Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Dinleme Sanatı

 

Kendinize dürüst olun, sizinle konuşanları gerçekten dinliyor musunuz? Dinlemek derken, birileriyle yüz yüze oturuyorken – iş arkadaşı ya da arkadaş, eş, kardeş ya da çocuklarınız- sadece konuşan kişinin ağzından çıkan kelimelere odaklanarak, konuşmacının ağzından çıkan kelimelerden ve bu kelimelerin anlamlarından başka hiç bir şey düşünmemekten bahsediyorum?  Evet, zor bir eylemden bahsediyorum. Peki karşı taraf konuşurken onu sessize alıp dinlermiş gibi yaptığınız oluyor mu ya da bunu yaptığınızı fark edebiliyor musunuz?  Sağlıklı ilişkilerin temelini sağlıklı iletişim oluşturur. Sağlıklı iletişimin en önemli unsurlarından biri de dinleme becerisidir. İki kişi kendi geçmişini, tecrübesini, heyecanını, beklentilerini taşır ilişkilerine. Sadece romantik ilişkilerden bahsetmiyorum elbette. Söz konusu iletişim olunca farklı kişiler, farklı iletişim becerileri ile bir ilişkinin taraflarını oluşturur.

Akıllı telefonlarımızdan gelen mesaj sesleri bile karşı tarafa odaklanmamızı ve dinlememizi imkansızlaştırıyor. “Müsaadenle bu çağrıyı yanıtlamam gerekiyor!”  diyerek konuşmayı kibarca bölebiliyoruz ya da akıllı cihazımızın ekranına düşen uyaranlarla ilgilenirken o andan kopup zihnimizle başka “statü”lere kayabiliyoruz. Eğer teknoloji bizi bölmüyorsa, zihnimiz –kendi düşüncelerimiz- de dinlememize engel olabiliyor.  Dinlediğimizi zannediyoruz ancak aslında zihnimizde kendimizle konuşuyor, karşı tarafın sözünü kesip kendi hikayemizi anlatabilmek, bir tavsiyede ya da bir eleştiride bulunmak için fırsat kolluyoruz. Konuşulanları anlamak için dinlemiyor, sadece karşılık vermek için dinliyoruz.

Evet dinlemek zor bir beceri ancak yalnız değilsiniz; araştırmalar sadece %10’umuzun etkili bir şekilde dinleyebildiğini ortaya koyuyor. Sadece konuştuğumuzda otomatik olarak iletişim kurduğumuzu zannediyoruz. Günlük sohbetler (“Nasılsın?”, “Çocuklar nasıl?”, “İş nasıl gidiyor?”) olsa dahi iletişimin en temel öğesi dinlemektir. Aktif dinleme becerisi, tıpkı yazı yazmak ya da futbol oynamak gibi öğrenilebilen bir beceridir ve bu beceri kaç yaşında olursanız olun geliştirilebilir. İşitmekle dinlemek arasında önemli bir farklılık olduğunu belirtmeliyim. Söylenenleri işitmek ile dinlemek aynı şey değil. İşitmek fizyolojik bir eylemken dinlemek işittiğimiz kelimeleri ve bu kelimeler arasındaki sessizliği anlamlandırma eylemidir. Dinlemek, karşı tarafın söylediklerine yanıt vermek için sessizce beklemekten çok daha ötesidir.

“ Neden aktif dinleyici olmak önemli?”

Araştırmalar aktif bir şekilde dinlemenin diğerlerini anlamaya odaklanmamıza yardımcı olduğunu, empati ve güveni geliştirerek, çatışmaları azaltarak ilişkilerimizi olumlu yönde etkilediğini ortaya koyuyor. Dahası dinlenen taraf kabul gördüğünü hissediyor ve bu onun kelimelerini daha ciddi ve özen göstererek seçmesine neden oluyor. Yani dinleyerek karşı tarafa ilham veriyor ve onu motive ediyorsunuz. Hem ilişkilerinizi geliştiriyorsunuz hem de yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan stresten kurtulmuş oluyorsunuz. İki taraf da kazanıyor yani!

Etkin bir dinleyici olmak istiyorsanız size birkaç yöntem önerebilirim:

  • Pratik yapın.

Aktif bir dinleyici olabilmek için günlük hayatınıza bu pratiği yerleştirmeniz gerekiyor. Size önereceğim bu uygulama sadece 4 dakikanızı alacak. Kendinize gönüllü bir konuşmacı bulun.  Zamanlayıcıyı çalıştırın ve iki dakika boyunca konuşmacının sorunuza vereceği yanıtı, sadece dinleyin. Dinleyici olarak başınızı sallayabilir, mimik kullanabilirsiniz ama konuşmacının süresi dolana kadar asla bir şey söylemeyin, konuşmayı bölmeyin. İki dakika dolduktan sonra rolleri değiştirin. Konuşmanın konusu, soracağınız soru ise basit: Nasılsın?

  • Sadece anlamaya odaklanın, yargılamayın.

Dinlerken pasifleştiğimizi fark etmeyebiliyoruz. Karşı tarafın kelimeleri boşlukta kaybolurken zihnimizde kendi kendimizle konuşmaya başlıyoruz. Konuşmacının söylediklerini yargılıyor, anlamaya çalışmak yerine ona ne öneride bulunacağımızı düşünüyoruz.  Konuşan kişiye odaklanmak ve dinlemek sizin yorum yapmamanız anlamına geliyor. Dinledikleriniz ile ilgili lafa başlamadan önce kendinize bu soruları sormanızda fayda var:

  • Şimdide kalarak –odaklanarak- dinleyebildim mi?
  • Konuşan kişinin söylediklerini yargılamadan dinleyebildim mi?
  • Öneride bulunmak gibi bir niyetim var mı?
  • Konuşan kişinin anlattıklarına kişisel yorumlar kattım mı?

 

  • Göz teması kurun ama abartmayın.

Elbette etkili iletişimin olmazsa olmaz unsurlarından biri göz teması kurmak, mimiklerle dinlediğinizi belli etmek. Göz konsantrenizi etrafta olup bitene ya da akıllı telefonunuza değil konuşan kişiye odaklamanız, uyaranların dikkatinizi dağıtmasını da minimize edecektir. Tabii ki bu doğrudan konuşan kişinin gözlerine kilitlenmeniz anlamına gelmiyor. Aksine odaklanmayı abartmak karşı tarafı rahatsız edebilir.

 

  • Sessizlik sizi ürkütmesin.

Pek çoğumuz konuşmalar arasındaki sessizlikte ne yapacağımızı bilemeyiz. Bu sessiz duraklamalar bizim için konuşanın ne anlatmaya çalıştığını anlamlandırabilmek için bir fırsat olabilir. Konuşmacı durakladığı zaman ne yapacağınızı düşünmek yerine sessizliğin ardındaki gizli anlamları yakalamaya çalışın.

 

  • Sorular sorun.

Karşı tarafın ne anlattığını gerçekten anlayabilmek için, eğer uygun olduğunu düşünüyorsanız, soru sorabilirsiniz: Bunu mu demek istedin?, Bu sana kendini nasıl hissettirdi?

Soru sormak hem aranızdaki konuşmayı canlı tutacak, hem konuşmacıyı devam etmesi için cesaretlendirecek hem de sizin anlatılanlar hakkında daha fazla bilgi toplamanızı sağlayacaktır.

 

Herkesin anlatacak bir hikayesi vardır. Konuşan kim olursa olsun, ne anlatırsa anlatsın sadece dinleyin; dinleyin ve anlamaya çalışın. Anlatılanların size ne sunacağını, sizi nerelere götüreceğini asla bilemezsiniz.