ManşetYaşam

14 yaşında ailesi tarafından zorla evlendirilen kadın anlattı

Bu vahşetten başka bir şey değil; “Beni anneme götürün” diye ağlardım


Ailesi tarafından 14 yaşında zorla evlendirilen C.Ç, “Babam, beni okuldan almasıyla birlikte, benden 20 yaş büyük biriyle evlendirdi. Düğün nedir bilmiyordum” dedi.

Haber: Hamidiye Çiftçi – Independent Türkçe

Türkiye’nin birçok yöresinde erken yaşta evlilikler halen bir sorun olarak yaşanmaya devam ediyor.

Yapılan bu erken evlilikler, genellikle evlenenlerin rızası dışında aile büyüklerinin kararıyla gerçekleştiriliyor.

Yoksulluk, eğitim seviyesinin düşük olması, istihdam problemi ve çocuk sayısının fazla olması gibi faktörler, erken yaşta evliliğin önemli nedenleri arasında yer alıyor.

Yani sosyo-kültürel ve ekonomik faaliyetler en büyük faktör olarak karşımıza çıkıyor.

Erken yaşta evlilikler, genellikle yoksul ailelerde daha çok görülüyor.

Ayrıca erken yaşta evlilikler ile eğitim arasında ters bir ilişki bulunuyor. Okuma oranı yükseldikçe, erken yaşta evlilik oranı düşüyor.

Dünyada erken yaş evliliklerine Asya ile Afrika’da rastlanırken, Türkiye’de de çocuk yaşta evlilikler halen birçok yörede bir sorun olarak devam ediyor.

Türkiye ile birlikte 191 ülkenin imza attığı, 1989 tarihinde BM Genel Kurulu’nda kabul edilen, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, erken yaşta reşitlik/ergenlik gibi özel durumlar dışında, 18 yaşın altındaki bireyler çocuk olarak sayılmaktadır.

Türkiye’de yasal evlenme yaşı 18 olmasına rağmen, çocuklar 17 yaşına bastıklarında ailelerinin veya yasal vasilerinin izniyle evlenebiliyor.

16 yaşındaki çocuklar ise ‘istisnai durumlarda ve hayati önem arz eden bir gerekçenin olması şartıyla’ mahkemeden alınan özel izinle evlenebiliyor.

“14 yaşında evlendirildim”

14 yaşında, kendinden 20 yaş büyük biriyle evlendirilen C.Ç, orta öğretim birinci sınıftan babası tarafından okuldan alındıktan sonra evlendirildiğini anlattı.

“Daha 14 yaşındaydım, Düğün nedir bilmiyordum” diyen C.Ç, şunları söyledi:

Evlendikten bir hafta sonra ‘Beni anneme götürün’ diye ağladığımı hatırlıyorum. Arkadaşlarım okula giderken, ben cam kenarında onları her gün izledim. İlk sene çok ağladım. Her gün aileme ne zaman döneceğimi soruyordum, karşımdakiler de gülüyorlardı.

 “17 yaşında iki çocuk annesi oldum”

“Bir ruh hastasıyla evlendiğimi anlamam çok sürmedi” diyen C.Ç, ailesine, her defasında bunu kanıtlamak için çok uğraştığını; fakat bunda başlarılı olmadığını söyledi ve ekledi; Ne yazık ki onu hep affettiler.

17 yaşında iki çocuk annesi olduğunu dile getiren C.Ç, çocuk bakımı konusunda en ufak bir bilgisinin olmadığını anlatarak, “Zaten kendimde çocuktum. Çok kalabalık bir aileye gelin verilmiştim, gelin verildiğim evi bile bilmiyordum” dedi.

“Ailem böyle bir şey yapmış olamazdı”

“Düğün sabahı kendi odamdan yan odaya geçtim. Kapıyı açtığımda gördüğüm manzarayı hiçbir zaman unutmayacağım” diyen C.Ç, şunları söyledi:

Bir odanın içinde 15 kişi yatıyordu. Aynı evde bu kadar kişiyle yaşamak… Bu neydi, diye kendi kendime soruyordum. Ailem böyle bir şey yapmış olamazdı diye beyninde türlü türlü sorular, geçiyordu.

Evliliğinin ilk yılında hamile kaldığını söyleyen C.Ç, hamilelik sürecinin ise kayınvalidesinin hastalığı sebebiyle oldukça zor geçtiğini anlattı:

Kaynanam ağır bir hastalık geçirip yataklara düşünce çok sahipsiz kalmıştım. Eltim gezmeyi çok sevdiği için bütün işler o küçük bedenime kalmıştı. Bir de üstüne geçim sıkıntısı çökmüştü. İki ay sadece evde bulgur pilavı yaptığımı hatırlamıyorum. Hasta kaynanam için nişan yüzüğümü sattık hastaneden öyle çıkardık.

“Bu vahşetten başka bir şey değil”

Eşinin her gün eve alkollü geldiğini, kendisini ve çocuklarını dövdüğünü söyleyen C.Ç, “Evde dayak yediğimizde evdeki herkes seyirci kalıyordu. Çünkü ondan çok korkuyorlardı, kimse ağzını açıp da, bu zulmü niye yapıyorsun, demiyordu” dedi.

“Geceler zehir olmuştu” sözleriyle yaşadıklarını paylaşan C.Ç, eşinin alkol aldıktan sonra gelip, çocukların ağzına yastık koyup, boğmaya çalıştığını söyledi:

Uyumaya korkuyordum, küçük bedenimle. Ya bu gecede sarhoşları eve getirirse ya da bana biri saldırırsa, diye ölüyordum korkudan. Çoğu zaman bodruma saklanırdım. Her gece ayrı bir rezillik yaşadı bedenim. Çoğu gece beni ve çocuklarımı dövüp dışarı atmıştı. Gecelikle komşulara sığınırdım.

C.Ç, “Arkadaşlarınız okula giderken siz çocuk bakıyorsunuz. Hiçbir insanın çocuk yaşta evlendirilmesi taraftarı değilim. Bu bir vahşetten başka bir şey değil. Bunu yasamış bir insan olarak ailemi hiç bir zaman affetmeyeceğim.  Bir insanı diri diri toprağa verilmesi demektir. Bunu yapan ailelere çok büyük cezalar getirilmeli. Bir yaş sınırı konulması gerektiğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

 

“‘Çocuk yaşta evlilik’ aslında bir yaş değil, kültür sorunu”

Çocuk Gelişimi Uzmanı Furkan Aydemir, insanları, 16, 18, hatta 20 yaşına kadar çocuk kabul etmenin modern toplumun bir kurgusu olduğunu söyledi

“Çocuk yaşta evliliğin” aslında bir yaş değil, kültür sorunu olduğunu dile getiren Aydemir, “Günümüz modern toplumlarında ve Türkiye özelinde ise bu konu tipik olarak evliliğe hazır olmayış bağlamında değerlendirilmektedir” dedi.

Aydemir, çocuk yaşta evliliğe dair şu açıklamada bulundu:

Birey evlilik için henüz yeterince olgun değildir. Kişiliği tam oturmamıştır. Çocukluğunu doyasıya yaşamamıştır. Kendini rahatça geçindirebilecek maddi geliri yoktur. En kötüsü de isteksizliğine rağmen ailenin baskısıyla evliliğe sürüklenmiştir. Bunların birleşiminden mutsuz bir evlilik çıkması neredeyse kaçınılmazdır.

Karşılıklı iyi niyet, açık iletişim ve gelişim odaklı bir tutumla erken yaşta evliliğin etkisini atlatabilenler de olduğunu aktaran Aydemir, daha yaygın olanın ise “mutsuzluk” olduğunu vurguladı.

Aydemir, “Daha vahimi ise çiftlerin çaresizliğe kapılmaları ve kötü giden ilişkiyi bitirme gücünü kendilerinde bulamamalarıdır” şeklinde konuştu.

“Zulme uğrayan daha çok kızlar oluyor”

Ataerkil toplum yapısı, kızları daha fazla ezilen konumuna ittiğini belirten Aydemir, “Buna yaş farkı da eklendiğinde zulme uğrayan daha çok kızlar olmaktadır. Ancak eşi mutsuzken bir adamın mutlu olması ne kadar mümkün olabilir?” dedi.

Olgunluk eksikliğinin çocuğa da negatif yansımasının muhtemel olduğuna dikkat çeken Aydemir, “Nispeten geç yaşlarda evlenenler bile geriye dönüp baktıklarında, ebeveynliklerinin ilk yıllarında çocuklarına hatalı davrandıklarını kabul etme eğilimindedirler. İlk yıllarda yaşanabilecek olumsuzluklara rağmen çocuk yaşta çocuk sahibi olmanın bir güzelliği anne-babanın ileriki yaşlarda çocuklarıyla iyi arkadaş olabilme olasılığıdır” ifadelerini kullandı.

 

“Asıl sorgulanması gereken evlilik kurumunun kendisidir”

“Burada okurun zihnine provakatif bir tohum atmak istiyorum” diyen Aydemir, şöyle devam etti:

Asıl sorgulanması gereken evliliğin yaşından ziyade, evlilik kurumunun kendisidir. Anne babanın temel toplumsal görevi, kendi doğrusunu bulması için onun önünü açmak yerine toplumun gardiyanlığını üstlenerek çocuğu inançların, ilkelerin ve normların zindanında tutmaktır. Bu göreve kısa süre sonra okul aracılığıyla devlet de doğrudan katılır. Yurttaşlık, din ve benzeri araçlar üzerinden ötekileştirilmiş insanlar birbirlerine kırdırılır.

“18 yaşın altındaki herkes çocuk kabul edilmektedir”

Çocuk haklarına dair sözleşmeye göre, çocuğa uygulanacak aksi yönde kanun olmadığı sürece, 18 yaşın altındaki herkesin çocuk kabul edilmekte olduğunu hatırlatan Sosyolog Şahin Şancı, “Bireyin soyut düşünceyi de kapsayacak şekilde düşünebilmesi, karar verebilmesi ve sorumluluğunu üstlenerek yaşayabilmesi için bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak belirli bir olgunluğa gelmesi gerekir. Bu da fizyolojik olarak 18 yaşına kadar devam eden bir sürece karşılık gelmektedir” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre, çocuk yaşta evliliklerin bir istismar olarak kabul edildiğini dile getiren Şancı, bu evliliklerin ‘erken evlilikler’, ‘çocuk gelinler‘ ya da ‘çocuk evlilikler’ gibi farklı deyimlerle ifade edildiğini söyledi.

“Ruhsal ve bedensel gelişimleri olumsuz etkileniyor”

Ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlamadan yapılan bu evliliklerin büyük çoğunluğunun, çocuğun bilinçli rızası dışında yapılmasından dolayı ‘erken ve zorla yapılan evlilikler’ olarak da tanımladığının altını çizen Şancı, şöyle konuştu:

Kız çocukları, erkek çocuklarına nazaran çok daha erken yaşta evlendirildiği için bu durum kız çocukları açısından daha ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bu da erken evlilikler çalışmalarının daha fazla kız çocukları üzerine yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Ülkelerin sosyo-kültürel yapılarına göre yaşam şekilleri oluşmaktadır.

Erken evliliklerin beraberinde birçok sorunu da getirdiğini vurgulayan Şancı, evlenen kız çocuğunun ruhsal ve bedensel gelişimlerini olumsuz etkilediğini söyledi.

Şancı, “Gelişme döneminde olan bir çocuk, evlilik ile ağır yük altına girmektedir. İyi bir gelin ve anne olması rolü ağır gelmektedir. Evlilik psikolojik sorunların yanı sıra depresyon ve intiharları da beraberinde getirebilmektedir” ifadelerini kullandı.

“Kadınların fizyolojik özelliklerinden dolayı cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yakalanma olasılığı artmakta ve sağlığı bozulmaktadır” diyen Şancı, sözlerini şöyle sürdürdü:

Gebelik ve doğum her yaş grubunda riskli iken, çocukluk döneminde bu durum daha bir riskli olup ölümlere yol açabilmektedir. Çocuk evlilikler, çocuğu aile ve arkadaşlardan ayırmakta, ev içi şiddette maruz bırakmakta, gelişimlerini, eğitimlerini, sosyal ve mesleki alanda sahip oldukları olanakları tehlikeye atmaktadır.

“Erken evlilikler, toplumun sosyal yapısıyla ilişkili”

Erken evliliklerin, ekonomik yetersizlikler, eğitim eksikliği, geleneksellik ve dini inanışlar gibi çeşitli sebeplerle ortaya çıktığını belirten Şancı, “Bunlar arasında en öne çıkan toplumun sosyal yapısıyla ilişkili nedenlerdir. Öğrenim durumu düşük ailelerin çocuklarının da çoğu durumda benzer bir öğretim durumuna sahip oldukları ve erken yaşta evliliklerin daha sık olduğu gözlenmektedir” şeklinde konuştu.

Bazı kesimlerde kızların öğrenimlerini tamamlamalarının gerekli görülmediğine dikkat çeken Şancı, “Ergenlik dönemlerinde genellikle kız çocuklarının eğitimleri, aileleri tarafından nişanlanma veya evlendirilme gerekçesiyle yarıda kesilmektedir” dedi.

