Köşe Yazarları

YÖNETİMDEN DEVLET OLMAYA GEÇMELİYİZ!



Cyprus Mail” gazetesi yıllar yılıdır tarafsızlığıyla ciddiyetini dolayısıyla haber ve yorumlarında güvenirliliğini kanıtlamış, 1945’lerden beridir Rum tarafında İngilizce yayınlanan bir gazetedir.. (Hâlâ İyi hatırlarım: Mağusa’da Lefkoşa’da daha sabah sekiz olmadan gazete dağıtıcıları yollara caddelere çıkarlar, “Elefteria, Ethnos, Cyprus Mail, Halkın sesi, Hür Söz” diye çığırırlardı)

Geçen gün benim için türlü çeşitlisiyle hâlâ “kırk ambar” esamesindeki sosyal medyadaki haberleri parmaklayıp tıklarken, sözünü ettiğim Cyprus Mail gazetesinin KKTC’e yönelik bir “haber yorumuna” tosladımdı..

Tahmin edileceği gibi Gazete KKTC ile ilgili yorumunda koronavirüsün yarattığı dalgalarda boğulmakta olan ekonomimizmden söz ediyordu..

Kısaca gazetenin vaziyetlerimize yönelik yorumu iç açıcı değildi. Şöyle ki zaten bütçe darlığı içinde olan Türkiye’nin istese de bizim batağa saplanmış ekonomimizi daha doğrusu “sıcak para” ihtiyacımızı karşılamasını mümkün görmüyordu!..

ZATEN bunu biliyorduk da “inşallah yanlış biliyoruz” diyorduk. Çünkü eğer Ankara KKTC’nin kaderini tümden Türkiye’ye fatura etmiş sadık bendesi Tatar Hükümetini elinden tutup ayağa kaldırmazsa, çok zor günlerin arifesindeyiz diyebiliriz! Denecek ki “hamalın zoru çatlayana kadardır..” Zaten çoktan çatlamışız ki yeni krizler vız gelir tırıs gider..”

O kadar değil ama! Çünkü bu virüsün yarattığı “zarar ziyanları” olağan sürece geçildiğinde kısa sürede izale etmek, kayıplarını kapatmak TC’den akacak fakat bu kez daha okkalı “parasal katkıyı” gerektirecektir ki TC’nin de içinde bulunduğu darlıkta mümkün değildidir!

Dolayısıyla bundan sonra ne Kamu görevlileri öyle 13. maaşlar yada kılı kırk yaran hesaplamalarda hayat pahalılıklarıyla ek mesailerini  almaya devam edebilecekler… Ne de Hükümetin başı her sıkıştıkta Ali’nin külahını Veli’ye Veli’ninkini Ali’ye giydirme operasyonlarıyla zevahiri kurtarabileceklerdir…

“Hadi canım” demeyin. Eğer durum vaziyetlerimiz Cyprus Mail gibi bir gazetenin de dikkatini çekmişse önümüzdeki günlerin ekonomik ve mali yönden çok daha zor geçeceğine bugünden kendimizi alıştırmak zorundayız… ***

PEKİ diyorum: Durum vaziyetlerimizin vahameti dışımızdaki medyanın bile derdi haline gelmişse bu dönemleri en az zararla nasıl atlatabiliriz?

Başka ülkelerde bu olağanüstü koşullar söz konusu olduğunda “kriz masaları” kurulur.. En tepedeki Cumhurbaşkanlığı makamından Hükümete ve meclis iradesini yansıtan siyasi partilere.. Artı Sivil toplum örgütlerine varıncaya kadar.. Adına “ulusal” dediğimiz “olağanüstü” tedbirler alınır, zaten bazı ülkelerde bunu görüyoruz…”

Çünkü sorun mesela Tatar Hükümetinin yetki ve sorumluluklarını aşmış klasik vurgulamasıyla “ulusal nitelikli olmak yada olmamak’ meselesi” haline gelmiştir…

FAKATT!  Yaşadığımız bu gerçeğe karşın biliyoruz ki “böylesi bir dünyasal krizi en az zararla savmak için toplumca yine kader birliğine varamayacağız!” Hatta Hükümetin çaresiz.. Toplumun ise çaresiz hükümetinden dolayı mağdur ve mazlum duruma düşmesinin de asla önüne geçemeyeceğiz!.

Çünkü kaç zamandır memleketin “Muhalefet kanadı” zaten Hükümetin böyle bir çaresizliğe düşmesini bekliyordu ki Hükümet de düşsün! “Bu kötü bir  faraziyedir” demiş olsanız da bu anlattıklarımı uyurken rüyamda görmedim! Yaşadım, yaşadık, yaşıyoruz!… Çünkü “iktidar” olma hayali öyle bir virüstür ki KKTC’nin iflası pahasına gözlenen “siyasi iktidar değişimlerini” bile yaratacak kadar!

Hem de “bu virüslü koşullarda bile!..” Hatta “Türkiye’den sıcak para akışının devam edip etmeyeceği bilinmediği halde!.. DOLAYISIYLA bundan sonra işyerlerinin açılmasından okulların tedrisata başlamasına.. Turizmin saç ayaklarından biri olan otellerin yeniden faaliyete geçmesine.. Tarım sektöründe ürünler elde kalsa da üretmeye devam edilmesine.. Sanayide mutlaka yeni atılımların gerçekleşmesine…

Varıncaya kadar “KKTC’de devinimin sürmesi, tutun ki yakılan Devlet meşalesinin söndürülmemesi için tek hedef olmalıdır. Ki böylesi günler ancak öylesi “ulusal ruhla” aşılır.. Hamaset yapmıyor ve soruyorum: PEKİ kim “yaratacak” bu “ulusal birlik ve beraberliği?” Tatar, Özersay Hükümeti mi? Siyasi partilerin kapılarını, “haydi arkadaşlar, bugün sen ben günü değil, biz bizler günüdür.” “Bu dünyasal zorlukları aşma günüdür..” “Ulusal seferberlikle kenetlenmemizin günüdür… Mü diyecekler? Pööö!***

İŞTE “Başkanlık sistemini” bu nedenle istiyorum..

Ki biz ne küçük Amerika’yız ne Almanya, İngiltere… Ne de ve “pek tabi” dediğimizce Afrika’nın Baluba kabilesi…

Bu nedenle diyorum: “Yanıbaşımızdaki Rum toplumuna bakmak yeter de artar bile. Eğer “Başkanlık sistemlerinden” bir şikâyetleri yoksa  denenmişliğinin de avantajını beleşinden kullanarak kendimize adapte edebiliriz!

Yeter ki “böylesi koronavirüs felaketleri” karşısında bile cici demokrasiye sığınarak her kafadan bir ses bir öneriyle ahtapotlar gibi kendi kendimizi yemeyelim!

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı