Köşe Yazarları

2014 yılının ekonomik sorunları, yerel yönetimler ve Elektrik Kurumu’nun mali çıkmazları…


 

Girdiğimiz yılın zor bir yıl olacağı genel bir kanıdır. Gerek dünyada gelişmekte olan ülkeler için, gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de 2014 yılının kolay olmayacağı son aylardaki gelişmelerden izlenmektedir.
Türkiye’de meydana gelen her türlü ekonomik sorunların anında KKTC’ye de yansıyacağı gerçeği normal olduğuna göre, öncelikle devalüasyon ve enflasyonun da 2014 de daha yüksek olacağı görülmektedir.
TL’deki son aylarda meydana gelen değer düşüşleri haliyle fiyatları etkilemeye devam etmektedir. En son Cuma günü Türkiye’de açıklanan enflasyon oranı beklenenin üstünde Aralık itibariyle % 7.4 olmuştur. 2013 için hedeflenen % 5 idi. Ekim’den sonra fiyat ve döviz hareketleri sonucu hedef revize edilmiş ve % 6’lara çıkarılmıştı. Gerçekleşen daha yüksek oldu.
Alım gücünün düşmesi ise özellikle KKTC’de piyasayı olumsuz etkilemesi söz konusudur. Üretim maliyetlerini direk etkileyen elektrik, akaryakıt, gaz fiyatlarının artışı ve bunun devamı yıllardan beri donmuş bulunan maaş ve ücretler dolayısıyla zayıflayan alım gücünü daha da zayıflatacaktır. 2014 bütçesinin ek finansman ihtiyacının karşılanması için epeyce gayrete ihtiyaç olacaktır.
Diğer taraftan bazı kurumların Elektrik Kurumu başta olmak üzere, belediyelerin çoğunun özellikle son yıllarda içine düştüğü mali çöküntü ve idaresizlik sonucu aşırı borçlanmalar, yerel yönetimlerin ve kurumların kalıcı önlem almamaları halinde sorunlarının büyüyerek devam edeceği ve Hükümete daha da yük olacakları görülmektedir. Buna rağmen toparlanmak için köklü ve ciddi önlemlerle ilgili tasarladıkları bir plan bir proje halka sunulmamaktadır. Çoğunluğu borç batağına düşmüş ve yasal mükellefiyetlerini karşılayamamaktadır. Hükümetin, yerel kurumlar üzerinde yasal etkisi arttırılmazsa ve belli kurallar çerçevesine konmazlarsa, bu çıkmazlarından kurtulmaları mümkün olmayacaktır. Çünkü özellikle personellerinin hem işveren payı hem de kesilen sigorta ve vergi yatırımlarını dahi son 7-8 yıldan beri yapmayan belediyelerin Başkan’ları ben seçimle geldim söylemleri içinde yetkilerini ve sorumluluklarını aştıklarını görmekteyiz. Bu mantalite ile belediye yetkililerinin seçimle geldi diye her şeyi yapamayacağını, yasalara ve yardım aldığı merkezi yönetime uymak durumunda olduğunu ve kontrolün her kes ve her kurum için geçerli olduğunu, daha sıkı mali kurallar ve yasalar getirilerek, Meclis ve hükümet tarafından zapt-ü rapt altına alınmaları kaçınılmazdır. Kamu reformu projesi çerçevesinde, yerel idarelerin ve kamu kurumlarının da süratle ele alınması kaçınılmazdır. Önceleri belediyeler istihdam yapmadan önce Maliye Bakanlığından onay alırlar ve buna özen gösterirlerdi, ayrıca Bütçeleri her yıl en üst onay makamlarına sunulmadan önce, Maliye Bakanlığının süzgecinden geçer, incelenir, görüş ve onay alınırdı. Sonraları herhalde fazla serbestiyet ve işe siyasetin gittikçe fazlalaşarak karışması, işini liyakat beceri ve siyaseti fazla sokmadan faaliyetlerini yürütme dirayetini gösterebilenler dışındaki diğer Yerel yönetimler ve Kurumlar bu günkü iflas noktasına gelmişlerdir.
Elektrik Kurumu’nun raporlarından, ne büyük bir borç altına sokulduğu ve altından kalkamayacak duruma geldiği açıkça görülmektedir. Kurum raporlarındaki maliyet değişikliği başlığı altında, 2009 yılındaki kws toplam maliyet içindeki akaryakıt bedelinin payı % 37.28 iken, Eylül 2013’de % 68.91’e yükselmiştir. Akaryakıtta ve döviz kurlarındaki artış oranlarının yanında en büyük maliyet yüklerinden biri, tahsil edilemeyen alacaklar dolayısıyla Kurumun borçlanmak suretiyle faaliyetlerini yürütmeye çalışması ve bu borç rakamının toplam borçların % 43’e yakın önemli bir rakam tutması ve bu borçların yüksek faizlerinin gereksiz bir şekilde maliyetlere yüklenmesidir.
Ayrıca raporlara göre, maliyetleri yükselten diğer önemli faktörlerden diğeri AKSA ile yapılan yüksek alım garantisi dolayısıyla fazladan ödenmek zorunda kalındığı ve ödenmekte olan bedeldir. Diğer önemli bir faktör de 4.6.2012 tarihinde TPIC’den alınacak petrolle ilgili imzalanan anlaşmada öngörülen vadeli ödemelerdeki 30-240 gün arası sürelerdeki ödemelerde, kademeli olarak çok yüksek tutulan (bir aylık fiyatla 8 aylık ödemedeki fiyatın) dolar bazında artışı % 78’lere varan fiyat farkının, kur farkları ile birlikte akaryakıt fiyatları ve maliyetlere yansımasıdır. Her halükârda bu iki hususun da gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Diğer bir maliyet yükleyen husus, resmi raporlara ve denetleme raporlarına göre, 2010-2016 dönemi için AKSA’ya, Elektrik kurumunca karşılanamayan PIK yüke göre ödenmesi gereken normalde 51.4 milyon$ olabilecekken, AKSA ile yapılan anlaşma sonucu asgari alım garantisi dolayısıyla yüklenilmek durumunda kalınan meblağın 170.8 milyon$ olduğu ifade edilmektedir. Aradaki farkın 119 milyon doların üstünde olması da önemli bir maliyet yüklemektedir. Ancak bu durumların yaratılmasında Yöneticilerin imzaları vardır. Sorumlulukları da. Maliyetlerin düşürülmesi bakımından bu hususların ilgililerle gözden geçirilmesi şarttır.
Öte yandan son elektrik zamları yapılırken, alınan kararda borçlu olan kesime belediyeler ve kamu kuruluşları dahil 0-120 ay, özel ve tüzel kişilere 0-36 ay arası öngörülen vadeler çok uzun bir vadedir. Bu karar çerçevesinde vadeler tespit edilirken, tahsilatta azami bir yıl veya yakın bir tarihi geçmesi halinde, mevcut sorunu çözemeyecektir. Çünkü uzun dönem tespiti halinde borçlanma devam edecek ve borç sarmalı ile faiz sarmalı içinde ve hakkaniyete uymayan 4.6.2012 tarihli anlaşmadaki vadeli petrol fiyatlarının aşırı yüksekliği ile sorun büyüyerek devam edecektir. Dolayısıyla tahsilat vadelerinin de 0-12 ay arasına sıkılaştırılması ve kamu ve yerel yönetimlerin de bütçelerini ona göre düzenlemeleri veya çok düşük finansman maliyeti bulunması gereklidir. Gelinen aşamada mevcut haliyle bir çıkmaza girildiği ancak bunun hep fiyatlara yansıtılarak değil, yapılan yanlışların düzeltilmesi ile de maliyetlerin hafifletilmesi kaçınılmazdır. Bu haliyle özerkleştirme veya özelleştirme tartışmalarının da pek anlamlı olduğu söylenemez. Bu durumdaki bir kurumu kim alır veya hangi şartlarda özelleştirilir? Eğer Özerkleştirme de yapılacaksa bu durumdaki bir kurum devlet desteği alamazsa ve mevcut yukarıdaki sorunları kurum olarak çözemezse nasıl başarıya ulaşır ve özerkleşmenin ne anlamı olur?
Özerkleştirme safhasına ileride ulaşılması halinde, ise sağlam ve siyasi baskıdan uzak tutacak kurallarla, kurum yönetimini yüklenecek kişilerin ehliyetlerinin belirlenmesi, yanlış icraatların, halkın sırtına gereksiz ve haksız biçimde maliyet ve fiyat yükseltenlerin şahsi sorumluluklarına gidilmesi şartı da konmazsa, sonuç kanaatimce yine değişmeyecektir. Çünkü yönetim sorumluluklarını alanlar, yanlışlarını halka yüklemek kolaylığını gördükleri sürece, muhtemel baskılar veya menfaatler altında yanlışlara devam edecektir.
Diğer önemli bir husus elektrik enerjisinin akaryakıttan uzaklaştırılması yönünde, Türkiye’den kablo ile elektrik enerjisinin getirilmesi ve diğer alternatif enerjiler üzerinde, süratle Türkiye ile temasa geçilerek hem eski anlaşmaların gözden geçirilmesi hem de yeni projelerin uygulanması hususunda daha uzun vadeli çözümler aranmalıdır.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı