Röportaj

“Zaman geçinca sevdim gendini’’






Ali Atamer: Sevgli Akbeller çifti kısaca sizi tanıyalım.

M. A: 1938 de Baf kazasının susuz köyünde doğdum.
N. A: Ben de 1930 Aynı köy doğuluyum.

Ali Atamer: Baf’ın bağları, tatlıları güzellikleri birçok şarkıya kitaplara konu olmuştur.

M.A: İnsana köyü güzel gelir. Ama zorlukları da vardı elektrik yoktu. Çamaşırlarımızı küllü suyunan yıkardık. Küplerimiz vardı içine kül korduk. Eleğin altına düşeni alır gorduk küpün içine, üstüne de gorduk su. Garıştırırdık bırakırdık gendini bir gece. Ertesi gün kül otururdu altına üstünde galan duru suyu kullanırdık. Tür tür tüterdi bembeyaz olurdu çamaşırlar. Bafın tatlıları da çok meşhur tabii. Gullirigya tatlısı çok güzeldi.
N.A: Evin tek evladıyım. Köy de Davarımız, harnıp, zeytinimiz vardı. Kolakas, fıstık yetiştirirdik. Çiftlikte yaşardım. Zengin bir aileydik. Annem büyüttü beni. 1943 de eski İskelede Amerikan akademide 3 sene okudum. Dedim okumaycam işleycem. O zaman iş yok. 1945 de harp bitti ne arar para ya da iş. 1947 de İngiliz askeri yazıldım paralıydı diye. 2 şilin günde verirlerdi askerde. Yarım şiline alırdın bir okka et. Ama gençliğimi iyi yaşadım be Ali.
M.A: Garılarınan düşüp kalkmayı dersan oğlum hepsi bunda var. Nejat hayatını yaşadı.

Ali Atamer: Nejat bey eşinizle aranızdaki yaş farkı sorun oldu mu?

M.A: Çocuktuk.
N.A: Çocuk mocuk oynaşırdık yahu. Serpilmiş bir kızdı. Gözü gönlü tok olunca insanın ister doğru güzel bir yola girsin. Ben balıkçıya benzerdim benim olta hiç boş çıkmazdı. Usandıydım artık gittim aldım Müsteydeyi.

Ali Atamer: Görücülük-Dünürcülük adetleri.

M.A: Allahın emrine istediler. Sen da bir kere de verin.
N.A: Adet madet yok. Daha önceden iş bişmiş ise olur. Biz işi bişirdiydik yahu. O zaman söz ila alırdın kızı. Söz verdi sana biri senet sayılırdı.

Ali Atamer: Nikahınızı neden erken kıydınız?

N.A: İmam Mustafa hafız Memed gitti kasabaya danıştı evkaf memuruna. Memurda dedi gendine ‘’13 gün sonra medeni kanunu geçecek onun için halledin hemen’’. 1950 de medeni kanun geçmeden izinnameynan gıydık nikahı..
N.A: Ben da mutfağın kapısının deliğinden bakarım. Masa sandalye daşır bir hayle insan. Meğerlim düğün hazırlıkları başladı. Benim haberim yok. Neysa bordo elbise geydirdiler bana. Gelecek bir adam sana soru soracak sen sadece gıy deycen. Ben da derim ama neyi gıyacayık. Garışma derler bana. Rahmetli Hasan Yusuf dayı geldi 3 defa ‘’kefilin olayım nikahını gıyayım mı’’ dedi bana. Ben da ‘’gıy’’ dedim. Ertesi gün da bebek oyunu oynarım havlıda gaynanam geldi gördü beni. Annem da der bana ‘’ganyanan geldi’’. ‘’Ne gaynanası yahu ceylan abadır’’ derim ben. Nejat dayınız da gelirdi beni görsün bağırırdım gendine korkardım gendinden. Oramı buramı sıkıştırırdı.

Ali Atamer: Daha sonraları birbirinizi nasıl sevdiniz?

N.A: Zaman en büyük ilaçdır.
M.A: Sevgimiz terazide eşittir. Biraz zaman geçinca sevdim gendini. Güvendim gendine. Hem ısındık gaynaşdık anladık ki 60 sene galacayık bir yastıkta. Evdeki haline bakarsaydın Nejat dayının dışarıdaki dedikodulara inanmazdın ama ne bileyim dışarıda çapkınlık yapar mıydı?.

Ali Atamer: Baf kasabasında yapılan düğünler dillere destan olurmuş.

N.A: Nikahtan 3 buçuk sene sonra yaptık düğünü
M.A: 1 hafta yemeli içmeli oldu. Davulcu topuzu vurduğunda davula insanlar anlardı ki yeme içme var herkes davulcunun arkasına düşerdi. Pazartesi çalgıcılar, gelin onarıcısı toplanırdı. Ertesi gün gelin hamama giderdi. Açık pembe bir elbise geyerdik. Çarşamba yeşilli elbiseynan alaya gidilirdi. Perşembe günü beyaz gelinlikli tekrar alaya giderdik. Gecesi güveyinin evine gidilirdi. Cuma sabah paça yapılırdı. Havlıda toplanırdık. Gene beyaz gelinlik geyerdim. Kına gecesi borda elbise geydim.
N.A: Eğlence güzeldi. Gadınların kemanecisi Marko isminde kör biri ve Müntifiye adında da döplekçisi vardı. Kukla( Ayluka) köyünden Zafro adında erkekler için oyun havaları çalan biriydi bu adam. Davul zurna ise her şeyin süsüydü. Büyük kazanlar dolusu herseler ve kolakaslar yapılırdı.

Ali Atamer: Nejat bey mücadele yıllarında köyünüzü terk etmek durumunda kalmışsınız.

N.A: 1954 de İngiliz üslerinde iş aldım. Kendi otobüsümle iş yapardım. Ama bu arada duyardık insanlar öldürülür yollarda bellerde. Neysa be Ali Mayıs 1958 de EOKA broşür dağıtırdı ben nerde görülürsam öldürülecektim. İngiliz komutanlar çağırdı beni içeri. Bana olayı anlattılar ve seni buldukları yerde öldürecekler dediler. Broşürde Türkler Rumlara garşı teşkilat gurmaya çalışır ve ben da bunun içindeymişim diye yazar. Benim halbuki haberim yok. İngiliz da beni kollamaya çalışır. Dedim Müsteyde hanıma daşınmak zorundayık Piskobuya. 1 haziran 1958 de daşındım. EOKA vuracak bizi napacayık kaçtık. Çoluk çocuğum vardı onları düşünmek zorundaydım. Bir gün Halit kazım efendi zamanın zengin tüccarlarından geldi dedi bana ‘’ne gaçtın köyden’’ ben da durumu anlattım. O da dedi bana ‘’gel köye da sana silah vereceyik hiç korkma’’. Ve böyle gelişti olaylar.

Ali Atamer: 60 yıl karşınıza çıkan zorlukları aşmayı nasıl bildiniz?

M.A: Nejat işine giderdi ben çocuklarıma bakardım. Saygı duyarak zorlukları aştık. 5 tane çocuk ettik. Hiçbir sıkıntımız dışarı sızmadı. Şikayet yok ağlama yok. Her şeyi evde gendimiz gonuşarak hallettik. Acısıyla tatlısıyla gonuşarak sevişerek bugünlere geldik.
N.A: Eşim çok anlayışlıydı. Çocuklarıma ve ona çok iyi bakamadım çünkü o dönemler teşkilat durumları vardı. Ama vatan önce gelirdi sonra ailem. Şimdi da öyle.
M.A: Bir yer gidemezdik gezemezdik. Ama ne yaptığını bilirdim. Evde silahlar gömülüydü saklarlardı havlıya sesimi çıkarmadım. Eğer anlamasaydım ne yaptığını vallahi kavga çıkarırdım. Nere giden gece vakti deycektim gendine. Görürsem birceğez hanımla gendini zordur işi. Ben o zaman ona öyle imkan vermedim. Eskiden her akşam bir gonyacık içerdik da yatırdık. Evden çıkmadan hala daha beni öper hatırımı sorar. Anlarım ki sever beni Nejat dayın çok kibar adamdır. Sevgi azalmasın yeter ki.
N.A: 60 sene idare ettik bir o gadar daha idare edeceyik sanırım.







Başa dön tuşu