Köşe Yazarları

Yüzeysellikte boğuluyoruz






Teknolojik gelişmeler farklı fikirlerin yayılmasını, dünyanın bütünleşmesini hızlandırırken,  dikkat edilmezse, ortaya çıkan  yeni yapı yeni tehlikeleri gündeme getirmektedir. Bu tehlike, sığ bakış açısının yaygınlaşması dır.

Günümüzde birçoğumuz  ,konulara daha geniş bir çerçeveden bakmak yerine, yüzeysel, basmakalıp tekrarlarla yorum yapmaya başlıyoruz.

Caddelerde, sokaklarda, seyahatlerde, kitap yerine, cep telefonlarında , bilgisayarlarda zamanımızı harcıyoruz.

Sosyal Medya denilen denizde, doğruluğu kesin olmayan haberler ve paylaşımlar arasında kayboluyoruz.

İnsanlığın kültürel anlamındaki gelişimini bilmek, dünyayı tanımak için çok önemlidir.

Kültürel gelişim, insanlık tarihinin ortak mirasını bilmekle mümkün olabilir.

Eski Yunan, Mısır, Çin, Hint ve diğer uygarlıkların gelişimini bilmeden, insanlık tarihinin ortak değerleri anlaşılamaz.

Millattan önce, eski Yunanlılar, atomun parçalarını açıklamaya çalışırken, kurdukları felsefe okulları ile, özgür düşünceyi yaymaya çalışırken, o dönemde de yaptıklarına karşı çıkan insanlar vardı. Ancak İnsanlık Tarihinde, doğru düşüncelere karşı çıkanlar değil, mevcut sisteme kafa tutanlar , yer almaktadırlar.

Ortaçağ’da bile dünyanın düz bir tepsi gibi olduğuna inananlar çoğunluktaydı.

Dünyanın yuvarlak olduğunu savunanlar, mahkemeler yoluyla, cezalarla yıldırılmak isteniyordu.

21 Haziran 1633 tarihinde İtalyan gök bilgini Galileo Galilei, engizisyon mahkemesinde dünyanın döndüğüne ilişkin tezini inkara zorlandı.

Altmış yaşındaki Galilei 1633’te Engizisyon mahkemesine çıkarıldı. Dava yirmi gün sürdü, Galilei güçlükle kendini savundu. Diz çökerek Kopernik öğretisinden vaz geçtiğini kabullenmek zorunda kaldı. Kalkarken ayağını yere vurarak {Eppur si muove} (Yine de dünya dönüyor) dediği söylenir.

Galileo gibi insanların mücadelesini bilmeden, Kristof Kolomb’un meraklı maceracılığını okumadan, Einstain’in hayatını, yaşadığı zorlukları, fikirsel temeldeki aykırı görüşlerini incelemeden, bu dünya hakkında, yüzeysel bilgilerle bir yere varılamaz.

Dünyayı değiştiren insanların hayatları, üç beş kelime okuyarak kavranılamaz.

Milliyetçiliğin ortaya çıkış koşullarını bilmeyen, bu kavramın, hangi sınıflara hızmet ettiğini anlamayan insanların çevremizde milliyetçiliği savunmaları da  , yüzeysel bilginin kaçınılmaz bir sonucudur.

İletişim çağında, istenirse, derinlemesine bilgi edinme şansı çoğalmıştır. Ancak bu bilgiye neden ve nasıl ulaşılacağı konusunda yol göstericilere ihtiyaç vardır.

Teknolojinin geliştiği ülkelerde, eğitimin ana hedefi, sorgulayıcı eğitim modelini yaratmaktır.

Böyle ülkelerde, mesleki okullara küçük yaşlardan itibaren, yönlendirme yapılmaktadır. Ancak bu yönlendirmenin yanı sıra, okullarda felsefi eğitim ve insanlık tarihi de öğretilmektedir.

Ülkemizde ise, çocuklar yarış atı gibi, yüzeysel bilgilerle zehirlenmekte, analiz ve sentez özellikleri daha küçük bir birey iken köreltilmektedir.

Üniversite eğitiminde ise, sonuç trajediden başka bir şey  değildir.

Ortalık, diplomalı, niteliksiz genç insan yığınlarıyla doludur.

Çare, yüzeysel bilgi yığınlarını ortadan kaldırmak, okumaya araştırmaya önem veren insanları öne çıkartarak, sorgulayıcı bir toplum modelini yaratmaktır.

Ancak, görülen o ki, bu hedefe ulaşmak, her geçen gün zorlaşmaktadır.







Başa dön tuşu