En Üst

23 Kasım 2017

Yetmez ama gerekli

Haber İçi Üst
Haber Yazı İçi

Demokratikleşme süreci, sonsuz bir tren yolculuğuna benzer. Her istasyonda yeni bir demokratikleşme paketi açmak gerekir. Türkiye (ve bizler) çok istasyon ıskaladık. Bari bundan sonra ıskalanmasın.
Bunun, kuşkusuz, en kestirme yolu, bir kılıç darbesiyle Gordion düğümünü çözmektir. Yani yeni “sivil” bir anayasa yapmaktır. Ama öyle görünüyor ki, toplum buna henüz hazır değil. Yedi-sekiz yıldır “yeni anayasa” diye bir sakız çiğneniyor ancak sonuç yok. Bir süre daha paketlerle idare edeceğiz.
Yapılabilecek en iyi iş, bu hafta açılan paketi yok var saymak yerine, bir sonraki paketi tartışmaya başlamaktır. Paket için “doğura doğura dağ fare doğurdu” demenin bir yararı yok. Babaannemin dediği gibi “sıçanın sidiği bile denize faydadır”. “Paket, içi boş bir kabaktır” gibi sözler de kabak tadı vermeye başladı.
Evet, yetmez ama var olanı yan cebe koyup daha fazlasını talep etmek en mantıklı yol gibi görünüyor. “Ceberrut devlet” anlayışından uzaklaştıran her adımın desteklenmesi gerekir. Ta ki “aslolan insandır” görüşü hakim olsun. Her şeyin merkezine “birey” konmadığı sürece demokrasiden söz etmek karada balık avlamaya çalışmak gibidir.
Birtakım harflerin kullanılmasını yasaklamak bana komik geliyor. Böyle bir yasağın yeryüzünde başka bir ülkede olduğunu da sanmıyorum. Latin alfabesinin kullanıldığı bir ülkede “Q, W, X” harflerini yasaklamak aklın havsalanın alacağı şeyler değil. Gülerler adama.
O bir yana, bu yasa çifte standart ölçülerine göre uygulanılıyordu. Yani ikiyüzlülük yapılıyor ve ayıp oluyordu. Alex de Souza Türkiye’de sekiz sene futbol oynadı ve formasının arkasında haklı olarak “Alex” yazıyordu. Kimse de kendisine gidip “Kardeşim, şu ‘X’ harfini kullanmak bu ülkede yasaktır. Adını “Aleks” olarak yazmalısın” demedi.
Ne var ki bir Kürt, adını bu harflerden biriyle yazmaya kalkıştığı an kanun boğazına sarılıyordu. Sonunda beraat etsen bile yıllarca mahkemelerde sürünmek yanına kalıyordu. Türkiye’de “nevruz” kelimesini “newruz” veya “nowruz” yazdı diye polisten dayak yemiş ya da hapse atılmış insanlar var. Ondan sonra da “paket, kabaktır” gibi lâflar.
Pakette en çok itiraz edilen konulardan biri, çocuklara okullarda her sabah okutulan andımızın kaldırılmış olmasıdır. Hani şu “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan ant. Niye karşı çıkıldığını anlıyor ve anlayışla karşılıyorum. Ancak bu görüşe katılmıyorum.
Önce, andın doğuşuna bir göz atalım. Ant 1933 yılında genç Maarif Nazırı Reşit Galip tarafından kaleme alınıp devreye sokulmuştu. O yıllarda bu tür törenler/ayinler pek modaydı. İtalya’da Benito Mussolini, Almanya’da Adolf Hitler, Sovyetler Birliği’nde Yosif Stalin iktidardaydı. Bu liderler kendi ideolojilerini özellikle de gençlere benimsetmek amacıyla çeşitli törenler icat etmişlerdi. Hep bir ağızdan söylenen yemin töreni de onlardan biriydi. Almanya’nın etkisi altında bulunan Türk aydınları da ona benzer şeyler yapmayı uygun görmüşlerdi. Yeni bir millet oluşturma sürecinde olan Türkiye liderliği, bu tür törenleri kendi amaçları açısından yararlı bulmuşlardı. Sonuç olarak diyebiliriz ki bu tür törenlerin Faşistik veya Stalinist bir alt yapısı vardır.
Daha sonra bu tür törenler, sözü geçen ülkelerde kaldırılmış ama Türkiye’de sürdürülegelmişti. Günümüzde toplumlar, giderek çok kültürlü ve çok etnisiteli entitelere dönüşmüştür. Bu nedenle çoğunluğun, azınlıklara karşı daha hassas olma zorunluluğu vardır. Türk kökenli olmayan çocuklara, her sabah “Türküm” dedirtmek ne denli doğrudur?
Bu andın yararlı olduğu ise henüz görülmemiştir. 80 yıldır, her sabah “doğruyum, çalışkanım” diye haykırıyoruz ama ne kadar doğru, ne denli çalışkan olduğumuz meydanda. Kendi kendimizi daha fazla kandırmaya gerek yoktur. Kanımca, son cümle de ters söylenmeliydi. Şöyle ki “Türk varlığı çocuklarımıza feda olsun” şeklinde olmalıydı. Bence kaldırılması isabetli olmuştur. (Yarısı Türk olmayan futbolculara her maçta İstiklâl Marşı’nı okutmak da, kanımca, yersizdir. Koyun, kaval dinler gibi Marşı dinlemeleri komik oluyor. Marş sadece milli maçlarda okunmalıdır.)
Paketin önemli eksiklikleri vardır. Bir sonraki paketin bir an önce gündeme gelmesini ve aşağıdaki hususları içermesini dilerim:
1. YÖK üniversiteleri kontrol etmek için uydurulmuş bir kurumdur. Bilim ve düşünceler denetim altına girecek kavramlar değil. Bu nedenle YÖK’ün ya lağvedilmesi veya kökten revize edilmesi gerekir.
2. Bir üniversiteye Hacı Bektaş-ı Veli adının verilmesi, Alevilerin ağzına sürülmüş bir parmak baldır. Tatmin etmez. Cem evleri sorununa bir çare bulunmalıdır. (Nefret suçunun oluşturulması azınlıklar için olumlu bir gelişmedir. En erken bir zamanda yürürlüğe konmalıdır. İnşallah ipe un serilmez.)
3. Heybeliada Ruhban Okulu’nu açacak bir formül bulunmalı. Bu iş çok uzadı ve cıvıttı.
4. Bir kişinin ana dilini öğrenmek için niye paralı özel okullara gitmesi gerektiğini anlamak oldukça zor. Azınlık dilleri, devlet okullarına seçmeli ders olarak konmalıdır.
Çözülmesi gereken başka sorunlar da var ama hem yerim dar hem yenim. Evet, paket yetersizdir ama gerekliydi.

Yazar Hakkında

Haber İçi Alt
canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis danışman canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis kritik, bahis