Şancı, bazı ailelerde ise kız çocuklarının ‘ekonomik bir yük’ olarak görülmekte olduğunu aktardı:

Sofradan bir tabağın eksilmesi düşüncesi bile bu tarz evliliklerde teşvik edici bir unsur olabilir. Bir de bu duruma ‘başlık parası ‘ adı altında kendilerine biçilen değer karşılığında ekonomik yükü hafifletmede ve aileye gelir getirme anlayışı eklenince durum daha vahim boyutlara ulaşmaktadır. Dini inanışlarda bu durum üzerinde etkilidir.

Şancı, “Geleneksel aile, kız çocuklarının kendilerine belirli bir süre için emanet edildiğini ve kızının asıl evinin eşinin yanında olduğunu düşünmektedir. Kız çocuklarının erken evlendirilmesi gelebilecek cinsel taciz ve şiddetten korunabileceği düşüncesi de bir etken olarak durmakta” şeklinde konuştu.

“Erken yaşta evlilik, insan hakkı ihlalidir”

Çocuk‘ ve ‘evlilik‘ kelimelerinin aynı cümle içerisinde geçmesi bile insan hakkı ihlali olduğunu belirten eski Van Kadın Derneği (VAKAD) Başkanı ve Kadın Aktivisti  Zozan Özgökçe, ‘çocuk’ kelimesi ile kullanılacak en son kelime bile olamayacağını söyledi.

“Çocuklarla evlilik, cinsel ve duygusal istismar demektir” diyen Özgökçe, şu ifadeleri kullandı:

Bir insanın geleceğinin, duygu dünyasının gasp edilmesi demektir. Çocuğun düşünce dünyasını pranga altına almak demektir. Kadın örgütlerine gelen aile içi şiddet vakalarında ve ülke verilerinde çok net olan bir şey aile içi her türlü şiddetle karşılaşan kadınların büyük bir çoğunluğu küçük yaşta zorla veya yumuşatılmış biçimi ile görücü usulü ile evlendirilmiş kadınlardan oluşuyor.

Özgökçe, “Bunu VAKAD’ın sığınma evindeki deneyimlerimizden ve kadın dayanışma merkezine başvuran kadınların evlilik yaşları, evlenme biçimleri, çocuklarının yaşları ile kendi yaşları arasındaki yaş farklarından görebiliyorduk. Çeşitli veriler var bu konuda. Ama tabi verilerin güvenilirliği tartışılır. Ülkemizde cinsiyete dayalı veri sistemi henüz iyi oturmuş değil. Ayrıca çocuk yaşta evlendirilen çocukların ‘medeni durumu’ ndaki değişiklik kayıtlara geç(e)miyor” dedi.

“Çocuk yaşta evlendirilmelerin evlilik yolu meşrulaştırılıyor”

Erken yaşta evliliğin birçok nedeni olduğunu dile getiren Özgökçe, “Başlık parası, yaygın olan namus algısı, kız çocukların ve kadınların bu toplumdaki değersizliği, toplumsal cinsiyete dayalı roller (kadınların ev, çocuk bakımı gibi işlere hapsedilmek istenmesi vs.) gibi sebepler çocuk yaşta evliliklere bahane olarak gösterilebiliyor” şeklinde konuştu.

Özgökçe, “Daha başka benim gördüğüm az olmakla birlikte ‘berdel’ denilen kan parasına karşılık, aileler arasında husumet çıkmaması için bekar kız çocuğunun zorla evlendirilmesi, ölen anneden sonra babanın kendisine ‘eş alma’ karşılığında bekar kızını karşı taraftan biri ile evlendirilmesi şeklinde olabiliyor” ifadelerini kullandı.

Feminist örgütlerin, bağımsız feministlerin bu konuda yıllardır çalıştığını hatırlatan Özgökçe, “Hatta gündemleşmesi bu örgütler sayesinde” diye vurguladı.

Gerek iç hukuk gerek uluslararası hukukta yasak olmasına rağmen bu evliliklerin hayata geçtiğine dikkat çeken Özgökçe, son olarak şunları söyledi:

CK madde 103’ün yeniden gündeme gelmesi de çocuk yaşta evlendirilmelerin evlilik yolu ile meşrulaştırılması anlamına geliyor. Birazcık vicdanı olan bir insanın bu evliliklere toptan karşı olması gerekir ve kız çocuklarının küçük yaşlarda okullarda gittikleri kurslarda bu konuda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Okullarda okullara devam etmeyen kız çocuklarının takip edilmesi gerekmektedir. Devlet isterse bu sorunu çözebilir ve çocuk yaşta evlilikleri engelleyebilir. 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı