

Ne var ki ben başka türlü yazıp anlatmasını da bilmiyorum! Gerçekte  türlü çeşitli atraksiyonlarla  “Köşemi” cazip hale getirmeye çalışıyorum ama hayır!                        İnternet yazarlığı en az interneti çok iyi kullanan az fakat öz yazan insanların işidir.

Zaten fark da oradadır. Çünkü gazetelerdeki “Köşe yazıları” sadece güncel sorunları yorumlamaz.                                        O “köşeler” ayni zamanda “yazarın” kendi iddialarını da yansıtan, bazen sanatsal dokunmalarla   anlatımlarını sergileyen, aklı ile okuyucusunun aklı arasında empati kuran bir ayrı dünyadır…

…İnternet gazeteciliğine” yada “Köşeciliğine” nasıl intibak edeceğimi bile bilemediğim gerçeklerde, doğrusu “nasıl yazacağımı” henüz öğrenmiş değilim! Sadece “sohbet” mahiyetinde olmalı” diye düşünüyorum.  Köşemi okuyan varsa bilsin istedim..

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı